Husiler Mekke Anlaşması'nın caydırıcılığını sınıyor

Husiler Mekke Anlaşması'nın caydırıcılığını sınıyor

Aralarından birinin nükleer güce sahip olduğu üç ülke, “Bir araya gelirsek müthiş bir caydırıcılık oluşturur, herkesin gözü korkar” dedi. Bir devlet dışı aktör Mekke anlaşmasındaki imzaların mürekkebi kurumadan bu caydırıcılığı sınava tabi tutuyor

Husiler Mekke Anlaşması'nın caydırıcılığını sınıyor

İsveç’in NATO üyeliğinin Türkiye tarafından bloke edildiği süreçte, Ankara’nın tutumunu anlamaya çalışan İsveçli muhataplarıma NATO müttefikliğini kan kardeşliği benzetmesiyle anlatıyordum. “5. madde, yani birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için demek; benim, Türk askerinin, senin hayatını, yani İsveç halkının güvenliğini korumak için gerekirse ölümü göze almam/alması anlamına geliyor. İsveç’in saldırıya uğraması hâlinde diğer tüm ülkelerle birlikte Türk askeri de hayatı pahasına İsveç’i koruma yükümlülüğü altına giriyor.” diyordum ve devam ediyordum.

“Hâl böyleyken Türk hükümeti, yaşamsal tehdit olarak gördüğü bir örgüte destek verdiğinizi düşünüyor. Hadi onu da bırakalım. Türk askerinin İsveç’e bir saldırı olması durumunda İsveç halkını korumak için kullanması gereken silah sistemlerini de Türkiye’ye satmıyorsunuz. Satmadığınız silahla Türklerin İsveç’i nasıl savunmasını bekliyorsunuz?” diyordum.

Metafor olarak biraz abartmış olabilirim. Ancak NATO’nun beşinci maddesinin içerdiği kuvvetli yükümlülüğü hafife almamak gerekiyor. Zaten NATO gücünü, 32 ülkenin elindeki silah sistemlerinin ateş gücünden değil, caydırıcılığından alıyor. Herhangi bir NATO üyesine saldırmayı düşünenler bir değil, iki kere düşünsünler diye. Caydırıcılık ise gücünü inandırıcılıktan alıyor.

Caydırıcılığın gücü inandırıcılıktan geçer

Meğer beşinci maddenin önemini İsveçlilere değil, iktidarın karar vericilerine anlatmak gerekiyormuş. Her kavramın içini boşalttıkları gibi beşinci maddenin caydırıcılığına da gölge düşürdüler.

Daha kötüsü, Türk diplomasisine son dönemlerin en büyük fiyaskolarından birini yaşatıyorlar.

İktidar, Türkiye’yi demokrasi, hukukun üstünlüğü, şeffaflık gibi evrensel değerlerden uzaklaştırıp ülkeyi Orta Doğululaştırma yönünde sağlam adımlarla ilerliyor. Türk diplomasisi yıllarca lisanımünasiple Arap ülkelerini, mış gibi yapmak yerine, tutarlı olmaya, birlik içinde olup bu birliktelikten doğan güçlerini dünya siyasetinde hissettirmeleri çağrısında bulundu.

Yıllarca gözlemlemedik mi; Arap ülkeleri atıp tuttular. Boş tehditlerle İsrail’i durduramadılar. Zaten artık anlaşıldı ki Filistinli Arap kardeşleri pek de umurlarında değildi; belki de hiç olmadı.

Şimdi bu atıp tutup, boş tehditlerle başarısızca göz korkutma hâli bizim de üzerimize yapışacak gibi duruyor.

7 Ağustos’ta Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na imza attılar. Anlaşma Meclise getirilmediği için içeriğini bilmiyoruz. Pakistan’ın Ankara Büyükelçisinin Cumhuriyet gazetesine yaptığı açıklamadan, aslında anlaşmanın Mekke’de imza atılan bir sayfalık belgeden ibaret olduğunu da düşünebiliriz. Hele bir atalım da imzaları, “Kervan yolda düzülür.”, içini sonra doldururuz demiş olabilirler. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamasından yola çıkarak iki yıl sürdüğünü anladığımız hazırlık safhasında ne yapıldı diye sormak gerekiyor.

Hadi anlaşmayı kaleme almaya vakit olmadı; mutabakat belgesi denseydi bari.

İhtimal daha caydırıcı olsun diye anlaşma dediler. Üstüne, birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılacak diye de ilan ettiler.

Aralarından birinin nükleer güce sahip olduğu üç ülke, “Bir araya gelirsek müthiş bir caydırıcılık oluşturur, herkesin gözü korkar.” dedi.

Ama ne oldu?

Bir tane devlet dışı aktör çıktı ve bu üç ülkeye nanik yaptı. Daha belgenin üzerindeki imzalar kurumadan hem de. İstanbul’da büyük tantana ile üç ülkenin askerî, istihbarat, güvenlik kadroları toplantı hâlindeyken Yemen’deki Husiler bıyık altından gülmeye başlamışlardı ihtimal.

Babülmendep’in önemi

İstanbul toplantısını takip eden günlerde Yemen’deki iç çatışma alevlendi.

İran destekli Husiler, Babülmendep bölgesindeki hızlı askerî harekâtın ardından Yemen’in Kızıldeniz kıyısının tamamı ile stratejik öneme sahip açık deniz adaları üzerinde tam kontrol sağladı. Suudi Arabistan’ın desteklediği hükümet yanlısı güçler tel tel döküldü.

Husilerin Babülmendep kıyıları ve boğaza hâkim adalarda kontrol sağlaması, küresel enerji ve ticaret güvenliğini doğrudan etkileyebilecek bir gelişme. Hürmüz’deki aksama nedeniyle Suudi Arabistan’ın petrolü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na yönlendirmesi, Babülmendep’in önemini savaş öncesine göre daha da artırmıştı. Husilerin ilerlemesiyle İran, Hürmüz’den sonra ikinci bir petrol rotasında hâkimiyet kurma noktasına geldi.

Ayrıca Husiler Suudi Arabistan topraklarını da doğrudan hedef aldıkları saldırılarda bulundular.

Lamı cimi yok. Ortada bir saldırı var. Hatta basında yer alan haberlere göre Suudi Arabistan Kralı Amerika’dan destek istemiş ama Amerika’dan yüz bulamamış. “Bizi karıştırma, bak daha yeni Pakistan ve Türkiye ile savunma paktı yaptın. Üstelik bütün analistler bu anlaşmayı tamamen bize sırtını dayamamak, güvenlik mekanizmalarını çeşitlendirmek için yaptığını yazdı, çizdi. Madem öyle, gün o gündür.” demişler midir? Herhâlükârda Amerikalı bir senatör de Pakistan’la Türkiye’yi “göreve çağırdı.”

Üç maymunu oynayarak caydırıcılık olmaz

Şimdi tabii, Pakistan Türkiye’den daha ileri demokratik bir yapıya sahip olduğu için Pakistanlı gazeteciler Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünü Mekke Anlaşması hatırlatmasıyla sıkıştırmışlar. Pakistan Sözcüsü ise deyim yerindeyse kem küm etmiş. “Belirtmeliyim ki bu tür organizasyonlar kurulduğunda işleri somutlaştırmak biraz zaman alır, zira bu durum mekanizmaların ve çerçevenin oluşturulmasını gerektirir.”

Yani daha hazır değiliz diyor. Ne zaman hazır olacaklar peki? Madem hazır değilsiniz, niye büyük büyük açıklamalar yapıyorsunuz? Üç maymunu oynayarak nasıl caydırıcı olunacak?

Yine de Pakistanlı gazetecileri kıskandım. Çünkü Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünü haftalık brifinginde sıkıştıran sorular sorabilmişler. Şimdiki gibi ileri demokrasi olmadığımız AK Parti öncesi dönemde Dışişleri Bakanlığı her çarşamba sektirmeden basın toplantısı yapardı. Bu geleneği Millî Savunma Bakanlığı sürdürüyor. Ama her nedense geçen hafta bu konu gündeme gelmemiş.

Dışişlerinin Sözcülük makamının konumu da o kadar zayıflatıldı ki Bakanlık tarafından yapılan açıklama ile Husilerin “KINANMASI”nı başta Husiler ciddiye alan olmuş mudur diye insan sormadan edemiyor.

Yemen’de geliyorum diyen kriz

İşin kötü tarafı, Türkiye kendi kendini köşeye sıkıştırdı. Geriye dönük bir okuma yapınca Yemen’de savaşın alevleneceğine dair işaretlerin temmuzdan itibaren ortaya çıktığı görülüyor. Zaten Hürmüz krizinden beri herkesin gözü Babülmendep’te ve Husilerde idi. İran savaşının başından bu yana Tahran’ın harekete geçirmediği Husileri gerektiğinde devreye sokmak için yedekte tuttuğunu bilmeyen yoktu. Zaten Mekke Anlaşması imzalanır imzalanmaz da analistler, “Husiler bu anlaşmayı test ederler.” diye yazdılar.

Geliyorum diyen bu potansiyel krize rağmen Dışişleri Bakanı Fidan, büyük bir rahatlıkla Mekke Anlaşması’nın teknik olarak NATO Antlaşması’nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu belirtti AA’ya yaptığı açıklamada.

Şimdi bakana bu durumu soracak biri çıksa, “Bu soruyu yanıtlamak zorunda mıyım?” deyip işin içinden çıkacak.

Bu iktidarın en büyük lüksü, kamuoyuna hesap vermek durumunda hissetmemesi. Normal şartlarda tüm gazetelere yedi sütuna manşet olacak bir itibar zedelenmesi söz konusu.

Bir yandan da insan korkuyor. Fazla eleştiri olursa Suudilere bir şekil destek verip, sanki çevremizde yeterince bela yokmuş gibi bir de Yemen’deki çatışma sarmalının içine çekilme riski var. Belki de anlaşma iyi ki Meclise gelmedi diye şükür duası edilebilir. Ankara en azından, Meclisten geçmediği için elimiz kolumuz bağlı deyip yan çizebilir. Gerçi Suudi Arabistan’la yapılan ikili savunma anlaşması çerçevesinde de Türkiye’nin el verme durumu olabilir.

Herhâlükârda bu ara Babülmendep’ten geçmek isteyen Türk gemileri varsa onlar için dua etmekte fayda var. Ne ki uluslararası ilişkilerde duadan çok, öngörü sahibi diplomasi daha çok fayda getiriyor.

İktidar içeride muhalefeti geriletip kendince pek çok cephede hile hurda marifetiyle zafer kazandığını düşünürken dışarıda pek çok cephede zemin kaybediyor.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler