Marsilya ya da Fransızların söyleyişiyle Marseille (Marsey) aslında bizim Foçalı gemicilerin M.Ö 600 yıllarında kurduğu tarihi bir kent. Bu nedenle de günlük konuşmada olsun medyada hatta edebiyatta, Marsilya’dan söz ederken ‘La Ville Phocéenne’ (Foçalıların Kenti) derler. Marsilya, Fransa’nın en ‘Arap’ kentidir. Kuzey Afrika’dan gelenler önce Marsilya Limanı’na iner, çoğu da orada kalır. Bir Akdeniz limanı olarak Kuzey Afrika kentlerinin yanı sıra Marsilya’nın Korsika ile de özel bir ilişkisi mevcuttur. Korsika Mafyasının Güney Fransa’daki Büyükelçiliğidir bir anlamda Marsilya. Uyuşturucu çetelerinin çok etkin olduğu kentin kuzey banliyösünde bugün hâlâ polisin giremediği mahalleler mevcuttur. Söz konusu mahallelerden Zinédin Zidane gibi bir futbol yıldızının çıktığını da eklemek gerekli aydınlatma notlarımıza…
Olimpik Marsilya ile stadı ‘Vélodrome’ kentin ‘simgesi’ dersek abartmış olmayız zira Marsilya’da yaşayanın başka bir takımın taraftarı olması pek olası değildir. En büyük rakibi Paris Saint-Germain ligde veya Avrupa maçlarında yenilince Marsilya, ‘bayram yeri’ne döner. Marsilya, Fransa’nın ikinci büyük kenti ancak Marsilyalılar başta Paris olmak üzere diğer büyük Fransız kentlerinden nefret eder. Özellikle Paris, Marsilya’ya taşra muamelesi yapar, onu aşağılar ve hor görür. Parisliler, “Marsilya’nın bir tek sorunu var o da Marsilyalılar’’ der. Marsilyalıların ağzındaki ‘Paris’ ya da ‘Parisli’ söylemi ise küfür ile eşdeğerdedir!
Marsilya’nın bu aralar en önemli simgelerinden birisi; Vélodrom Stadı’nı tek başına dolduran, Marsilya gençliğinin ‘müzik ilahı’ rapçi Jul. Kendisi biraz cahil olur ayrıca poliste kabarık bir sabıka dosyası bulunmasına karşın şarkıları internet’de milyonlarca kişi tarafından dinlenir. Arkasında mafyanın olduğunu herkes bilir ama kimse bundan söz etmez. Eski Marsilyalı yeni Fenerbahçeli Mattéo Guendouzi de Lyon taraftarlarını kızdırmak için ‘Jul işareti’ yapıp bir maç ceza almıştı anımsayacağınız üzere…
1992’de yolsuzluk ve şike nedeniyle küme düşürülen Marsilya’nın kulüp olarak geçmişi ise pek değil, hiç parlak değil. Özellikle de mimli ‘üç kağıtçı’ iş insanı Bernard Tapie’nin başkanlığı döneminde kulüp çok zor günler geçirdi. Her şey bir yana Marsilya, Akdenizli olduğu için aslında şen şakrak, içki düşkünü, gırgır insanların bol olduğu bir kenttir... Bizim gülmeyi, şen şakrak olmayı unuttuğumuz dönemde haliyle bu da önemli bir anekdot olup çıkıyor karşımıza…
Bugün de mali ve idare olarak zor süreçten geçen ve de cezası nedeniyle transfer yapamayan Marsilya'nın hissedarı, artık kulübe para desteği sağlamama kararı aldı. Maaş bütçesinde % 40 oranında bir indirime gidilince de doğal olarak takımda ‘kaos’ ortamı oluştu ve bazı yıldız isimler takıma veda etti. Uzun ettim ancak şifresiz kanaldan yayınlanan ve hemen herkesin izleyip yorumlayacağı maç öncesi Marsilya ile ilgili bilgileri aktarmak geldi içimden. Aslında bu görev maçı ekrandan canlı anlatacak kişinin ya neyse…
Maça, İnönü’deki ‘müthiş taraftar desteği’ ile başlayan Beşiktaş ilk 10 dakikalık periyotta atak üzerini atak yaptı, golü de Junior Olaitan’ın akılcı pasında İlhan Fakılı attı. Ancak ilerleyen dakikalarda (ilk yarı) Beşiktaş fazlaca top kaybıyla oynamaya başladı. Keyliane Hikram Abdallah da bu pozisyonlardan birinde Marsilya’nın eşitliği sağlayan golünü kaydetti. Beşiktaş geride kalan maçlarda yaptığını bu karşılaşmanın ilk yarasında beceremedi. Topu rakibine kaptırdıktan sonra hemen geri kazanamadı oysa sezon başından bu yana en önemli olayı buydu siyah-beyazlı ekibin. İlk bölümde Vaclav Cerny alışa gelmiş şekilde hızıyla bağıntılı futbol sergileyemedi. Ancak ikinci bölümde durum, tam tersine değişiverdi. Ve eleştirdiğim Cerny becerisiyle Beşiktaş’ı öne geçiren golü attı ve de alkışı hak etti. Beşiktaş hızını kesmedi, Amir Murillo attığı kafa golüyle skoru 3-1’e farkı ikiye taşıdı. Oyuna sonradan dahil olan Ernest Poku, Olaitan’ın rakip takım oyuncularının tüm engellemelerine karşın taşıdığı topu ağlarla buluşturdu ve Beşiktaş’ın dördüncü golünü attı…
Bu Beşiktaş, geçmişte yanlısının da yansızının da izlemekten keyif aldığı ‘o’ Beşiktaş. Başarının sahibi sahada koşturan futbolcular lakin hepimiz biliyoruz ki mimar; İtalyan teknik direktör Vincenzo Italiano. Sadece Beşiktaşlılar değil eminim tüm futbol tutkunları siyah-beyazlı ekibin dün gece İnönü Stadı’nda sergilediği futbolu alkışladı. (Kimileri çaktırmadan) Beşiktaş, Avrupa Ligi’ne galibiyetle başladı sanıyorum bunun devamı da gelecek…Tebrikler Beşiktaş…


