Oya Baydar: Marmara Adası benim için son sığınak

Oya Baydar: Marmara Adası benim için son sığınak

Marmara Adası’na ilk kez 1967’de gelen Oya Baydar, yıllar sonra aynı adada ev sahibi oldu. Ada, önce romanlarına ve nihayetinde Marmara Adası Edebiyat Günleri’ne sızdı. Osmanlı döneminin Rum nüfusundan mübadeleyle gelen Giritlilere, adanın geçmişteki edebiyat çevresinden bugün kaybolan kılıç balıklarına uzanan bir söyleşi

Oya Baydar: Marmara Adası benim için son sığınak

Gemiyle Marmara Adası iskelesine yaklaşırken Oya Baydar’ı görüyoruz. Yanında Yasemin ve Bekir Ağırdır. Neşeyle festival konuklarını bekliyor.

Oya Baydar, karşılaşma esnasındaki heves ve heyecanını tüm festival boyunca korudu. Konuklarla tek tek ilgilenip, etkinliklere katılmayı ihmal etmedi. Bazı konuşmalarda moderatörlük yaptı, izleyiciyle sohbet etti. Festival için kendisine sunulan teşekkür ve övgüleri ise tatlı bir mütevazılıkla kabul edip, emeği geçen herkesi tek tek andı. 

Oya Baydar’ın Marmara Adası’yla ilişkisi bir sanatçıya ait, klasik “ilham veren yer” hikayesinin ötesinde. Adaya ilk kez 1967’de geliyor. O zamanlar Rum kültürünün izleri hâlâ gündelik hayatın içinde. Mübadeleyle gelen Giritliler’in yaşam biçimleri ise adanın yeni çehresini oluşturmuş. Ada, henüz yazlık sitelerin ve bugünkü yapılaşmanın gölgesinden uzakta, Baydar’ın deyimiyle “bâkir bir toprak.”

Baydar, sanatı ve edebiyatı yaşatmanın, doğayı geri getirmekten daha kolay olduğunu söylüyor. Kılıç balıklarının bir daha dönmeyeceğine inanıyor.

Marmara Adası’nın geçmişini, edebiyatını, kültürel dokusunu, kadın emeğini ve doğasını Oya Baydar’la konuştuk.

Oya Baydar

- Marmara Adası sizin için ne zaman bir yer olmaktan çıkıp “ev” oldu?

Ada ile ilk tanışmam 1967 yılıdır. 1975'e kadar defalarca geldim. O zamanlar Marmara Adası saklı bir cennetti. Şimdi evimin bulunduğu koyda yüzerken, insanın burada evi olmalı diye hayal kurardım. Sonraları yaşamım değişti: Tutuklanma, 12 yıllık sürgün dönemi… Türkiye'ye dönebildiğimizde bir arkadaşımız Ada'da ev yaptırdığını söyledi. Hangi Ada? Marmara Adası. “Aaa, ben orayı çok severim” dedim. Sattık savdık, 1997'de tam da burada bir evim olsun dediğim o koyun üstünde bir evimiz oldu.

- Yılın 6-7 ayını burada geçiriyorsunuz. Bir yazarın yaşadığı yer ile arasında nasıl bir ilişki olur? 

Yaşadığı yer insanı her anlamda etkiler. Bütün romanlarımda bir ada vardır mesela. Ada son sığınaktır. “Yazarlarevi Cinayeti” romanı Marmara Adası'nda geçer.

- Marmara Adası’nda bir edebiyat festivalinin epeydir kalbinizde olduğunu biliyorum, bu fikri hayata geçirmek için size geldiklerinde neler hissettiniz? Ve süreç nasıl gelişti? 

Fikir benden çıktı. 2022'de Yazarlarevi Cinayeti yayımlanmıştı. Komşum Esengül Hanım -ki o olmasa bu festivali asla başarıyla sürdüremeyiz- bu romanla ilgili bir okuma toplantısı yapmayı önerdi. Ben de "Sadece benim romanımla ilgili yapmayalım, başka yazarları da çağıralım, Marmara Edebiyat Günleri diye bir etkinlik başlatalım" dedim. Tanıdığım yazarları tek tek aradım, sağ olsunlar hepsi kabul etti. İnanmazsınız, 45 günde tamamladık hazırlıkları. 

- Kitabınız, “Yazarlarevi Cinayeti”ni yazarken ada ile ilişkiniz nasıl oldu? Ada kitaba nasıl sızdı?

Ada'daki evimizi yazarlar evi yapmayı kararlaştırmıştık eşimle birlikte. O sıralarda "yazmak" üzerine bir metin vardı kafamda. Ada konuya uygundu, mekânı iyi tanıyordum ve ortam çok ilham vericiydi. Hikâyeyi Ada üzerine kurdum. Böyle oldu işte. 

- İlk festivalden bugüne “İyi ki yapmışız” dediğiniz anları dinlesek…

Tek tek anlar değil festivalin tamamı için "iyi ki yapmışız" diyorum.

Oya Baydar, Nazlı Ökten'in Bir Ada(m) Belgeseli gösteriminde

- Siz Marmara Adası’nın geçmişteki edebiyat ve sanat ortamını da gördünüz. O ada nasıldı? Kimler gelirdi, nasıl yaşanırdı?

Ada'da, yerli halkın katıldığı bir sanat ve edebiyat ortamının varlığından çok, yazları Ada'ya gelen, sonraları burada ev yaptıran yazarlardan, sanatçılardan söz edebiliriz. Oktay Rifat, çocukluğu burada geçen Samih Rıfat, Fethi Naci, Selahattin Hilav, Yaşar Kemal, Turgut Uyar, Tomris Uyar ilk aklıma gelen adlar. 

O dönemlerin Marmara Adası'nda ulaşım tümüyle denizden sağlanırdı. Çınarlı köyüne bile otomobil yolu yoktu. Bâkir bir topraktı. Osmanlı döneminde Rum nüfusun çoğunlukta olduğu Ada'da Rumların kültürel izleri görülürdü. Girit mübadilleri de kendi yaşam kültürlerini getirmişlerdi. 1950'lerde, 60'larda Ada'yı mekân tutan yazarların, sanatçıların bundan da etkilendiklerini düşünüyorum.

- Festivalin görünmeyen emeğinde özellikle kadınların çok büyük bir payı var. Adalı kadınların festivale kattığı şeyi siz nasıl tarif edersiniz?

Kadın emeği çoğunlukla görünmez. Ada kadınlarının katkısı olmasa festivalimize özellik kazandıran şeyleri başaramazdık. Mesela köylerdeki etkinlikler, dört gün boyunca yazarlar ve misafirlerimizle ilgilenme, yemekleri, ikrâmı ve yoğun kadın katılımını da unutmayalım. 

- Siz “sanat, edebiyat geri gelsin” diye yola çıktınız, başardınız. Kılıç balıkları da bir zamanlar bu adanın hayatının parçasıydı. Sizce sanat geri geldiyse kılıç balıkları da geri gelir mi?

Ada'da sanatı, edebiyatı, kültürü yeniden yaşatmaya çalışıyoruz. Bu, doğayı geri getirmekten nispeten daha kolay. Ben Marmara Adası'nda, Avşa'da kılıç avlandığı günleri bilirim. Ne yazık ki kılıçbalıkları geri gelmeyecek. Tahrip ettiğimiz, yok ettiğimiz doğayı geri getirmek mümkün değil.


YARIN: Marmara Adası Edebiyat Festivali’nin koordinatörlerinden, Marmara Adası Dostları Derneği Başkanı Esengül Taran Fleckenstein bütçesiz başlayan, adalı kadınların pişirdiği yemekler ve otellerin açtığı tek bir odayla büyüyen Marmara Adası Edebiyat Festivali'ni anlattı...


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler