Elli yıl sonra dünyada adımızı bilen kimse kalacak mı? Hangi sokaklarda yürüdüğümüzü, neye güldüğümüzü, hangi mücadelelerden geçtiğimizi hatırlayan biri olacak mı? Pek sanmıyorum. Biz nasıl beş yüz yıl önce yaşayanları adlarıyla değil müzelerde, tarih kitaplarında, bir çömleğe bırakılmış parmak izinden tanıyorsak, gelecekte de bizi öyle tanıyacaklar.
İnsan tarihe adını değil izini bırakıyor. Bir gün bizim kahve fincanlarımız, düğün fotoğraflarımız da bir müzede, "Bunlar neye sevinmişler?" diye sorduracak. Aslında bugünü doya doya yaşamak için güzel sebepler bunlar. Medeniyet dediğimiz şey de bu, isimleri unutulmuş insanların yaşama sevinciyle bıraktığı izler. Göbeklitepe'de dev taşları dikenlerin adını bilmiyoruz, ama onların bir araya gelme, inanma, kutlama istekleri on iki bin yıl sonra bile bize ulaşıyor. Keşke onları görebilseydik. Zaman yolculuğunu kim yapmak istemez ki?
Osman Koray Ertaş ve Mehmet Uğur Esin
Diplomatik zarafet
Medeniyetleri anlatmak, bir ülkenin kendini anlatma biçimi aynı zamanda. Kültür diplomasisi tam olarak bu. 15 Ekim akşamı Londra’da, Timewalk Deneyim Müzesi’ndeki resepsiyonda Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş’ın yaptığı konuşma bunun güzel bir örneğiydi. Büyükelçimiz Türkiye'nin içerik üretimi ve yaratıcı endüstrilerde güçlü bir oyuncuya dönüştüğünü, bu sergiyi Londra'da başlatmanın isabetli bir adım olduğunu söyledi. Ardından ancak bir diplomatın zarafetiyle söylenebilecek bir not düştü: Medeniyetleri kendi yerlerinde görmek bambaşka bir hikâyedir. Konukları Göbeklitepe'yi Şanlıurfa'daki asıl yerinde görmeye davet etti. Hem ev sahibini kutlayan hem de Türkiye turizmine kapı aralayan, çok ince düşünülmüş bir cümleydi.
Bu resepsiyon için Londra'ya giden bir grup gazeteciyle ben de oradaydım. Londra'da iz bırakan Türklerin sayısı her geçen gün artıyor. Ama dünyaca ünlü British Museum'un, Tate’in, V&A'nın şehrine müze kurmak başka bir cesaret istiyor. Ayasofya ve Efes deneyim müzelerinin yaratıcısı DEM Müzecilik, ilk yurt dışı yatırımı olan Timewalk’ı temmuz ayında ExCeL’deki Immerse LDN’de açtı. Şirket bu proje için 22 milyon sterlin, yani yaklaşık 1,5 milyar TL harcadı. Göbeklitepe’de başlayan yolculuk Babil, Antik Mısır, Maya ve Rapa Nui’ye uzanıyor. Mekânda 200'e yakın projeksiyon cihazı çalışıyor, sesli rehber 25 dilde hizmet veriyor. Türkçe anlatımı ise Selçuk Yöntem ve Devrim Yakut seslendirmiş.
Eda Bildiricioğlu
İçeri girdiğiniz an klasik bir müzede olmadığınızı anlıyorsunuz. Beş ayrı salonda beş ayrı dünyanın içine giriyorsunuz. Ayaklarınızın altından nehirler akıyor, Babil'in kapıları önünüzde açılıyor, Nil'de güneş batıyor, Rapa Nui'nin dev taş yüzleri karanlıkta beliriyor. Bir anda Büyük İskender ile burun buruna geliyorsunuz. Selçuk Yöntem'in sesi sizi bir uygarlıktan ötekine taşırken insanlık tarihinin birbirine ne kadar bağlı olduğunu bir kez daha fark ediyorsunuz. Anlatının bilimsel tarafı da ihmal edilmemiş. Babil bölümünde University College London’ın (UCL) Eski Yakın Doğu Tarihi emekli profesörü Eleanor Robson, Göbeklitepe bölümünde ise kazı başkanı Prof. Dr. Necmi Karul danışmanlık yapmış.
Bu hikâyenin arkasında Mehmet Uğur Esin var. Elektrik-elektronik eğitimi alan Esin'in 1991'de kurduğu Astel, 90'larda Show TV'nin kuruluşunda çalışmış, Mars Sinemaları'nın 1.800 salonunu dijitalleştirmiş. Grubun kültür alanındaki ilk işi 2011'de Kabatepe olmuş, ardından Kazakistan'daki Astana Ulusal Müzesi'nden Azerbaycan'daki Haydar Aliyev Sarayı'na 18 müze ve kültür projesi gelmiş. 2020'de kurulan DEM Müzecilik, 2023'te açtığı Ayasofya ve Efes deneyim müzeleriyle 16 uluslararası ödül kazanmış. Şirketin CEO'su, uzun yıllar TAV'da çalışmış Eda Bildiricioğlu. Yaklaşımlarını tek cümleyle özetliyor: "Deneyim müzelerimizde tarihi sadece anlatmıyor, yaşatıyoruz."
Rotada Roma, Tokyo, Çin ve ABD var
Londra bir başlangıç. Çünkü şirket İtalya Kültür Bakanlığı'nın teklifiyle Kolezyum'un tarihini anlatacak bir deneyim müzesi daha hazırlıyor, açılışı Nisan 2027'de olacakmış. Yani bu kez Romalılara Roma'yı bir Türk şirketi anlatacak. Hedefleri 2028'de Japonya, Çin ve ABD’de bir deneyim müzesi açmak. Bunların her biri için Londra'ya yakın bütçeler öngörülüyor, beş yılda 100 milyon kişiye ulaşmak hedefleniyor. Esin'in en büyük hayali ise bir Truva müzesi. Şirket bu yatırımları öz kaynakla yaptığını, devlet teşviki almadığını vurguluyor.
Londra’dan sonra Roma’nın seçilmesi tesadüf değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Kolezyum’da açtığı Göbeklitepe sergisi 6 milyonu aşkın ziyaretçiye ulaşmıştı. Göbeklitepe son yıllarda Türkiye’nin kültür diplomasisinde başrolü üstleniyor: Roma’da Kolezyum’da ve Dubai’de Expo’da sergilendi, bu yıl da Berlin’de Müze Adası’nda ziyaretçilerle buluştu. Londra ise bu zincire özel sektörün eklediği yeni bir halka oldu.
Deneyim müzeleri ile kültür diplomasisi
Deneyim müzeleri bugün kültür diplomasisinin yeni dillerinden biri. Japonya'nın teamLab'i, Tokyo'da doğan dijital sanat müzelerini Cidde'den Abu Dabi'ye taşıdı, Japonya'nın yaratıcı gücü artık dünyaya bir müze kapısından tanıtılıyor. Çin, Dunhuang mağaralarının birebir kopyalarını ve dijital görüntülerini Los Angeles'tan Paris'e gezdiriyor, İpek Yolu'nun hikâyesini ziyaretçiyi Gansu'ya götürmeden anlatıyor.. Göbeklitepe'nin Timewalk'la Londra'ya gelmesi, Türkiye'yi bu yeni alanın içine sokuyor. İngiliz basını da sergiyi ilgiyle karşıladı, Time Out iddiasını cesur buldu, BroadwayWorld ise klasik müze gezisinden daha canlı bir şey arayanlar için kaçırılmaması gereken bir deneyim olarak değerlendirdi.
Kültür ihracı
Eda Hanım yaptıkları işi "kültür ihracı" olarak tanımlıyor. Onların Londra'yı seçmesinin ekonomik bir gerekçesi de var, şirkete göre Birleşik Krallık'ta deneyim ekonomisi 130 milyar sterlin büyüklüğünde, sürükleyici deneyim pazarının 2030'da 350 milyar sterline ulaşması bekleniyor. 15 Ekim resepsiyonu da yalnızca bir kutlama değil, farklı ülkelerin temsilcileriyle yeni iş birliklerinin temelini atma fırsatıydı. 1988'de Londra'daki Kanuni sergisinde Türkiye'yi vitrine devlet koymuştu, bugün bu rolü özel sektör de üstleniyor.
Deneyim müzelerinin asıl iddiası, tarihi yalnızca bilgi olarak değil, ziyaretçinin parçası olduğu bir deneyim olarak sunmak. Bu model, kültürel mirası yeni kuşaklara anlatmak için güçlü bir imkân yaratıyor. Göbeklitepe'nin on iki bin yıllık hikâyesini Londra'da binlerce insana anlatmak kuşkusuz değerli. Deneyim müzesinin başarısı, ziyaretçiyi etkileyebilmesinde ve onda bu mirasın doğduğu yeri görme isteği uyandırabilmesinde yatıyor. Türkiye gibi birçok medeniyeti topraklarında barındıran bir ülke için bu büyük bir fırsat.
Londra’dan dünyaya
Timewalk, ön açılış döneminde 50 bin ziyaretçi ağırlamış, ilk yıl için hedef 1 milyon ziyaretçi. ExCeL ile yapılan beş yıllık anlaşma süresinde yatırımın geri dönmesi bekleniyor, gelir yalnızca biletten değil, sponsorluk ve kurumsal iş birliklerinden de gelecek.
Timewalk'ın Londra karnesi, Roma'da ve Tokyo'da yapılacakları da belirleyecek. Türkiye'den çıkan bir şirketin dünyanın kültür başkentlerinde bu ölçekte iddia koyması cesaret işi. Timewalk’ın başarısı yalnızca Londra’da satılan biletle değil, ziyaretçilerde uyandırdığı Anadolu’yu görme isteğiyle de ölçülecek. Ülkeye gelen her turist bu hikayenin en güzel karşılığı olacak.


