Fenerbahçe nasıl kurtulur?

Fenerbahçe nasıl kurtulur?

Öncelik spor ve futbol kuruluşlarının şirketleşmesinde olmalıdır. Bu tamamlandıktan sonra profesyonel futbol liglerinin yönetimi de Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya örneklerinin verdiği deneyimlerden yararlanılarak şirketleştirilmelidir

Fenerbahçe nasıl kurtulur?

Bu soru aslında sadece Fenerbahçe için değil özellikle profesyonel futbolun dört büyükleri Fenerbahçe (FB), Beşiktaş (BJK), Galatasaray (GS), Trabzonspor (TS) yanı sıra profesyonel futbol liglerimizde mücadele eden spor kulüplerinin hepsi için sorulması gereken bir sorudur. Spor kulübü dediğimiz da başta süper lig olmak üzere profesyonel liglerde mücadele futbol takımlarının sahibi olan dernek biçiminde örgütlenmiş olan spor kulüpleri ve varsa onların futbol anonim şirketleri ile bir spor kulübü ile bağlantılı olmayan futbol anonim şirketi olarak faaliyette bulunan spor kuruluşları.  

Kuşkusuz sorulan bir sorunun cevapları ya da çözümleri aranırken sorunun ve soru sorulmasına neden olan sorunların kaynakları ve ortaya çıkış nedenlerinin de irdelenmesi gerekir. Kurtuluş derken Fenerbahçe’nin ve diğer spor kulüplerinin sadece finansal sorunlardan kurtulmasını kastetmiyoruz; spor kulüplerinin kurumsal yönetimlerinin düzeltilmesi, iyileştirilmesi zorunluğunu ve bunu sağlayacak bir örgütlenme yapısının yaşama geçirilmesi gerektiğini anlıyoruz. Futbol, bir takım oyunu olması nedeniyle ancak başka rakiplerle oyun oynanarak sürdürülebilen bir spor olmasıdır. Bu da futbolun bir spor faaliyeti olarak ancak turnuva esaslı bir organizasyon yapısıyla sürdürülebilir olmasını gerektirmektedir. Bu nedenle sadece bir spor kulübünün kurtulması yetmez sisteme katılan bütün aktörlerin yani kulüplerin sağlam ve sağlıklı olan iyi yönetilen örgütler olmaları gerekir. Nihayet turnuva organizasyonlarının yani ligler ve kupa gibi diğer yarışmacı organizasyonların dürüst, adil, rekabetçi ve iyi işletilmesi gerekir. Bu sorunun cevabını öncelikle araması gerekenler ise futbolu düzenleyen ve denetleyen otoriteler ile spor kulüplerinin bizatihi kendileri.

Futbolun kuruluşlarının yönetim ve örgütlenmesi ve bunun uzantısı konusunda ileriye sürdüğüm iki temel argümanım var:

Birincisi, Süper Lig’den öncelikle başlamak üzere Süper Lig, 1. Lig ve 2. Ligde oynayan futbol takımlarının kısa sürede ve “gerçek anlamda” şirket statüsüne dönüştürülmeleri gereğidir. Bu argümanımla kastettiğim en tepe üç ligde yer alan takımların tümünün şirket biçiminde örgütlenmeleri modeline geçilmesi, dernek şeklinde örgütlenen spor kuruluşlarının çıkarılacak bir özel yasa ile belirlenen süreçleri izleyerek şirkete dönüştürülmeleridir. Şirket biçiminde örgütlenmeyi kolaylaştırmak ve çok sayıda  dalda faaliyet gösteren spor derneğinin örgütlenmesini sağlamak amacıyla da “spor holding anonim şirketi” bir üst yatırım şirketi modeli olarak düzenlenmelidir. Bugün 4 büyük kulübümüz başta olmak üzere spor derneklerinin kurdukları ve kendi kontrolleri altındaki  şirketlerle sürdürdükleri şirketleşme modeli bir spor kulübünün şirketleşmesi anlamını taşımamaktadır.

İkincisi, Süper Lig, 1. Lig ve 2. Lig’in düzenlenme ve yönetimleri Türkiye Futbol Federasyonu tarafından bu liglerde yer alacak olan takımların ortak olacağı şirketlere devredilmelidir. Bu argüman spor kuruluşlarının şirketleşmelerinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu iki argümanımın gerisinde yatan temel nedenler gerekçeler ise şunlardır:

(i) 1980’lerden özellikle de 1990’lardan sonra neo-liberalizm ve yeni küreselleşme dönemi birçok şeyi olduğu gibi futbol ile onun yan ve ara sektörlerini de her yönüyle “metalaşma” ve “finansallaşma” sürecinin içine itmiş, futbolu “küreselleşmiş dünyanın” bir parçası hatta “simgesi” haline getirmiştir. İletişimde ve teknolojide gelişmeler ile bunların medyaya yansımaları da bu süreci hem kolaylaştırıp hızlandırmış hem de yoğunlaştırıp yaygınlaştırmıştır. Gerçek anlamda şirketleşme modeli büyüyen ve kabuk değiştiren, küreselleşen, yönetim biçimi ve anlayışı kökten değişen futbol endüstrisindeki gelişen ve ortaya çıkan değişmelere ayak uydurmayı kolaylaştıracaktır.

(ii) Futbol kulüplerinin karar alma süreçlerini rasyonelleştirecek; finansal yönetimleri ile kurumsal yönetimi iyileştirecek, spor kuruluşlarındaki “sahipsizlik riski”ni ortadan kaldıracaktır.

