
CHARLİE VE HARPER/HER ŞEYE RAĞMEN
X X X
Yönetmen: Tom Dean, Mac Eldridge
Senaryo: Tom Dean
Görüntü: Sharone Meir
Müzik: Paul Leonard- Morgan
Oyuncular: Nick Robinson, Emilie Jones, Nichola Cirillo, Jessica Blackmore, Virginia Tucker, Jonathan Gregg, Kareemah Muhammad
ABD yapımı, 2026
İşte son zamanlarda gördüğüm en ilginç filmlerden biri... Gerçi yabancı eleştirmenleri görebildiğim kadarıyla ikiye bölmüş. Belki bizde de öyle olacak... Ama benim fanlarım için söyleyeyim: Aşk üzerine yeni ve farklı bir film ararsanız, lütfen buyurun!

Olaylar 2010’lu yıllarda ABD’nin New Orleans çevresinde geçiyor. Bir kadınla bir erkek sıra dışı koşullarda karşılaşıp sevişiyorlar. Charlie ve Harper... İkisi de o kadar sempatik, o kadar çekici ki... Sanki -bir kitabım için dediğim gibi- şurup-şeker! İyi bir oyuncu seçimiyle Emilie Jones ve Nick Robinson, film boyunca bizi de kendilerine aşık ediyorlar.
Ve aşk başlıyor. Ama hayat da elbette devam ediyor. Harper bu beş yıl sürecek ilişki sırasında, kadınlığının gereği bir iş bulmaya çabalar. Okula gitmek yerine bir büyük lokantada şeflik yapmayı seçer. Sanki kadınların o hep önde olan sağduyusuna sığınarak...

Charlie ise bambaşkadır. Öncelikle şaşılası bir yakışıklılığı vardır. Babasıyla yaşar, hep okur, ayrıca sorunlu bir annesi de peşindedir. Onu oynayan Nick Robinson, daha önce de Jurassic Park, Love Simon gibi filmlerde kendisini göstermişti. Ama bir büyük kusuru da vardır: Tedavisiz bir alkolik olup bundan vazgeçemez. Ve bu zaafı onu filmin dramatik sonuna alıp götürür.
Böylece o büyük aşk, o kara sevda eninde-sonunda bitmeye mahkumdur. Ya da gerçekten öyle midir? Artık bunu o iç burucu finalde öğreneceksiniz.
Film sanki çok değişik bir Love Story. O ünlü filmin yaptığı etkiyi sanki yıllar sonra yineliyor. Kendinize aşkın gerçek anlamını soruyorsunuz. Veya bu film karşımıza bambaşka bir aşk filmi getiriyor da denebilir. Bitmeyen bir aşkın her şeye rağmen ve yıllar boyu son derece farklı koşullarda sürmesi de filmin ana damarı…

Film üzerine değişik birkaç izlenim de vermek istiyorum. Konuşmalarda sık sık ‘hey’ lafı ediliyor. Yahu, bu bizim günlük konuşmalarda her dakika kullandığımız bir sözcük değil mi? Buna karşılık en çok kullandıkları “Oh my God” lafı özbeöz kendilerinin... Bol bol kullansınlar!
Elbette hepsi bu değil. Filmin yönetimi, yan oyuncuları ve görüntüleri de gayet iyi. Özellikle Sharone Meir’ın o kaygan ve hareketli kamerası. Üstelik geniş bir perdede geçmişe ait görüntüler -yanılmıyorsam- daha küçük olarak verilmiş. Paul Leonard- Morgan’ın müziğiyse beni çok çekti.
Ayrıca bu müzikle ilgili söyleyeceklerim var. Bir kere efsanevi The Beatles ve ‘country müzik’ ustası Kenny Rogers’dan söz ediliyor. Ama en önemlisi, film boyunca yer yer bir dönemin moda olan CD’leri karşımıza geliyor. Elbette 2010’larda bu doğaldı. Ama benim müzik arşivimde bunlar o kadar çok ki... Bu benim ve benim kuşağım için hoş bir sürpriz.

İşte böyle… Bir başyapıt değil ama dediğim gibi, gerçekten kendine özgü bir film...
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


