Marmara Adası’nın kuzeyindeki açık mermer madenciliği, adanın yüzölçümünün yaklaşık yüzde 15’ini geri dönüşü son derece zor biçimde etkiliyor. Toprak sıyrılıp, kayalar kesilerek alınınca geriye dik duvarlar, sert ve bitki tutmayan zeminler kalıyor.
Bu nedenle “ocak kapandıktan sonra yeniden ağaçlandırılır” söylemi sanıldığı kadar basit bir süreci tarif etmiyor. Çünkü mermer anakayası üzerindeki toprak zaten sığ, bitki kökleri çoğunlukla kayadaki çatlaklarda gelişiyor. Ocak açıldığında ise bitkiler için önemli olan bu yapı tamamen yok ediliyor. Rehabilitasyon için depolanan toprak ve pasa ise çatlaklı yapıyı geri getirmiyor.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay’a göre, mermer ocaklarının doğaya yeniden kazandırılması neredeyse imkânsız. Üstelik karasal tahribatın yanında mermer tozlarının denize ulaşması da ekosistemi etkiliyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay’la konuştuk.
- Marmara Adası, binlerce yıldır mermer ocakları ile biliniyor. Adaya, denize ve bölgeye ismini vermiş. Adalardaki madencilik hakkında neler söylersiniz?
Ülkemizin Gökçeada’dan sonra en büyük adası olan Marmara Adası’nda, milattan önce 3. yüzyıldan itibaren madencilik yapıldığına dair kanıtlar bulunmakta. Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının birçok sarayında bu adadan çıkan mermerler kullanılmış. Antik mermer ocaklarının bulunduğu adada halen madencilik yapılmakta. Madencilik faaliyetleri adanın kuzeyinde yoğunlaşmış olup burada doğu batı ekseninde mermer çıkarılmaktadır. Bu durumun nedeni mermer anakayasının adanın kuzeyinde bulunmasıdır. Ocakların sayısı her geçen yıl artmakta, var olanlar da kapasite artırımına gitmektedir. Uydu görüntüleri üzerinden yapılan çalışmalarda 11.700 ha alana sahip Marmara Adasının yaklaşık 16 bin hektarında madencilik yapıldığı tahmin edilmektedir.
“Ocakların doğaya geri kazandırılması imkansız”
- Mermer ocaklarının ağaçlandırıp doğaya geri kazandırılması gerçekçi mi? Bilim bu konuda bize ne diyor?
Mermer ocaklarının faaliyeti sona erdikten sonra doğaya yeniden kazandırılması neredeyse imkansızdır. Bu durum hem mermer anakayasının yapısından hem de mermer ocağından, kayaların üretim şeklinden kaynaklanmaktadır.
Öncelikle mermer anakayası, bu anakayadan oluşan topraklar ve buralardaki bitki örtüsünden söz etmek gerekir. Mermer kireçtaşının başkalaşıma uğramış hali olup oldukça sert olması nedeniyle toprak oluşumu oldukça zordur. Bu nedenle çoğunlukla sığ topraklar bulunur. Toprak derinliğinin çoğunlukla 25 cm’nin altında olduğu mermer anakayası üzerinde adanın ikliminin de etkisiyle kızılçam ormanları ve maki bitki örtüsü bulunur. Kızılçam ve maki bitki örtüsü karstik yapıdaki mermer anakayasının çatlaklarında gelişmektedir. Mermerin yüzeye çıktığı alanlarda ise bitki örtüsü neredeyse hiç bulunmamaktadır.
Mermer ocaklarında üst toprak sıyrılarak depolansa ve sonrasında rehabilitasyonda kullanılacağı belirtilse de depolanan toprak, ağaçlar ve çalıların yetişmesi için yeterli değildir. Çünkü daha önce açıklandığı gibi bitki kökleri çoğunlukla mermerin içindeki çatlaklarda yetişmektedir. Ocak açılırken yüzeye yakın kısımdaki mermerler hava şartlarının ve bitki köklerinin etkisiyle parçalandığı için blok mermer üretimi için yeterli değildir. Bu nedenle pasa olarak ayrıca depolanır. Pasa olarak ayrılan parçalanmış mermerinin kalınlığı oldukça değişkendir. Ana amaç nispeten parçalanmamış, çatlaklı yapının az olduğu ve blok halinde üretime uygun mermer anakayasına ulaşmaktır. Bu kısma ulaşıldıktan sonra mermerler peynir dilimler gibi büyük bloklar halinde kesilmektedir. Küp veya dikdörtgen prizma şeklindeki bu bloklar çıkarıldıktan sonra arazide geriye düz duvarlar şeklinde bir yapı kalmaktadır. Faaliyet sonrasında bu düz duvarlar aynen kalmakta parçalanarak eğimin azaltılması işlemi çoğunlukla yapılmamaktadır. Depolanan toprak ve pasa eğimi düşük kısımlara serilse de bitki köklerinin geliştiği çatlaklı yapı yok edildiği için mermer ocaklarının yeniden doğaya kazandırılması imkansız hale gelmektedir. Fidan dikilen sınırlı sayıdaki örnekte mermer ocağının sadece pasa kısmının ağaçlandırıldığı görülmektedir.
“Turizmden daha fazla gelir elde etmek mümkün”
- Madenciler “Adanın tek gelir kaynağı biziz, ekonomiye katkımız büyük” diyor. Mermerden kazanılan para, yarattığı zararı gerçekten karşılıyor mı?
Marmara Adası ülkemizin en büyük ikinci adasıdır. Bu nedenle çok büyük bir turizm potansiyeli bulunmaktadır. Ancak çok yoğun madencilik faaliyetlerinin yarattığı gürültü, görüntü, hava ve su kirliliği turizmi olumsuz etkilemektedir. Adanın turizm potansiyelinin kullanılması durumunda madencilikten daha fazla gelir elde edilmesi mümkündür. Diğer yandan ülkemizdeki mermer de dahil madenciliğin katma değer üretmekten uzak olduğunu da belirtmek gerekir. Çünkü mermer ve diğer madenlerin büyük bir çoğunluğu işlenmeden cevher olarak yurt dışına satılmaktadır. Mermer bloklarını alanlar ise bunları işleyerek katma değer üretmekte, aynı zamanda kendi doğalarına da zarar vermemektedir. Ek olarak mermer ocakları çoğunlukla 10-12 yıl çalışmaktadır. Dolayısıyla istihdama katkıları da oldukça sınırlıdır. Genelde küçük işletmeler halindeki mermer ve taş ocaklarında faaliyet sona erdikten sonra doğaya yeniden kazandırma için başlangıçta alınan teminatlar düşük olduğu için teminatlar yakılarak rehabilitasyon da yapılmamaktadır. Sonuçta daha ucuz olan açık ocak madenciliği, az sayıda personel çalıştırılması, rehabilitasyon yapılmaması gibi nedenlerle mermer ocakçılığı oldukça karlıdır. Ama bu kar hesaplanırken doğaya verilen zararlar maliyete katılmadığı ve ülkemizdeki taş ve mermer ocakçılığı vahşi madenciliğe dönüştüğü için aslında ekolojik maliyeti oldukça yüksektir.
- Yurt dışındaki ocaklarda maden, yer altı galerilerinden çıkarılıp en azından yüzeydeki ekosistem korunuyor. Bu konuda Türkiye’de uygulamalar nasıl?
Ülkemizde galeri madenciliği oldukça sınırlıdır. Artvin ve Kastamonu Küre’de bakır galeri madenciliği şeklinde çıkarılmaktadır. Altın madenciliğinin galeri şeklinde yapıldığı örnekler de bulunmaktadır. Yine Zonguldak’ta taş kömürü galerilerde üretilmektedir. Ancak sayısı binlerce olan maden işletmelerinin çok büyük kısmında açık maden ocakçılığı yapılmaktadır. Bu durumun en büyük nedeni açık maden ocakçılığının daha ucuz olmasıdır. Yine ormanlar ve diğer arazilerin tahribinden kaynaklanan karbon emisyonları, biyolojik çeşitliliğe, su kaynaklarına, insan sağlığına verilen zararlar dikkate alınmadığı için açık ocakçılık karlı olarak değerlendirilmekte ve izinlerin önemli bir çoğunluğu açık ocaklara verilmektedir.
- Mermer tozlarının denize akması denizi nasıl etkiliyor? Özellikle müsilaj konusunda nasıl etki ediyor?
Mermer tozlarının doğrudan müsilaj oluşuma etkisi bulunmamaktadır. Ancak denize ulaşan mermer tozları müsilaja yapışarak deniz tabanına çökmesine yol açmaktadır. Yüzeydeki müsilajın dibe çökmesi ilk başta olumlu gibi görünse de Marmara Adasının çevresindeki mercanlar ve pina adlı denizlerin temizlenmesi için son derece önemli olan deniz yumuşakçalarının üzerini kaplaması, deniz dibinde bir tabaka oluşturması, süspanse haldeyken ışığın deniz içine ulaşmasını dolayısıyla fotosentezi engellemesi başlıca olumsuz etkileridir.
- Anakara ile adanın ekolojisi bir değil. Maden Kanunu’ndaki “özel koruma statüsü” ne anlama geliyor ve bu uygulamalar kullanılıyor mu, neler söylersiniz?
Maden Kanunu ve Maden Yönetmeliğinde adalar için özel bir koruma statüsü veya buralardaki madenciliği doğrudan kısıtlayacak hükümler bulunmamaktadır. Adaların Kıyı Kanunu kapsamındaki alanları ile doğal sit olarak ayrılan kısımlarının kısmen koruma altında olduğu söylenebilir. 3 farklı statüsü bulunan doğal sitlerden eski adı 3. derece doğal sit olan ve günümüzde adı Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarında da madenciliğe izin verilmektedir. Yine İstanbul’daki Prens Adaları gibi özel çevre koruma bölgesi içinde kalanlar bazı adalarda da madencilik yapılamamaktadır.
“Açık ocak sisteminden vazgeçilmesi gerekir”
- Marmara Adası’nda doğayı yıkıma uğratmayan sürdürülebilir bir madencilik modeli mümkün olabilir mi?
Marmara Adası özelinde açık mermer ocakçılığından vazgeçilmesi gerekmektedir. Çünkü Adanın neredeyse yüzölçümünün % 15’ine karşılık gelen bir alan açık maden ocaklarıyla tahrip olmuş, adanın topoğrafyası tamamen değiştirilmiştir. Tarihsel önemi olan ve coğrafi işaret de almış olan Marmara Adası mermerinin sınırlı alanlarda ve mümkün olduğunca galeri madenciliği şeklinde yapılması ve çıkarılan mermerin bloklar halinde ihraç edilmesi yerine adada kurulacak tesislerle katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülmesi elde edilen geliri de artıracaktır. Yine de adadaki madenciliğin sürdürülebilir olması mümkün değildir.
Sadece Marmara Adası’nda değil ülkemiz genelinde de vahşi madenciliğin sona erdirilmesi için çalışmalara acilen başlanılmalıdır. Çünkü mevcut haliyle ülkemiz madenciliği sürdürülebilirlikten oldukça uzaktır. Ayrıca iddia ettiklerinin aksine çalıştıkları süre oldukça sınırlı olan, katma değer üretmeyen, hammadde ve cevher olarak ihraç edilen, maliyetleri düşürmek için galeri madenciliğinden ve rehabilitasyon faaliyetlerinden kaçınan sektörün kendi içinde bu sorunları ele alması gerekmektedir. Ancak madencilik sektörü bunun yerine lobicilikle, gayrisafi milli hasılaya katkı sağladıkları iddialarla ve bu durumu eleştirenleri de yatırım düşmanı suçlamalarıyla algı yönetmeye çalışmaktadır. Algı yönetme haricinde özellikle kesilen ağaçların yerine beş katı fidan dikildiğini öne sürerek de yeşil aklama yapmaktadır. Kesilenlerin ağaç dikilenlerin fidan olduğu, arazi kullanım değişiklikleriyle karbon emisyonları oluştuğu, biyolojik çeşitliliğe zarar verildiği de göz ardı edilmektedir. Ormanlardaki madencilik faaliyetlerini sınırlandırmaya yönelik mevzuat değişikliklerine karşı dava açan, hatta ormanlarda maden açılmasını kolaylaştıran yasa değişiklikleri yaptıran sektörün sürdürülebilirlikten oldukça uzak olduğu söylenebilir. Daha doğrusu sektörün sürdürülebilirlikten anladığı ekonomik sürdürülebilirlik olup, ekolojik, çevresel ve hatta sosyal sürdürülebilirlik neredeyse hiç gündemlerinde yoktur. Üstelik madenler yenilenebilir kaynaklar değildir. Bu nedenle onlarca yıl sonrasını da planlayarak madencilik yapılmalıdır.
- Bugün adadaki tüm ocaklar kapatılsa, o alanların kendini onarması kaç yüzyıl alır? Acilen atılması gereken ilk adım nedir?
Mevcut halleriyle, başka bir ifadeyle düz duvar şeklindeki mermer aynalarıyla mermer ocaklarının kendi kendine kendini onarması neredeyse mümkün değildir. Çünkü düz aynada ve sert kayanın kaldığı ocak tabanında bitki yetişmesi toprak olmadığı için mümkün değildir. Faaliyeti sona eren mermer ocaklarında öncelikli olarak düz duvar şeklindeki aynaların kırılarak eğimin 45 derecenin altına düşürülmesi gerekmektedir. Sonrasında pasa olarak stoklanmış mermer parçaları alana serilmeli ve üzerine de yine ilk başta depolanmış toprak serilmelidir. Pasa ve toprak derinliğinin 75-100 cm kadar olması alana gelecek veya dikilecek fidanların gelişmesi için uygun olacaktır. Bu aşamadan sonra ekolojik süksesyonun taklit edilmesi önerilir. Çünkü oldukça taşlı olan ve organik madde ile besin maddelerince fakir bu materyal üzerinde doğrudan fidan dikildiğinde fidanların yaz kuraklığını atlatmaları zor olacaktır. Topoğrafya düzeltmesi sonrasında su ve besin ihtiyacı düşük doğal otsu türlerle otlandırma yapılmalıdır. Bu otsu türler hem tozumayı önleyecek hem de toprağı organik maddece zenginleştirecektir. Toprağın organik madde ile zenginleşmesinden sonra yöredeki doğal ağaç türlerinin sahaya gelmesi sağlanmalıdır. Bu aşamada doğrudan fidan dikimi yerine alana tohum atılması ilk aşama olarak önerilir. Çünkü bitki yetişmesi için uygun materyal derinliği olmadığında kökleri kayalardaki çatlakları bulan fidanların yaşama şansı olacaktır. Fidan dikimi şeklinde de çalışmalar yapılabilir. Ancak seçilen türlerin mutlaka yöredeki doğal türler olması, kendilerini kurtarana kadar sulama, çapalama gibi bakımlarının yapılması, kuruyanların yerine tamamlama yapılması da olmazsa olmazdır. Açıklanan bu sürecin birkaç ayda gerçekleşmesi mümkün değildir. Yıllarca sürmesi gerekmektedir. Ülkemizde mermer ocaklarında yapılan nadir rehabilitasyon çalışmalarında paşaların serildikten sonra oluşan şevlerin oldukça dik olduğu, ağaçlandırmanın bu şevlerde oluşturulan dar teraslarda yapıldığı ve doğrudan fidan dikilmesi aşamasına geçildiği görülmektedir. Ancak dikilen bu fidanların akıbetinin ne olduğu, birkaç yıl sonra yaşamaya devam edip etmedikleri de çoğunlukla izlenmemektedir. 2022 yılında başlanan Türkiye Geneli Rehabilite Edilmiş Maden Sahaları ile Madencilik Sosyal Sorumluluk Faaliyetlerinin Tespiti Projesi (TÜRMES) kapsamında sadece 6.961 Ha. alanı kapsayan 101 maden projesine yer verilmiştir. Ülkemizin değişik bölgelerinde on binlerce hektar alanda madencilik gerçekleştirildiği dikkate alındığında bu izlemeye alınan rehabilite edilmiş alanın oldukça az olması dikkat çekicidir. Maden türüne göre detaylandırarak faaliyeti sona ermiş madenlerin ne durumda olduğuna dair daha detaylı incelemelere ihtiyaç bulunmaktadır.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


