Tarih 28 Ağustos 1963’ü gösterdiğinde siyahi bir adam Washington D.C’de düzenlenen “İş ve Özgürlük” mitingi esnasında Lincoln Anıtı merdivenlerine tırmanarak konuşmaya başlar. Hitap ettiği kalabalığın ucu bucağı görünmemektedir.
Adam eşitlik, özgürlük, adalet vurgusu yaptıktan sonra “Bir hayalim var” (“I have a dream”) diye haykırır. Bu adam, Amerikalı insan hakları savunucusu Martin Luther King Jr.’dır.
Tam olarak şöyle der: “Bir hayalim var. Gün gelecek, dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerinin içeriğine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar…”
Bir motto olmuştur bu söz. Lanetlenen ırkçılıkla birlikte; insan hakları, hukuk, adalet, özgürlük özlemi ve isteğinin mottosu.
King’ın kurduğu hayalin üzerinden yarım yüzyılı geçirdiğimizde ırk ayrımcılığının bir suça dönüştüğünü görüyoruz. Aynı zamanda da ırkçılığın bir insanlık ayıbına dönüştüğünü.
Anlaşılacağı üzere bir hayalin öznel yapısı, bir süre sonra kendini kişilerin umutlarının çakıştığı toplumsal yaşam alanlarında buluyor.
Bir coğrafyada, bir şehirde, bir mahallede, bir yolda, bir kaldırımda, bir parkta, bir nehir kıyısında, bir festivalde…
Buradan hareketle şehirler, kendilerinden menkul yerler olmayıp yerel yönetimlerin şekillendirdiği bir yaşam coğrafyası olarak sosyal, kültürel özellikleriyle öne çıkıyor.
Dolayısıyla bir şehrin insanlık haliyle o şehrin yerel yönetimi arasında sıkı bir ilişki bulunuyor.
Yani öyle ki başkanı, meclisi ve kent konseyleriyle yapılanan bir yerel yönetim; ne kadar sosyal ve kültürel unsurları hayata geçirip, ne kadar bölge halkının refahı için gerekenleri yaparsa, o kadar gerçek oluyor.
Özetle, toplum ve bireylerin yaşam olanaklarının sürdürülebilirliği önce yerel yönetimlerden geçiyor.
Tam da burada Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, sergilediği belediyecilik anlayışıyla adından bahsedilmeyi hak ediyor.
Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in (1999-2024) çeyrek yüzyılı kapsayan başkanlığı süresinde, klasik belediyecilik sınırlarına hapsolmayarak şehre kazandırdığı yeniliklerle birlikte bölge halkının sosyal yaşam olanaklarına sunduğu katkı biliniyor.
Şimdi ise, Eskişehir’in Büyük Şehir Belediye Başkanı olarak Büyükerşen’den devraldığı geleneği sürdüren ve şehre içtenlikle dokunan Ayşe Ünlüce (2024-2026) var.
Seçimler sonrası düzenlenen Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Meclis Toplantısı’nda Türkiye Belediyeler Birliği Encümen Üyeliği’ne seçilen Ünlüce, Avrupa Yerel Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde ülkeyi ulusal delegasyon başkanı olarak temsil ediyor.
Eskişehir’in kültürel, doğal miraslarını halkın da yararlanabileceği mekanlar haline getiren Ünlüce, bu yıl ilki gerçekleştirilen Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali’yle (2-6 Eylül) şehrin vizyonuna yeni bir boyut daha kazandırmış bulunuyor.
Dört gün ve dört akşam boyunca süren festival; folklor gösterileri, uluslararası sanat çalıştayları, gondolda müzikli gezintiler, müzik dinletileri, tiyatrolar, sinema, tasarım pazarları, doğaçlamalar, söyleşiler, atölye etkinlikleri, çeşitli sergiler, nehir sohbetleri, kukla gösterileri, orkestralar, opera, çocuk oyunları gibi sanatsal etkinliklere sahne oldu.
Ama bu festivali sadece sanatsal etkinlikler olarak görmek ne kadar doğru? (Festivali, sadece festival olarak çerçevelemek yani…)
Şehrin dokusuyla uyumlu olması gerçeğini göz önünde bulundurarak çerçeveyi kaldırabiliriz ama. Böylelikle de kentin yaşamsal zenginliğinin göstergesi olarak daha doğru bir yere oturtmuş oluruz.
Aslına bakılırsa bu bağlamsal doku, Eskişehir’in eski zamanlarındaki sokaklarının, mahallelerinin ve konutlarının yaşayan bir örneği olarak sanat alanına dönüştürülmüş Tarihi Odun Pazarı’yla, Sazova Bilim Kültür ve Parkı’nda kendiliğinden açığa çıkıyor zaten. (Bu arada park derken, küçük bir yeşil alan sanılmasın. Büyüklüğünü daha iyi anlamak için yüzlerce parkla çarpılsın.)
Şimdi bir belediyenin altyapı, temizlik, yol ve kaldırım yapımı gibi olmazsa olmazları olan hizmetlerini dile getirmek tekrar olur. Ama halkın refahını, sosyal/kültürel yaşamını zenginleştirmeyi temel alan sosyal belediyecilik anlayışı için çok şey söyleyebiliriz. Tıpkı Eskişehir’in BB’nin sergilediği örnekler gibi.
Öte yandan festivalin sonraki yıllarda daha da genişleyerek (Başkan Ayşe Ünlüce'nin ifadesiyle) devam edecek olması genel atmosferde yaşanan kasveti ne kadar dağıtır bilinmez.
Ama gidip görmüş, festival atmosferini yaşayan ve şehri soluyan biri olarak dayatılan sıkıntıların karşısına Eskişehir gibi iyimser yüzlü şehirlerle çıkmak isabetli olur diyebilirim.
Sosyal yaşamda demokratik katılımcılığı besleyen festival gibi geniş kapsamlı kültürel etkinlikler, yitirilmiş sevinçleri geri getirir belki.
Ancak bu şimdilik bir hayal olsun!
Umutların ve beklentilerin beslediği hayaller, ete kemiğe bürünüp yola çıktıklarında önleri kesilmesin yeter ki!
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


