Savaşın bir dili var... Resmi açıklamalar, haber ajanslarından geçen yanlı ya da objektif haberler, teknolojinin geldiği aşamayla birlikte uzaktan çekilen bombalama görüntüleri...
Savaşın ortasında kalanların dili ise yok... Çünkü seyirci olanlar ya sessiz kalıyor ya haberler yaşananları göstermiyor tam olarak ya da ses çıkaracak bedenler ölüyor.
Onların seslerini ancak ardılları, geride kalanlar duyurabiliyor; geç ya da zamanında...
17 yıl önce, 2009'da, Gazze Şeridi'nde İsrail tankı tarafından bombalanan evinde üç kızını ve bir yeğenini kaybeden Filistinli doktor Izzeldin Abuelaish, bir baba olarak onların dili, Gazze'nin dili, Filistinlilerin dili, barışın dili olmaya adıyor ömrünü.
Kızlarından Bessan 21, Mayar 15, Aya 13 yaşındaymış öldürüldüklerinde.
Onlar adına bir vakıf kurmuş: Daughters for Life... Orta Doğu'da yaşam ve eğitim hakkından yararlanamayan kız çocukları için. Bir de kitap yazmış: I Shall Not Hate-Nefret Etmeyeceğim.

Kitap Türkçe'ye de çevrilmiş ama nedense çok bilinen bir kitap değil.
Aynı zamanda Nobel Barış Ödülü adayı olan Filistinli doktor Abuelaish, Ekopolitik Düşünce Merkezi’nin "Dünyaya Yön Verenler" konuşmalarının konuğu olarak İstanbul'a geldi. Ben de davetliler arasındaydım.
Karşımda gözyaşlarına aldırış etmeden, gözyaşlarını fikrinin, duygularının, mücadelesinin bir parçası kılan hem bir baba hem de bir düşün insanı vardı.
"Ben Filistinli bir mülteciyim. Gazze Şeridi'nin kuzeyinde Cibaliye kampında doğdum, büyüdüm. Mültecilik bir kavram değil sadece. İnsandan söz ediyoruz. Bir yuvası,umudu, gelecek hayalleri olan... İnsanlar insan eliyle acı çekiyor.Allah'tan değil bu. Bizim gibi insanlar yapıyor bu zulümleri. En son olarak Ağustos 2023'te oradaydım. Yuvama gitmeden önce yaptığım ilk şey kızlarımın mezarını ziyaret ediyorum, onlara neler yaptığımı anlatıyorum. Kızlarım hayattalar, hiçbir zaman ölmeyecekler."
7 Ekim 2024'ten sonra İsrail'in Gazze'de yaptıklarını, yapabildiklerini 'sessizlikle' açıklayan Filistinli doktor şu değerlendirmeleri yaptı:
"İnsanları şeytanlaştıran şey hiçbir şey yapmamış olmaları. Bugün Filistin yarın Lübnan, sonra kim olacak belli değil. O nedenle eyleme geçmek gerekiyor. Ben mülteciydim ve çocukluğumu hiç yaşamadım. Annem ve babam çiftçiydi. Ana vatanlarını terk etmek zorunda kaldılar. Mülteci oldular. Bu adaletsizlik ve sefaletten kurtulmanın tek yolu eğitim dediler. Ben de ailemi sefaletten kurtarmak istedim, en büyük kardeş bendim. Her türlü pis işte çalıştım çocukken. Sadece hayatta kalmak için değil onur ve adalet için de..."
Bugün MESEM'lerde çocuk yaşta işçileşen çocuklar gibi her türlü işte çalışan Abuelaish, burslarla Mısır'da tıp okuyor. Sadece Filistinli değil İsrailli kadın ve yeni doğan bebeklerin sağlığı için yıllarını harcıyor. Mesleğinden yola çıkarak, mesleğinin felsefi derinliğine dalarak savaşları yapan erkekler, devletler olduğunu söyledi:
"Tıp ve sağlık, insanları eşitleyen bir alan. Buna inandım. O yüzden bu alanı seçtim. Yeni doğan Filistinli, İsrailli, Kanadalı bir bebeğin ağlayışını birbirinden ayırabilir miyiz, bir bebek hayat için ağlar. Hastanede doğunca eşit doğuyor. Neden hastaneden çıktıktan sonra o bebekleri renkleri, dilleri, dinleri üzerinden ayrıştırıyoruz. Gözlerimin önünde öldürüldüklerinde kızlarım için yemin ettim. Dünyayı daha güzel bir yer haline getirmekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim. Sessizlik içinde ölen, adaletsizliğe uğrayan, özgürlük isteyen herkes için boynumuzun borcu. Tarihte savaş başlatan beş kadın sayabilir misin, sayamazsınız çünkü yok. Savaşları erkekler çıkarıyor. Bedeli kadınlar ve çocuklar ödüyor. Kadınların karar verici olmasının zamanı çoktan geldi."
Üzerine düşünülmesi gereken bir varoluş. Üç kızını kaybeden bir baba nasıl oluyor da hâlâ barış diyebiliyor, devlet ve toplumları birbirinden ayırabiliyor?
"Bu trajediyle hemen yüzleşemedim. O dönem savaş 25 gün sürdü. Kızlarımla evde oturuyordum. Filistinliler ölüyordu. Onlar sadece rakamdı binlere ulaşsa bile. Bombalamanın olduğu gün evde üç kişi şurada üç kişi de burada uyusun diye yerlerini değiştirdim. Eğer bir saldırı olursa birileri hayatta kalsın istiyordum. O günlerde insanlık sus pus olmuştu. Kan oluk oluk akıyordu. Kızlarımın ölümünün ardından İsrailli bir bakan açıklama yaptı bu doktoru tanıyoruz vs.diye. Ve ardından ateşkes oldu. En azından başka ölümlerin önüne geçildi. Hiç kimse ölmemeliydi başkaları kurtulacak diye ama bunlar oldu. Ve buna tutundum, Allah'a tutundum. İntikam diyorlar. Kızlarımı öldüren askerleri getirseler, intikam al deseler ben adalet yaşasın derim. İntikam alsam kızlarım geri gelecek mi? Haysiyetimiz için, adalet için, özgürlüğümüz için hesap verebilirliğe ihtiyacımız var. Neden bunlar tekrar tekrar oluyor çünkü hesap vermiyorlar. "

Konuşmasında Filistinli doktor, adaletli ve özgür bir dünya için çabaladığını söylerken "haysiyet" ve "onur" kavramlarına vurgu yaptı. Evet onur ve haysiyetin tanınması bir etnisitenin, bir toplumsal grubun varlığının tanınması demek ve çatışmaların yıprattığı, altını oyduğu birlikte yaşamaya ya da komşu olabilmeye can simidi atmak demek.
"Hepimiz Adem ve Havva'dan doğduk. Kadınlarlar, erkekler, Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, Ateistler dünyayı daha güzel hale getirebiliriz. Hayat benim acımı artırdı ama mücadeleden vazgeçmedim. Kimse benim yaşadığımı yaşasın istemem. Sessiz ve kayıtsız kalınca hepimiz sorumlu oluyoruz. Çocuklarımız soracak bizim için ne yaptınız diye. Konuşmalıyız, insanlığa karşı suçları durdurmalıyız. Harekete geçmeliyiz. Korku her şeyi ele geçiriyor. Korkmayın hakikati zamanında söyleyin. İsrailliler de korkuyor. Onları da kurtarmamız gerekiyor hiçbir kural tanımayan hükümetlerinden. Birisinin hakkını, haysiyetini, özgürlüğünü ihlal edersen şiddet ortaya çıkar. Şiddetle bir arada yaşayamayız. Kötülük insanlar bir şey yapmadığı zaman büyür."
Abuelaish'in anlattıklarını yazıya dökerken gazeteci arkadaşım Yıldız Tar'ın bir cümlesi düştü aklıma: Herkes gibi eşit, özgür, insan onuruna yaraşır bir hayat sürmek istiyorum bu topraklarda. Doğduğumuz topraklarda huzur içinde bir yaşam sürüp bu topraklarda ölmek istiyoruz!
Tıpkı Hrant Dink gibi... Başkasının varlığını yok ederek, yok sayarak varolmanın kıyıcılığını bu topraklar çok gördü. Yoruldu... O nedenle acılarına rağmen barış diyenlerin sesi, Barış Anneleri ve Filistinli babanın sesi daha çok duyulmalı.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


