Enflasyon düştü, ekonomi rahatlayacak mı?

Enflasyon düştü, ekonomi rahatlayacak mı?

Bir yanda yaşanan fon krizleri ve fondan çıkan paranın dövize kayma riski ile buna bağlı güvensizlik daha yüksek faiz ihtiyacına işaret ediyor. Diğer yanda ise işletme sermayesinin bir kısmı fonlarda mahsur kalan reel sektörün kredi ihtiyacı artıyor. TCMB de kararlarında bu iki uç arasında dengede durmak zorunda

Enflasyon düştü, ekonomi rahatlayacak mı?

Eylül ayında TÜFE artışı, aylık bazda piyasadaki yüzde 2,2 civarındaki beklentilerin oldukça altında kalarak yüzde 1,84 oldu. Böylece yıllık enflasyon da yüzde 29,73 seviyesine geriledi. Son gelen veriyle birlikte enflasyonun yüzde 30’un altına inmesi, "Enflasyon psikolojik sınırın altına indi" yorumlarını beraberinde getirdi. 

Ancak bu rakam değerlendirilirken sürecin nereden nereye geldiğini hatırlamak gerekiyor. Sıkı para politikasına Haziran 2023’te geçildiğinde yıllık enflasyon yüzde 38,21 seviyesindeydi. Bir süre daha yükseliş trendini sürdüren enflasyon, Mayıs 2024’te yüzde 75,45 ile zirveyi gördü.  

Sonuçta yaklaşık beş yıl sonra yüzde 30’un altı yeniden görüldü, fakat enflasyonun ve onunla mücadelenin cefasını çeken tüm kesimlere bu sürecin nasıl yaşandığını sormak gerekiyor. 

Para politikası, üç yılı aşkın süredir izlenen ortodoks yaklaşıma uygun olarak enflasyonla mücadelede sıkı duruşunu koruyor. Zira ekonomide hâlâ Eylül 2021’de başlayıp Haziran 2023’te yönetim değişimiyle sona eren "Türkiye Ekonomi Modeli" denemesinin yarattığı tahribatla mücadele ediliyor. 

Enflasyon nasıl düştü? 

Eylül ayında manşet enflasyondaki düşüşün ana sürükleyicilerinden biri taze meyve ve sebze fiyatlarındaki gerileme oldu. TÜFE sepetinde yüksek ağırlığa sahip gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki bu olumlu seyir manşeti doğrudan aşağı çekse de, gıda enflasyonu geçmişte o kadar yüksek seviyelere ulaştı ki, söz konusu gerileme dar ve sabit gelirliler tarafından henüz hissedilemiyor bile. 

Diğer kalemlere bakıldığında ise Eylül’de beklendiği üzere eğitim ile giyim ve ayakkabı grubunda fiyat artışları yaşandı. Eğitim enflasyonunda yüzde 14’lük bir yükseliş ortaya çıktı. Kira enflasyonundaki katılık devam ederken ulaştırma enflasyonu da manşetin üzerinde seyretti. Mal enflasyonu kur istikrarının etkisiyle bir miktar gerilese de hizmet enflasyonundaki direnç ve sorunlar varlığını koruyor. 

Öte yandan, Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin etkisiyle akaryakıt fiyatlarında Eylül ayında yüzde 11-12 civarında artış kaydedildi. İç talep oldukça yavaşladığından girdi zamlarının tamamının henüz tüketici fiyatlarına yansıtılamadığı görülüyor.  

Fon krizinin de enflasyona etkisi oldu

Fon krizine bağlı talep kısıtlamaları ve servet etkisinin azalması dezenflasyon sürecini destekleyen ana unsurlar oldu. Fon krizinde ekonomi adeta dondu.  

Yaşanan finansal dalgalanmalar ve fon piyasasındaki sorunlar yatırımcı davranışlarını değiştirirken, varlıklarında kayıp yaşayan ya da likiditesini korumak isteyen kesimin harcamalarını ertelemesi iç talebi zayıflatıyor. Talep zayıfladıkça firmaların fiyat artırma gücü de azalıyor. 

Dolayısıyla bugün enflasyonun yavaşlamasında yalnızca para politikasının sıkılığı değil, ekonomideki talep koşullarının da etkisi var. Kalıcı dezenflasyon, talebi aşırı baskılamadan fiyatlama davranışları ve beklentiler olumlu değiştiği zaman gerçekleşir. Aksi halde enflasyon düşer ama ekonomi de yorulur. 

Faiz indiriminin önü açıldı mı? 

Enflasyon ile Merkez Bankası’nın ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti arasındaki farkın 7,27 puana ulaşması, oldukça güçlü bir pozitif reel faize işaret ediyor. Bu durum, TCMB’nin önümüzdeki dönemde faiz indirimlerine gideceği beklentisini güçlendiriyor.  

Ancak burada yalnızca mevcut enflasyon oranına bakmak yeterli değil. Enflasyonun yüzde 75,45’ten yüzde 29,73’e gerilemiş olması önemli bir kazanım olsa da dezenflasyon sürecinin kalıcılığı henüz tartışma konusu. 

Bugünkü enflasyon oranı kadar önümüzdeki aylara ilişkin beklentiler de kritik. Özellikle finansal piyasalarda yaşanan dalgalanmaların ardından erken bir faiz indirimi, döviz talebini yeniden artırabilir ve henüz tam olarak çıpalanmamış enflasyon beklentilerini bozabilir.  

O nedenle faiz indirimi kararı yalnızca "Enflasyon düştü mü?" sorusuna göre verilmemeli. Daha önemli soru şu: Enflasyonun düşüşü kalıcı mı, yoksa ekonomideki talep daralmasının geçici bir sonucu mu? 

Bir yanda yaşanan fon krizleri ve fondan çıkan paranın dövize kayma riski ile buna bağlı güvensizlik daha yüksek faiz ihtiyacına işaret ediyor. Diğer yanda ise işletme sermayesinin bir kısmı fonlarda mahsur kalan reel sektörün kredi ihtiyacı artıyor. TCMB de kararlarında bu iki uç arasında dengede durmak zorunda. 

Gelinen noktada iç talepte yavaşlama ve döviz talebinde yeni bir sıçrama olmadığı takdirde Merkez Bankası’na Ekim ayında değil ama Aralık ayında 100 baz puanlık sınırlı bir faiz indirimi alanı açabilir. 

Ancak jeopolitik risklerin tırmandığı, ABD siyasetinde yeni askeri müdahale senaryolarının tartışıldığı ve küresel borçluluğun tırmandığı bir ortamda TCMB’nin orta-uzun vadeli projeksiyon yapması güçleşiyor. Yükselen enerji maliyetleri önümüzdeki dönem için temkinli olunması gerektiğine işaret ediyor. Kışlık sebze-meyve fiyat farkları ve biriken akaryakıt zamları nedeniyle Ekim ayında aylık enflasyon tekrar yüzde 2’nin üzerine çıkabilir. Küresel emtia ve bakır fiyatlarındaki artışlar ile Orta Doğu kaynaklı petrol riski de maliyet baskısını canlı tutmaya devam ediyor. 

Küreselde de sorun var: ucuz para dönemi bitti 

Yurtiçinde faiz indirim alanı görünüyor ama yurtdışındaki yüksek faiz gerçeğini unutmamak gerek. Türkiye tarafında faiz indirim patikasına giriş tartışılırken, küresel piyasalar yapısal olarak yüksek faiz gerçeğiyle yüzleşiyor.  

Ayrıca "dünyalar kadar borç" ifadesi gerçek oldu bile; küresel kamu borç stoku küresel hasılaya ulaştı. Bu da faizler üzerindeki baskıyı artırıyor, tahvil faizlerinde tarihi rekorlar kırılıyor. Japonya’da 10 yıllık tahvil faizleri 30 yılın, İngiltere’de 30 yıllık faizler ise 28 yılın en yüksek seviyelerine ulaştı.  

Küreselde ucuz para döneminin kapanmış olması ve gelişmiş ülke faizlerinin yüksek seviyelerde seyretmesi, önümüzdeki dönemde dış finansman ve sermaye maliyetleri açısından dikkatle yönetilmesi gereken temel risk faktörü olarak duruyor. 

Merkez Bankası’nın burada acele etmemesi, kazanılan dezenflasyon alanını koruması açısından önemli. Çünkü faiz indiriminin kendisi kadar, piyasanın bu indirimi nasıl okuyacağı da kritik. 

Kredi fazla kısılırsa ekonomik faaliyet yavaşlıyor, fazla gevşeyince talep yeniden canlanıyor ve enflasyon baskısı artıyor. Bu nedenle bundan sonraki dönemde kredi politikasının miktarından çok niteliği önem kazanacak.  

Üretimi, yatırımı ve ihracatı destekleyen kredi ile tüketimi artıran kredi aynı şey değil. Ekonominin ihtiyacı, genel bir kredi genişlemesinden çok seçici ve üretken bir kredi mekanizması. 

Önemli olan, yüzde 75,45’lik zirveden yüzde 29,73’e gelen enflasyonu daha da düşürmek değil, bu düşüşü ekonomiyi tüketmeden kalıcı fiyat istikrarına dönüştürebilmek. 

T24'ten kamuoyuna - Türkiye’yle dertleşme; T24’e erişim nasıl engellenebildi!