(iii) Hukuksal açıdan nasıl örgütlenmiş olurlarsa olsunlar hemen neredeyse futbol kulüplerinin hepsi hem bir “yönetim krizi” içindedirler hem de finansal açıdan başarısız olup bir “ilan edilmemiş bir finansal kriz” içinde yaşamaktadırlar.  Bu finansal krizin bir sonucu olarak da futbol kulüplerinin çoğu “müflis oldukları ilan edilmemiş” olsa bile “teknik olarak iflas etmiş” durumdadır ve futbol endüstrisinin ekonomik ve yönetimsel açıdan yeniden yapılanabilmesi ve krizden çıkabilmesi için şirketleşme modeli bir kapı, bir yol açabilecektir.

(iv) TFF’nin ve Bakanlığın sporu ve futbolu düzenleme ve denetleme açısından etkinleşmesini sağlayabilecek bir mekanizma oluşturulabilecektir.

(v) Politika ve futbolun birbirlerine olan karşılıklı bağımlı hale getiren, birbirlerini esir alan bağı zayıflatacak belki de ortadan kaldıracaktır. Siyasetçi futbol kuruluşlarının finansal olarak desteklenmesi ve finansal sorunlarını çözme kaygısı ve yükünden kurutulacaktır.

Bu yazıda ilk argümanımı ele alarak açıklamaya çalışacağım.

Yazı yazma ve araştırma yayınlama etiği o konuda yazarın ilişkili durumu olup olmadığını ve bir çıkar çatışmasının bulunup bulunmadığını hemen açıklamayı gerektiriyor. Bu nedenle önce bu durumumu açıklamalıyım. Birincisi, dernek olarak örgütlenmiş olan Fenerbahçe Spor Kulübüne 6 Kasım 1984 tarihinde Yapı ve Kredi Bankası’nda genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığım sırada ve 3563 no ile üye oldum. Yani 40 yıldır Fenerbahçe Spor Kulübünün üyesiyim ve dolayısıyla süre eskiliği nedeniyle Yüksek Divan Kurulunun üyesiyim.  İkincisi, Fenerbahçe Futbol A.Ş.’de 2015-2018 arasında bağımsz yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptım. Ali Koç’un Başkan olarak seçildiği genel kurulun ardından yeni yönetime tercih ve karar alanı bırakmak amacıyla görevimden hemen ayrıldım. Bu üyeliğimin, yaşamın ders verici bir deneyimi olarak, hem  SPK’da bir zamanlar Başkanlık yapmış bir kişi olarak spor derneklerinin kontrol eden ortak olduğu futbol şirketlerini halka açılmasına SPK’nın izin vermesinin yanlış olduğu konusundaki düşüncemle hem de halka açık şirketlere “bağımsız üye seçimi konusunda SPK tarafından benimsenen yönteminin yanlış” olduğu yönündeki kanımla uyuşmadığını ve çatıştığını söylemeliyim. Ancak bu iki durum benim konuya geçmişteki iş ve eğitim yaşamımdaki birikim ve deneyimler ışığında konuyu ele almamı etkileyecek etkenler olarak görmüyorum.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bu yıl da süper ligde şampiyon olmayacağı ve futbol takımının başarısız olduğu, şampiyonluk hedefine ulaşamadığı anlaşılınca diğer dernek biçimindeki spor kulüplerinin sıkça yaşadığı geleneksel bir olguyla karşılaştı. Başarısızlık olduğuna inanıldığında derneğe dayalı bir örgütlenme tarzına dayalı olan futbol kulüplerimizin üyeleri ve taraftarları ya başkanın istifa edip yerine yeni bir başkan seçilmesini istiyorlar ya da o istifa etmez ise seçimli bir kongre toplayıp başkanın yerine yeni bir başkan ve yeni bir yönetim seçmek daha doğrusu mevcut yönetimi görevden uzaklaştırmak istiyorlar. Bazen de yönetimin kendisi ya görevi bırakmak ya da güven tazelemek amacıyla başarısızlık üzerine seçimli genel kurul toplantısı kararı alabiliyor.

Aslında dernek şeklindeki spor kulüplerinin sorunlarının çözümünün başkan ve yönetim değişikliği ile çözülebileceğini sanmak rasyonel temeli olmayan bir istem ve tipik kalabalık psikolojisine dayanan bir davranış kalıbı. Taraftar davranışları genelde rasyonel olmaktan çok duygu ve heyecana dayalıdır. Her spor kulübünde de taraftarların ve üyelerin bu duygularını tahrik eden çok sayıda kişiyi ve örgütlenmeleri görmek olağandır. Nitekim Azizi Yıldırım’ın yönetimin son zamanlarında da taraftar dediğimiz bazı kişiler ve taraftar örgütlerinin mensupları “Ali Koç Başkan, Fener Şampiyon” diye tribünlerde tempo tutuyorlardı.  Ancak bu tür yaklaşım ve istemlerin işe yarar bir yaklaşım ve çözüm olmadığının en yakın örneğini ise kısa sürede üç kez seçimli kongre yaparak Başkan ve yönetim değişikliği yapan, görevden ayrılan başkanlardan birisini ve yüksek divan kurulu başkanını kulüp üyeliğinden çıkaran ve hala suların durulmadığı Beşiktaş kulübünde gördük.

Bu nedenle tıpkı Beşiktaş ve diğer birçok dernek biçimindeki kulüpte olduğu Fenerbahçe’de de gerçek sorun 2018’den bu yana başkanlık yapan Ali Koç’un ne istifası ne de istifa etmese bile seçimli kongre toplayıp onun yerine yeni bir başkan ve yönetim seçilmesi.  Fenerbahçe kulübü ve üyeleri ve taraftarları açısından kuşkusuz bu yıl da süper ligde şampiyon olamama önemli bir sorun olsa da Fenerbahçe ve profesyonel futbolla meşgul diğer spor kulüplerinin karşı karşıya olduğu örgütlenme biçiminden, yönetimsel yapıdan ve finansal kaynaklar ile bunların kullanımından kaynaklanan sorunlar ve bu sorunların yarattığı finansal sürdürülebilirlik tehdidi çok daha ciddi ve çok daha önemli. Aslında daha da garibi üyelerin ve taraftarların süslü finansal kaynak ve proje haberlerine inanıp seçimle birlikte kulübün finansal sorunların sihirli bir değnekle dokunulmuş gibi çözülebileceğini sanmaları. Yönetim değişimi belki kulübe ve taraftara yeni bir heyecan ve beklenti verse de gerçekler yerlerinde durmaya devam eder.

Ali Koç

Günümüzde ülkemizde birçok sektörde olduğu gibi futbol endüstrisinde de ciddi sorunlar bulunuyor. Bu meselelerin hem kendisi hem de nedenleri çok yönlüdür:

(i) Bunların bir kısmı politika ve politikacı (merkezi ve yerel) ile kamu yönetiminin futbol endüstrisi ile olan ilişkisi ve futbola olan yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Bu yaklaşım ile siyaset futbolu kontrol altında tutmak istemekte, onun finansal sürdürülebilirliğini ve bağımsızlığını kazanması fikrinden de pek hoşlanmamaktadır. 

(ii) Sorunların bir kısmı futbolu yöneten kurumların (Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu) örgütlenme tarzı ve yönetim modeli ile bu kurumları yöneten kişilerin yönetim anlayışından doğmaktadır.

(iii) Ancak sorunların önemlice bir nedeni de spor kulüpleri ve/veya futbol kulüplerinin hukuksal örgütlenme biçimleri ve kurumsal yönetimleri ve özelde de finansal yönetim tarzlarıyla ilgilidir.

(iv) Diğer yandan ulusal futbol endüstrileri küresel bir spor ağının parçası olduklarından meseleler ve bunlara ilişki çözüm ve politikaları kaçınılmaz olarak uluslararası sistemden soyutlanamaz. Dünya futbolunu yöneten örgütlerin (FIFA, UEFA vd.) bizatihi kendileri ciddi bir kurumsal yönetim sorunu içerisindeler. Bu kurumlar da düzenleyici ve standart koyucu bir örgütlenme misyonu ve felsefesine yeterince sahip görünmüyorlar.

Sorunların gerisinde kurumsal yapı, örgütlenme modelleri, kurumsal yönetim tarzı, finansal yönetim anlayışı yatmaktadır. Bu nedenle gerek kamu yöneticilerinde gerekse futbol kuruluşlarındaki yönetim anlayışında ve futbolun paydaşlarının davranış biçimlerinde değişim ve dönüşüm ile iyileşme yaratmayan her türlü düzenleme ve önlemler ile yapılacak çabalar hem yetersiz hem de yararsız olacaktır. Bu nedenle yakın tarihlerde yapılmış üç önemli düzenleme olan; (i) 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, (ii) 6222 sayılı Sporda Şiddetin ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ve (iii) 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu futbolu yöneten kuruluşlarda, futbol kulüplerinde, futbolun paydaşlarında kendilerinden beklenen sonuçları üretmede yeterince başarılı olmamışlardır.   

7405 sayılı Kanun bir üst kavram olan “spor kulübü” terimini yanlış biçimde sadece dernek niteliği taşıyan spor kuruluşlarını ifade etmek için kullanmış ve “spor anonim şirketi” diye yeni bir kavram getirmiştir. Kanımızca spor kulübü terimi hem dernek hem de şirket biçiminde organize olmuş örgütleri kapsamalıdır. Çok sayıda spor dalında faaliyet gösteren spor dernekleri 7405 sayılı Kanunda yer verilmeyen ancak kanunla düzenlenmiş olmasının gerektiğini düşündüğümüz “spor holding anonim şirketi” biçimine dönüşebilmelidirler.   Diğer yandan 7405 sayılı Kanunda eksik olan bir konu da mevcut spor kulüplerinin doğrudan şirkete dönüşebilmelerini sağlayan bir düzenlemeye de sahip olmamasıdır.  

Futbolda adım atılması gereken en önemli adımlardan birisi futbol kulüplerinin örgütlenme tarzını ve kurumsal yönetiminde değişim hatta dönüşüm yapacak düzenlemelerin bir an önce yaşama geçirilmesini gerektirmektedir. Bu konuyu yakın tarihlerde “LEGALBLOG” da yayımlanan ve diğer beş büyük erkek futbol ligine (Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya) ilişkin uygulamalara da değindiğim “Spor Kulüpleri ve Futbol Ligleri Kurumsal Olarak Yeniden Yapılandırılmalı mı?”  başlığını taşıyan bir çalışmamda biraz daha ayrıntılı biçimde ele aldım. (1)

Futbol kulübü ister dernek şeklinde örgütlenmiş olsun isterse şirket özünde “ekonomik örgüt” niteliğini taşıyan ve “show business” dediğimiz gösteri yapma amaçlı faaliyeti sürdüren organizasyonlardır. Ancak profesyonel futbolun günümüzde geldiği ekonomik, boyut ve kurumsal yönetimi futbol kuruluşlarının aynı zamanda birer “ticari işletme” haline gelmelerine futbolun bir “spor faaliyeti” ve “gösteri işi” olma vasıflarının yanı sıra bir “ticari faaliyet” niteliğine kavuşmasına , hatta kurumsal yönetim bakımından bu özelliğin daha baskın olmasına da neden olmuştur. Burada ortaya çıkan sorun ise ticari faaliyetlerin yürütülmesinde bir kişi topluluğu olan dernek statüsündeki örgütlenme modelinin yetersiz kalmasıdır. Yine belirtelim ki aralarında dört büyük kulübün futbol şirketlerinin bulunduğu “derneğin hâkim ortak olduğu şirket kurma modeli” gerçek anlamda bir şirketleşme değildir. Bu kuruluşlar birer şirket gibi görünseler de kurumsal yönetimleri açısından şirket değildirler ve SPK’nın bu şirketlerin halka açılmasına izin vermesinin de uygun olmadığını düşünüyorum.

Ülkemizde kulüp başkanları yönetici oldukları kulüpleri bir ekonomik örgütü değil de sanki bir politik derneği, bir politik partiyi yönetiyormuş gibi yönetiyorlar. Hem de otoriter bir lidermiş tarzında. Özellikle de başta medyada kendilerine daha fazla yer bulabilme şansına sahip olan dört büyük kulübünkiler olmak üzere kulüp başkanları çoğu kez kendileri bazen de onun verdiği izin ile ve onun adına konuşan diğer yöneticileri her geçen gün birbirlerine karşı uyguladıkları sözlü şiddet ve parmak sallama siyasetinin tonunu ve şiddetini artırırken ilişkinin seviyesi de sürekli aşağıya çekiyorlar. Böylece diğer kulüpler ile onların taraftarlarını düşmanlaştırıp ötekileştirerek taraflar arasındaki nefreti ve birbirlerine olan öfkelerini besleyecek bir yaklaşım sergiliyorlar. İster dernek olsun isterse şirket, kulüp başkanları ve yöneticilerinin çoğunluğu para maliyeti kavramını yitirmiş sorumsuz finansal yönetim anlayışları ile de kulüplerini borca batık örgütler haline getirip sonra da bırakıp gidiyorlar.

Bütün bunların gerisinde yatan temel sorununun önemli veya ana nedenlerinden birisinin futbolun ve futbol liglerinin kurumsal yapısı ile futbol kulüp ya da futbol kuruluşlarının örgütlenme tarzı olduğunu düşünüyorum. Bu örgütlenme tarzı futbol endüstrisinde yer alan kulüplerin yönetiminde sermaye maliyeti kavramının kaybolmasına, kurumsal yönetim kavramının gelişmemesine, ahlaki riziko (moral hazard) ile ters seçime veya ters ayıklamaya (adverse selection) yol açıyor. Diğer yandan futbol endüstrisi “düzenlenmiş-regulated” bir endüstri olmasına karşın politikanın sporu ve özellikle de futbolu bir popülizm aracı görmesi hem kamu düzenleyici/denetleyici kurumsal yapısının güdük kalmasına, güçsüz olmasına ve yetersizliğine hem de öz-düzenleme” (self-regulatipon) kültürünün sağlıklı bir biçimde gelişmesine engel oluyor.

Bir ülkede futbol endüstrisi kuşkusuz cam fanus içinde yaşamıyor; toplumun diğer kesimi ve kurumları ile futbol ve futbolun kurumları bir bileşik kaplar ilişkisine sahip. Toplumsal yaşam, ülkenin kurumsal yapısı, kültürel yapısı, iş yapma biçimleri, ülkenin özel ve kamu kurumlarında benimsenen kurumsal yönetim modeli, kurumların ve kişilerin birbirlerine karşı duyduğu güven, ülkede insanların en basitinden en karmaşığına kadar hukuk kurallarına-uyma konusundaki davranış sicili, toplumdaki şiddet eğilimi, adalet mekanizması ve kolluğun kuralları ihlal edenlere ya da etmek isteyenlere karşı caydırıcılık gücü ve etkinliği, ekonomik gelişmişlik gibi bir dizi etken ülkenin futbolunun genel yapısı ve işleyişini belirlediği gibi futbol kuruluşlarının/kulüplerinin kurumsal yapısını ve yönetimini de belirleyici bir etkendir. Diğer yandan bugünü tarihsel gelişimden soyutlayarak da anlayamayız. Burada her ülkeye özgü yaşanmış tarihsel deneyim bugünü oluşturan bir birikim olarak arkamızda durmaktadır.

Profesyonel liglerde spor kulüplerinin örgütlenmesi açısından günümüzdeki büyük futbol liglerine baktığımızda iki ana yaklaşım bulunmaktadır. Bunlardan birisi kulüplerin “sınırlı sorumluluğa dayalı ve paylı şirket” olarak örgütlenmeleridir. Diğer ise futbol kulübünün “dernek” ya da “dernek benzeri” bir statüye sahip tüzel kişi olarak örgütlenmesi modelidir. İlki “sermayeye” dayalı bir örgütlenme ikincisi ise “kişi topluluğu” denilen bir örgütlenme tarzı. Tarihsel olarak bakıldığında,  ülkelerin  bazı istisnai durumlar dışında iki modelin karması bir modeli genelde pek benimsemediklerini söyleyebiliriz. Modellerden birisi hâkim model olarak uygulanmıştır. Ancak Avrupa’nın büyük liglerine bakıldığında günümüzde Almanya hariç üst profesyonel futbol liglerinde spor kulüplerinin hukuksal örgütlenmesinde şirket modelinin hakim  hatta bazı sınırlı istisnalarla tek model olduğunu görüyoruz. Futbolun profesyonel bir spor dalı olarak henüz gelişmeye çalıştığı ABD’de doğal olarak şirket modeli geçerlidir.

Tarihsel olarak İngiltere’de baştan beri profesyonel futbol kulüpleri şirket olarak örgütlenme modelini seçmişler ve 1900’lerin başından bu yana profesyonel futbol kulüpleri şirket biçiminde kurulmuşlardır. Bu seçimin politik bir zorlama olarak değil kendiliğinden gelişen bir sürecin sonucu olarak ortaya çıkmış olduğunu söylemek yanlış olmaz. 1980’lerden özellikle de 1990’lardan sonra spor ekonomisinde ortaya çıkan büyük ve önemli dönüşümler nedeniyle İngiltere’de hakim olan şirket modelinin Kara Avrupası’nda da yayıldığını görüyoruz. Şirket modelinin kuşkusuz bazı sonuçları vardır. Futbol kulüplerinin sahipleri zaman içinde değişebilmektedir. Futbol şirketinin sahibi bir finansal sorun karşısında şirketi satabildiği gibi pazar koşullarında iyi bir fiyat bulduğunda da bir yatırımcı olarak kolayca futbol kulübü şirketindeki paylarını satabilmektedir. Diğer yandan şirket olan bir spor kulübünün üzerinde pazar mekanizmasının “finansal başarısızlık”, “iflas” kılıcı sallanmaktadır. Finansal olarak başarılı olamayan şirket şeklindeki bir kulübün mevcut sahibi kendisi sermaye artırmaz ise veya yeni sermaye koyabilecek bir ortağa şirketi devredemez ise şirketi iflas beklemektedir. Bu nedenle şirket olarak kurulmuş bir organizasyon kaynaklarını etkin ve verimli olarak kullanma baskısı altında kalmaktadır. Şirket modelini benimsemiş bir futbol kulübünde “sahipsizlik riski” ortadan kalksa bile bu şirketin kurumsal yönetiminin iyi olmasını ve/veya finansal başarısını garanti etmediği gibi  sportif başarıyı da tek başına sağlayamaz. Çünkü iyi bir kurumsal yönetimi ve finansal başarıyı belirleyen etkenler ile sportif başarıyı sağlayan etkenler tümüyle ve birebir örtüşmedikleri gibi iki konunun başarı kriterleri farklıdır. Bu modelde “normal koşullarda” politikacıların bir futbol şirketinin finansal meselelerine bulaşmak ya da kafa yorma gibi bir sorunları bulunmaz. Eğer politikacı spor ya da futbol şirketinin yönetimi ve finansal meseleleri ile ilgilenmeye başlarsa şirket modelinde de  finansal açıdan sorunlu ve kötü bir kurumsal yönetimi olan futbol endüstrisine sahip olmak kaçınılmazdır.

Kara Avrupası’nda ve ülkemizde futbol ve profesyonel futbol ağırlıklı olarak zaman içinde futbol kulüplerinin “dernek” veya benzeri hukuksal örgütlenme biçiminde kurulmaları biçiminde gelişmiştir. Ancak yukarıda belirttiğimiz gibi futbol ekonomisinde ortaya çıkan değişim daha doğrusu yaşanan sıçrama futbol kulüplerinin dernek statüsü ile yönetilmelerinde ciddi uyum sorunları yaratmıştır. Büyüyen, karmaşıklaşan ve risklerin arttığı bir ekonomik-finansal ortamda her futbol kulübünün hangi kademedeki ligde yer alırsa alsın ve hangi ülkedeki ligde olursa olsun kurumsal yönetimi ve finansal olarak ayakta kalması zorlu bir yönetim meselesi haline gelmiştir. Bu da dernek statüsünde yola devam etmek isteyen ülkede futbol kulüplerinin kurumsal standartlarının da iyileştirilmesi ve yükseltilmesi, kulüplerin gözetim mekanizmalarının hem kağıt üzerinde hem de pratikte sıkılaştırılması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Bu değişen ortamda önceleri şirketleşmeye yönelik gelişmelere yeşil ışık yakan Almanya’da politika değişikliği yapılmış ve dernek statüsü sıkılaştırılarak dernek biçimindeki kulüplerin kurdukları şirketlerde kontrolü korumaları zorunluğunu getirmiştir. Bu nedenle aslında Alman futbol kulüplerinin kurdukları futbol şirketleri gerçekte bir şirket olma niteliğine sahip değildirler. Günümüzde Kara Avrupasında Alman liginde (Dortmund ve Wolsburg gibi birkaç örnek hariç) “dernek” biçiminde örgütlenmenin hakim yönetim ve sahiplik modeli olduğunu söylemek yanlış olmaz. Almanya’da spor dernekleri bir futbol şirketi kurabilirler ancak bu şirketin kontrol eden payları “yüzde 50+1” kuralı ile dernekte olmalıdır ve dernek de şirketin hâkim ortağı konumunu korumak zorundadır. Bu modelin bir ölçüde Almanya’da başarılı olmasını kuşkusuz bu ülkedeki toplumsal kültür ile futboldaki sıkı kurallar ile gözetim mekanizmasının etkinliği sağlamıştır.

Buna karşılık İspanya futbolda yaşanan finansal krizi çözmek için 1990 ların başında kanun çıkarıldığında finansal durumu iyi olan ve borç sorunu olmayan iki kulüp (Barcelona ve Real Madrid) ile özel konuma sahip olan iki futbol kulübü dışında profesyonel futbol kulüpleri “yasal bakımdan zorunlu” bir model ile şirketleştirilmişlerdir. Fransa ve İtalya’da da profesyonel futbol klüpleri özel kişilere ait şirketlerdir ve bu özel sahiplerce yönetilmektedir.

