5 yıl evvel bisikletle Kumburgaz’dan geçerken, etrafı tellerle çevrili boş arsada bir ilan gördük. İlanda: “2 genç erkek uslu eşşek, kelepir” yazıyordu.
Hemen durduk ve ilanı asan kişiyle konuştuk. Eşekleri Alman ya da Hollandalı bir “yabancı”nın buraya getirdiğini, onlara her ay bir para ödediğini, eşeklerin çalışmadan bu arsada gezip durduğunu, ancak adam gidince satmaya karar verdiklerini söyledi.
Biraz sonra bahsi geçen şahane canlılar yanımıza geldi. Biri henüz sıpaydı. Konuştuğumuz kişi onları bize satmaya kalktı. Ama ne arkadaşımın ne de benim sahiplenecek durumumuz yoktu. Kaldı ki sahiplensek bile nereye koyacaktık. Şehirde arabalardan ve apartmanlardan kalan boşluklarda yaşama savaşı veriyorduk. Vermeye de devam ediyoruz.
Neyse, gel zaman git zaman eşekler bir şekilde orada kaldı. Her geçişimizde onları ziyarete gittik. Zamanla sıpa da büyüdü. En son Nisan’ın son haftası uğradık, sevdik, besledik.
***
Geçtiğimiz Cuma, yani 8 Mayıs Dünya Eşek Günü idi. 2010 yılından beri kutlanan güne dair birkaç satır yazmak istiyor, hep unutuyordum. Aslında kafamda bir metin de vardı. Ama 1 Mayıs’ta “Dört Ayaklı Şehir” adındaki Instagram hesabındaki metni görünce kendi yazımdan vaz geçtim. O metni olduğu gibi alıntılamak istiyorum:
“1 Mayıs denince akla çoğunlukla insan emeği geliyor. Ama bu düzenin görünmez, itiraz edemeyen ve her gün sömürülenleri olan hayvanları da hatırlatmak isteriz.
Çiftliklerde, mezbahalarda, laboratuvarlarda, eğlence sektöründe, taşımacılıkta... Kısacası hayatın her alanında yaşamları 'kullanım' adı altında tüketiliyor. Bugün emeğin sömürülmesine karşı söz söylerken, rızalarını alamadığımız, mevzuatlarla korunan tesislerden kaçma şansı olmayan, hak talep edemeyen ve hayatları bizim kurduğumuz sistem tarafından sömürülen hayvanları unutmuyoruz.
Hayvanlar özgür değilse sömürü bitmiş değildir. Hayvanların haklarının tanınacağı günler için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Galiba daha fazla söze gerek yok. Dünyada en çok cefa gören, gördüğü cefa yetmezmiş gibi bir de aşağılanan eşeklere selam olsun.
***

İki küçük ekleme: Fazla söze gerek yok dedik ama son sözü çizgiye bırakalım.

Tahmin ettiğiniz gibi çizimler Bremen Mızıkacıları’ndan ilhamla çizildi. İlki Datça Yarımadası’nın, ikincisi şehirlerin yağmalanmasına dair...