Karar, tebliğden önce Adalet Bakanlığı'nın WhatsApp gruplarında paylaşıldı

Adalet Bakanlığı, basın gruplarında paylaştığı notla, dünyada da referans gösterilen, Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24'ün internet ve sosyal medya hesaplarının 'LGBT propagandası' yaptığı suçlamasıyla İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nce erişime kapatıldığını duyurdu. Bilgi notunda ayrıca T24'ün LGBTİ+'lar hakkındaki içerikleri de dosya şeklinde gönderildi. Erişim engeli olarak alınan karar, gönderildiği Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından akşam saatlerinde e-posta yoluyla T24'e tebliğ edildi. İlgili 118 içerik ile T24’ü erişime kapatma kararının, 29 Eylül'de alındığı öğrenildi. Mahkeme kararında, sulh ceza hâkimliğinin erişim engeli talebini 25 Eylül'de reddettiği, ancak itirazı değerlendiren mahkemenin daha sonra erişim engeli kararı aldığı bilgisi yer aldı. Kararda, T24'ün söz konusu haberleri ve sosyal medya paylaşımlarının "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik olduğu" ve içeriklerin "gençlerin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularındaki gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği" iddia edildi. Bu iddialarla, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesine dayanarak "suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli ve içeriğin yayından çıkarılması yönünde karar verildiği bildirildi. Kararın BTK sayfasında yayımlanmasının ardından, 17 yıldır bağımsız gazetecilik yapan T24 haber sitesi 30 Eylül 2026 tarihinde erişime engellendi. 

Dünyada da referans gösterilen Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24, sosyal medyada başlatılan iftira kampanyası sonrası erişime engellendi!

T24'e erişim engeli dünya basınında: Katıksız gazeteciliğe darbe!

Türkiye’nin dünyada da referans alınan haber mecrası T24 hakkındaki erişim engeli kararı infial yarattı: Türkiye dijital OHAL yaşıyor!

T24 hakkında iftira ve linç kampanyası 

T24 hakkında X'te bir süredir bazı hesaplar tarafından iftira kampanyası yürütülüyordu. Farklı hesaplarca servis edilen aynı video görseli ve aynı metinde, "'Basın özgürlüğü' söylemi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu kez T24’e aktarıldığı belirtilen fonlar var. Söz konusu fonların hangi kaynaklardan geldiği, hangi amaçlarla sağlandığı ve yayın politikasıyla nasıl bir ilişki taşıdığı kamuoyunca sorgulanıyor. Özellikle LGBT içerikleri üzerinden aile yapımızı hedef alan yayınlarla öne çıkan T24’ün asıl niyeti belli" ifadeleri yer alıyordu.


DOĞAN AKIN YAZDI:

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesi

Kendinize ve bağımsız gazeteciliğe bir iyilik yapın, reklamsız T24’e abone olun!

‘Haber elemanı’ arkadaşlar; nerede bu Almanya paraları, söyleyin bölüşelim!


Dünyada ve Türkiye’de T24

17 yıldır tek kuruş almadı!

Hiçbir şirket, kişi, kurum, kuruluş, dernek, örgüt, fon ve benzeri oluşumla bir ilişkisi bulunmayan, kendi ürettiği imkânlar dışında hiçbir dış kaynak tüketmeyen bağımsız internet gazetesi T24; 1 Eylül 2009'da yayına başladı.

Aradan geçen 17 yılda hiçbir kişi, kurum, şirket, fon ve benzeri bir yapıdan tek kuruş almadı. T24 hesapları Maliye tarafından defalarca denetlendi, fon aldığına dair hiçbir bulguya rastlanmadı. 

Gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi!

Guardian Vakfı ile Norveç Sosyal Bilimler Derneği'nin ortaklığıyla Medya Araştırmaları Derneği tarafından 2018'de yapılan araştırmada T24 "gazetecilerin en çok bildiği ve düzenli takip ettiği haber sitesi" olarak tespit edildi.

Dünyanın önde gelen paylaşım organizasyonlarından TEDX Konuşmaları'nda, kuruluşu ve kazandığı etkiyle hikâyesi sahneye davet edilen Türkiye'deki ilk ve tek haber sitesi T24 oldu.

Yapay zekâ bilgi doğrulamak için en çok T24’e başvuruyor!

Stanford Üniversitesi’nin 12 bin 600 soru yönelterek yaptığı, sonuçları temmuz ayında açıklanan araştırmanın sonuçlarına göre; yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama süreçlerinde başvurduğu mecralar arasında T24 birinci sırada çıktı.

T24 17 yaşında: Bir “aynı fikirde olmama hakkı” hikâyesiÇizgi: Selçuk Demirel

Gazetecilik ödüllerinde rekor kırdı

Finansal dayatma ve ideolojik takıntılardan bağımsız gazetecilikte Türkiye’de önemli bir dönemeci ifade eden T24, 2010 yılında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin çalışmalarını ödüle değer gördüğü tek internet gazetesi oldu.

Muhabirleri ve yazarlarıyla birlikte; sadece 2026 yılının ilk altı ayında dokuz gazetecilik ödülü kazandı ve bu alanda bir rekor kırdı.

Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği mecra

T24; hiçbir görüş ve inancı haberciliğin önüne koymayan; gazeteciler için gazetecilikten daha önemli hiçbir öncelik olamayacağına inanan; insanları, inançları, görüşleri dışlamayan yayın politikası; haberciliği, dosyaları, söyleşileri videoları ile Türkiye’de bütün kesimlerin güvendiği bir mecra olarak 17 yıldır bağımsız gazeteciliğini sürdürüyor.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler