İnsan hakları kavramı, tehlikeli midir?
Prof. Dr. İoanna Kuçuradi (1936-2026), İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları adlı eserinde, insan hakları kavramı kullanımının tehlikeli bir hal aldığı konusunda uyarıda bulunuyor.
Ama insan hakları gibi bir kavram nasıl tehlikeli olabilir ki?
Gerektiği gibi kullanılmadığında… diyor Kuçuradi.
Daha doğrusu insan haklarının, insanın onuru ve değerini yapılandıran etik ilkelere dayandığını, bu yüzden de felsefi olarak temellendirilmesi gerektiğinin altını çizip, böyle ele alınmadığı takdirde de içinin boşaltılarak siyasetin çıkarları için kullanılan bir araca dönüşebileceğini söylüyor.
Ama keşke, bu tehlikenin boyutlarıyla ilgili onunla daha çok konuşup, insan haklarının -ülke gerçeğini göz önünde bulundurarak- başka hangi bağlamda ele alınması gerektiğine dair kafa yorabilseydik.
Zira daha düne kadar aramızda olan Kuçuradi, ne yazık ki geçtiğimiz günlerde (2 Ekim 2026) hayata veda etti.
İnsan hakları kavramına gelince, belirli bir sınıfı ve zümreyi işaret etmeksizin tüm insanların yaşam hakkı başta olmak üzere, insanların en doğal haklarının gözetilmesi gibi unsurları kapsayıp; insan olmaktan kaynaklı bir eşitlik düzlemine işaret ediyor.
Kuçuradi tam da burada “…kavram, bir nesnenin veya düşüncenin zihnimizdeki soyut ve genel tasarımıdır. Dolayısıyla bir düşünceyi kavramlaştırma yoluyla basite indirgeyerek genelleştirmiş oluruz. İnsan, var olan her şeyi düşünceye, tasarıma, imgeye, sözcüğe ve kavrama çevirerek tanımlar. Fakat yine de kavram insanın değil felsefenin konusudur…” açıklamasında bulunuyor.
Kuçuradi’nin kaygısı, insan hakları kavramının popülerleştirilip, yerli yersiz kullanıldığında felsefeyi dışlayacağı yönünde.
Fakat yine de konu insan hakları olunca, iş değişiyor.
Öyle ki günümüzde insan hakları konusu, bir kavram boyutuna sığamayacak kadar (gümbürtüye giden haklarla) bir somutluk arz edip, tüm olasılıkları tüketme aşamasına geldiğinden hassas bir yerde duruyor.
Böylelikle Kuçuradi’nin kavramsal bağlamlar çerçevesinde bu kavrama yönelik yaptığı tehlike vurgusu, oldukça ironik bir hal alıyor.
Ama asıl ironiyi; hak, hukuk ihlallerine her gün bir yenisi eklenerek ağırlaşan gündem nedeniyle aramızdan sessiz sedasız ayrılması oluşturuyor.
Ne yazık ki insan hakları konusuna epeyce kafa yormuş bir filozof olarak onun argümanlarının yaşamdaki pratiklerle ilişkiye geçememesi bir talihsizlik.
Aslına bakılırsa Kuçuradi’nin gidişi, düşünce ve felsefenin arka plana itildiği, okul müfredatlarında pek de önemsenmediği günümüzde üzücü bir kayıp oldu.
Böylelikle felsefenin yaşamdaki gerekliliği bir kez daha hatırlanıp, eksikliğiyle birlikte neleri yitirdiğimizin konuşulmasının olanakları biraz daha azaldı.
Fakat azalmaya, unutma eşlik etmekte.
Unutmaya ise (geçici ya da kalıcı), tıp dilinde Amnezi deniliyor.
Daha açımlayıcı bir ifadeyle unutma, “Yeni bilgi öğrenmekte ve kaydetmekte zorlanma. Geçmişte yaşanan olayları veya bilgileri hatırlayamama. Bilinç bulanıklığı veya karışıklığı…” şeklinde tarif ediliyor.
Tıpkı felsefenin hayatımızdan çıkarılmasına bağlı olarak Kuçuradi gibi önemli felsefecilerin yaşarken de unutulması gibi.
Nasıl yıllar önce (2014) Soma maden ocağında ölen üç yüz bir kişiyi unuttuysak, Kuçuradi’ye veda ettiğimiz aynı günlerde yine aynı Soma’da beş madencinin hayatını yitirmesini öyle unutmamız gibi.
Belirli aralıklarla yaşanan yüzlerce, binlerce insanın yitirildiği depremler ise şimdilik kalsın.
Görülen o ki toplumsal amnezi, toplumsal facialara neden olmakta.
Platon’un “Unutma (lêthê), ruhun bilgelik ve hakikat dünyasından kopup bedensel dünyaya hapsolmasıyla bilginin yitirilmesidir…” dediği gibi unutmak, biyolojik olmaktan çok felsefi bağlamda hakikat sorununa gönderme yapmakta. (Tabii Nietzsche gibi aksini düşünen (“aktif unutma”) filozoflar olsa da.)
Bütün bunlara bağlı olarak birikmiş ve yaşanmakta olan tüm hak ihlallerinin insan psikolojisini nasıl alt üst ettiğini ise, her üç kişiden birinin kullandığı anti-depresanlar anlatmakta.
Bu durumda gerçekliğin, hakikat kaymasının; felsefenin kavramsal sınırlarını aştığı (Kuçuradi’nin ruhu sızlamasın) iddiasında bulunmak yerinde olacak gibi gözüküyor.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