Dernek modelinin Almanya’da bu ülkenin  “özel koşulları” altında başarılı olarak uygulandığını söylemek yanlış olmaz. Aynı şekilde İspanya’da Real Madrid ve Barcelona dernek modelinin başarıyla uygulanabileceğini gösteren iki önemli örnektirler. Bunlara karşılık şirket modelinin olduğu İngiltere’de Premier League en başarılı lig olarak durduğu gibi, İspanya ve Fransa’da şirket modeline geçiş ile futbolun tepe liglerinin niteliğinin hem lig olarak hem de kulüpler olarak iyileştiği kabul edilmektedir.

Bir başka konu futbol şirketlerinin özellikle de İngiltere’deki kulüplerin 1980’lerde halka açılarak borsada işlem görmeye başlamaları dalgasıdır. Bu dalga bir süre sonra yerini borsadan çıkmaya bırakmıştır. Günümüzde İngiltere’de sadece Manchester United borsada işlem görmektedir, o da Londra borsasından çıkmış ve bir süre sonra New York Borsasına kote olmuştur. Danimarka’dan 5, ülkemizden 4; İtalya’dan 3; Portekiz’den 2; Almanya, Fransa, Hollanda, İskoçya, İsveç, Polonya’dan 1’er futbol şirketi ülkelerinin yerel borsalarında işlem görmektedir. Çin’de borsada işlem gören Guanzhou ise iflas etmiş, borsadan ve Ocak 2025’te ligden çıkarılmıştır.

Konuyu ele alan çalışmalara göre borsada çıkışın üç temel nedeni olduğu kabul edilmektedir:

(i) Borsaya kote olmak başlangıçta klübe dışardan yeni sermaye çekmiş olmasına karşın, futbol şirketlerinin yatırımcıya kâr pay dağıtımı ile pay fiyatı artışı (sermaye kazancı) şeklinde sağladığı getiriler yetersiz ve düşük olmuştur.

(ii) İkincisi şirket şeklinde örgütlenmiş ve halka açık bir futbol kulübünün çoklu amaçlara sahip olması ile ilgilidir. Bir spor klübünün amacı hem bir ticari bir iş olarak hem de bir spor faaliyeti olarak futbolu geliştirmektir. Bir futbol klübünün amacı finansal bakımdan ödeyebilirliğini korurken aynı zamanda futbolda başarılı olmak, seyirci sayısını artırmak, sağlıklı ve düzgün işleyen bir ligde yer almaktır. Borsaya kayıtlı bir şirketin kâr-maksimizasyonu ve yatırımcılara rekabetçi bir getiri sağlama hedeflerinin futbol endüstrisinin bu amaçları ile örtüşmediği, çatıştığı  ileriye sürülmektedir.

(iii) Özellikle İngiltere’de borsaya kayıtlı futbol kulüp şirketlerinin sahiplik yapısında ortaya çıkan değişim ve bu değişimle yabancı yatırımcıların hakim ortak haline gelmesidir. Yabancı sahipliğine kulüp şirketlerini kapalı şirkete dönüştürme eşlik etmiştir. Böylece yabancı yatırımcılar hem çok ortaklı olmanın getireceği sorunlardan hem de halka açık olmanın getirdiği yükümlerden kaçınmış olmaktadırlar.

Ülkemizde hâkim model olan spor ve futbol kuruluşlarının dernek biçimde örgütlenme modeline karşı ileriye sürülebilecek bazı argümanlar bulunmaktadır:

(i) Futbol ekonomisinde meydana gelen gelişmeler ve sıçramalar dernek statüsünü bir futbol kulübünün yönetimi açısından yetersiz kılmaktadır.

(ii) Derneklerde üye-esaslı sistem futbol kulübünün yönetimi üzerinde yeterli ve etkin bir gözetim mekanizması sağlayamamaktadır. Bazen on binlerce üyeden oluşan “üye-esaslı” sistemde üyeler kolaylıkla manüple edilebilmektedir. Üye sayısı çoğaldıkça da üye-esaslı sistemde üyelerin denetim ve hesap sorma etkinliği azalmakta ve bir noktadan sonra ise tümüyle kaybolmaktadır.  Buna karşılık şirket modelinde “pazar-gözetimi” derneklerdeki “üye esaslı- gözetim”den daha etkin bir  denetim ve hesap verme mekanizması sağlamaktadır.

(iii) Üye-esaslı sistem spor kulübüne yeterli okaynak sağlayacak bir finansal model değildir. Halbuki şirket modelinde ortak-pay sahibi üyeye kıyasla özkaynak sağlamada daha etkindir.

(iv) Dernekler kurumsal yönetimde “sahipsizlıik riski” taşıyan kuruluşlardır. Dermek yöneticileri (kanunlar ne derse desin) aldıkları kararların finansal riskini ve maliyetini taşımayan kişilerdir. Kanunlara konulan sorumluluk kuralları  ise uygulamada etkinliği olmayan kurallardır. Kaldı ki aşırılaşmış sorumluluk kuralları bir noktadan yönetici bulmayı zorlaştıracağı gibi aşırı riskli davranışlarda bulunan yöneticilerin yönetimine gelmesine neden olur. Bu nedenle dernek şeklindeki spor kuruluşlarında yöneticiler için getirilen aşırı sorumluluk kuralları sonunda yönetici bulmada “ters ayıklama (adverse selection)” denilen olguyu doğurabilir.  Aynı şeklide üyeler de ödedikleri ve çoğu kez sembolik tutardaki yıllık aidat dışında kulübün yönetimsel sorunlarına ve finansal meselelerine karşı ilgisizdirler.

(v) Dernek yönetimi sahipsizlik riskini taşımasının yanı sıra pay sahipliğine dayalı bir ekonomik örgütlenme olmadığından kuruluşun spor dallarını şirketleştirip daha fazla yatırım yapacak ve daha iyi yönetecek kişilere pazar koşullarıyla devrini de engelleyici bir işlev görmektedir.

(vi) Derneğe dayalı modelde belirli spor dalları için kurulan ve kulübün hakim ortağı olduğu şirketler yoluyla bulunan yaklaşım  ise uygulama sonuçlarına bakıldığında aslında bu şirketlerin gerçekte kurumsal yönetim bakımından şirket olarak yönetilebilecekleri anlamına gelmemektedir.

Ülkemizde tarihsel olarak futbol kulüplerinin dernek statüsü, futbol endüstrisinin ekonomik olarak küçük olduğu, kulüplerin bütçelerinin sınırlı olduğu, kurumsal yönetimlerinin göreli olarak basit ve sade olduğu dönemlerde bir ölçüde sürdürülebilir bir model olmuştur. Bu biraz varlıklı ve iş bitirici bir Başkan, onun yanına aldığı birkaç varlıklı yönetici ile kamu yönetiminde iş bitirecek ve takip edecek, kamuda bir biçimde finansal kaynak sağlayabilecek birkaç kişinin de eklenmesinden oluşan yönetim kadrosu modeli uzun yıllar ülkemizde en büyük bütçeye sahip üç büyüklerin yönetimi için bile fazla sorun çıkarmadan işe yaramıştır.

Ama 1980’li ve 1990’lı yıllar ile artık bu modelin işe yararlığı giderek azalmaya başlasa ve  günümüzde  ise artık kalmamış olsa bile hala futbol taraftarları (hatta bazı spor yazarı ve yorumcuları bile) zaman zaman paralı olan ve elindeki ekonomik olanakları kulübe sunabilecek ve başka kaynaklardan (kamu kaynakları dahil) karşılıksız ya da karşılıklıymış gibi görünüp de gerçekte hiç  geri ödenmeyecek finansal kaynaklar sağlayacak bir paralı başkan, züğürt ağa gibi saçabilen yönetici hayalini korumayı sürdürüyorlar. Bazı dernek biçimindeki spor kulübü başkanları da hala yerel ya da merkezi kamu yönetiminden sağlayacakları ranta dayalı işlerle kulüplerin finansal açıdan sürdürülebilirliğini sağlayacağını sanıyorlar. Artık devir değişti. Bir kulüp kendi gelir olanaklarını kendisi yaratabilir ve yaratabildiği bu gelir olanaklarını da akıllıca kullanarak giderlerini karşılayabilir ve yapması gereken yatırımları yapabilir. İyi bir kurumsal yönetim her şeyden önce geliyor. Bu gelişmelere uyum sağlayacak biçimde örgütlenmeyi ve yönetmeyi beceren başarılı olabilir. Derneğe dayalı bir spor ve futbol örgütlenme modelinin yeni futbol düzeni ya da dünyasında başarılı olma şansı artık hemen hemen hiç yok.  Ülkemizde bu model sürdürülebilir ekonomik olanakları yaratmakta ve kaynakları etkin olarak özgülemede yetersiz kalıyor; bir risk ve sorumluluk taşımayan üyelerce seçilen ve geçici süreyle görev yapan başkanı esas alan, “başkan odaklı” (isterseniz otoriter diyebilirsiniz) bir yönetim tarzına saplanıp kaldığından daha iyi kurumsal yönetim modelini oluşturabilme kapasitesine sahip değil.

Amigo Çetin, 1970’li yıllarda İnönü Stadı’nın Yeni Açık tribünündeydi (Kaynak: Alper Katmer)

Spor ekonomisini özellikle profesyonel futbol endüstrisini bekleyen bir başka tehlike de kara para ve bahis ekonomisinin futbol kulüplerini kullanma riskinin artmasıdır. Bunun yolu ise hem dernek hem de şirket şeklinde örgütlenmiş olan futbol kulüplerinin sahipliği ve yöneticiliği ile finansal yönetimi üzerinde sıkı bir düzenleme ve denetim yapısının kurabilmektir.

Bir spor (ve futbol) kulübünün dernek olması temelde hem “sahipsizlik riski” dediğimiz bir risk yaratır hem de finansal yönetimde “vekalet-agency” sorunu dediğimiz bir sorunu bünyesinde barındırır. Bu sektörü düzenleyenlerin özel olarak izlemesi ve yönetmesi gereken bir risktir. Sonunda spor kulübünü yönetenler bir dernek genel kurulunda yapılan değişiklikler ile belirlenmekte olan gelip geçici kişilerdir. Bu saydığımız riskler dernek biçimindeki spor kulübünün futbol şubesinin şirketleşmesi halinde de sürer. Bir derneğin kontrol ettiği bir şirket gerçek anlamda sahibi olmayan bir şirkettir. Bu şirkette sermaye sahibi yetkilerini kullanan kişiler dernek genel kurulunda seçilen kişiler, dernek yönetimi olmaktadır. Bu tür yönetimler ise sahipleri olmadıkları, nihai anlamda finansal riskini üstlenmedikleri bir ekonomik örgütü yönetmektedirler.

Nitekim FB Spor Kulübü Başkanı ve onun hakim ortağı olduğu FB Futbol A.Ş. yönetim kurulu başkanı aynı zamanda halka açık olan Koç Holding A.Ş. ve onun bir çok şirketinin yönetiminde pay sahibi/ortak sıfatıyla görev yapmaktadır. Ancak halka açık bir şirket olan FB Futbol A.Ş. nin temel faaliyetini sürdürdüğü Süper Ligden çekme yönünde açıklama yaparken yönetim kurulu başkanı olduğu Koç Grubu şirketi Yapı ve Kredi Bankası hakkında bankanın ertesi gün artık kapılarını kapatacağını söyleyebilmeyi aklından bile geçirememesinin gerisinde yatan neden de işte tam budur. FB Futbol A.Ş., TFF’nin, Yapı Kredi ise BDDK’nın sektörel gözetimine; her iki şirkette halka açık olarak SPK’na tabi şirketlerdir. Bir başka deyişle her ikisi de sektörel gözetime sahip olan bu şirketlerde farklı bir yönetim anlayışının iki temel nedeni olabilir. Sayın Başkan birisinde sermayedar iken diğerinde geçici yöneticiliğini yaptığı bir taraftardır. İkincisi ise muhtemelen düzenleyici ve gözetim örgütü olarak BDDK ile TFF arasındaki farktır.

Paul Tagliabue’nin “Free market economics is the process of driving enterprises out of business. Sports league economics is the process of keeping enterprises in business. There is nothing like a sports league.” sözü tam da bizim futbolumuz için söylenmiştir. Birçok kulüp kapanıp ufak bir farkla aynı adla yeniden açılıp, hakkını başkalara devredip, dernekse şirkete veya şirketse derneğe dönüp, arada bir de belediyespor olup “suyun üstünde” kalıyorlar.

Aslında meselenin özünde yatan konu spor kulübünün amaçlarının ne olduğu ile ilgilidir. Bu konuda hem spor tarihinde hem de konuyu ele alan akademik yazında tartışma söz konusundur. Bazı yazarlar, başka herhangi bir endüstride ya sektörde olduğu gibi spor kulübü sahiplerinin amacının yatırdıkları sermayenin değerini makimize etmek olduğunu kabul etmektedirler Buna karşılık bazı yazarlar ise kulüp sahiplerinin genellikle sportif başarıya bağlı duygusal, manevi ödüller (emotional rewards) gibi parasal olmayan motivasyonlar aradıklarını söylemektedirler. Buna karşılık kulüplerin amacının sahibinin kimliğine bağlı olduğunu söyleyen yazarlarda bulunmaktadır. Bu nedenle bazı kulüp sahipleri yatırımlarından kâr sağlamak amacını taşıyabileceği gibi bazıları da duygusal bir tatmin elde etmek için kulüp satın alabilirler.

Kuşkusuz şirket şeklindeki bir spor kulübünü satın almaya benzer güdüler futbol tarihimizde dernek şeklindeki spor kulüplerine geçici bir süre için başkan seçilenler için de söz konusudur. Bir başka deyişle, tarihsel geçmişin kayıtlarına bakıldığında kamudan iş ve ihale alma; spor kulübünün büyüyen bütçesindeki harcamaları kullanarak gelir sağlama; illegal faaliyetler için spor kulübünü bir perdeleme olarak kullanma; spor klübünün kendisini suç faaliyetleri, kara para aklama, yasadışı bahis faaliyetleri için kullanma; yönetici ve sahip olarak toplumda bilinirlik ve şöhret sağlama ile kişisel itibar elde etme gibi amaçlar ve güdüler  hem dernek biçimindeki spor kulübüne yönetici olma veya spor şirketi sahip olmanın nedenleri olarak ortaya çıkmıştır. Başka hangi işte reklam harcaması yapmadan haftanın her günü yazılı ve görsel medyada kendinize yer bulabilirsiniz ki; hangi ülkede her gün ana akım gazeteleri bile her gün 4-5 sayfasını futbol kulüplerine ve onların yöneticilerine ayırıyor ki; başka hangi toplumda futbol kulübünün (özellikle de en tepe 4 kulübün) başkanları kamuda ve özelde, her yerde VIP muamelesi görüyor ki?

Sistemin işleyişini değiştirmedikçe şirketleşmenin tek başına sihirli bir değnek olmadığını da söylemeliyim. Nitekim geriye dönüp baktığımızda spor kulübünden bağımsız şirket olarak yönetilen başarılı örnekler olduğu gibi başarısız ve iyi yönetilmeyen hatta kötü yönetilen ve başka amaçlar için araç olarak kullanılan spor/futbol şirketlerinin olduğu da söyleyebiliriz. Göztepe A.Ş: ile benim neslimde Adana’dan büyüyen her çocuğun gönlünde ayrı bir yeri olan ve günümüzde şirket modeline dönüşmüş olan  Adana Demirspor arasındaki yönetim farklılığı acaba nereden kaynaklanmaktadır?

Bu tür örgütlenmeler için getirilecek kurumsal yönetim ilkeleri hem iyi dizayn edilmek hem de dizayn edilen bu kuralların uygulanması sıkı biçimde izlenmek yönetilmek durumundadır. Futbol endüstrisinin temel zaaflarından birisi olan sistemin düzenleyici ve denetleyici gözetim mekanizmasının kurumsal yapısını zayıf ve Bakanlık ile TFF’nin bu işi yapmakta yetersiz oldukları, düzenleyici ve denetleyici işlev misyonlarına uzak ve yabancı oldukları ortada. Bu ise TFF’nin iyi bir düzenleyici ve denetleyici örgüt olarak yeniden dizaynını gerektiriyor. Gerek TFF’nin yönetimsel yapısı ve bu yapıya başta politik olmak üzere yapılan müdahaleler ile dışarıdan (sektör, medya, taraftar vd.) gelen baskılara açık olması; TFF’nin doğal olarak (tarihsel genetik kodları bakımından) bir düzenleyici/denetim kurum olabilme felsefesinden uzaklığı gibi bir dizi etken sektörde iyi ve sıkı bir düzenleyici/denetleyici gözetim mekanizmasının işlerliğe kavuşması önündeki engellerdir. TFF’nin örgütlenmesi düzenleyici ve denetleyici işlevi meselesi ise ayrı bir yazının konusunu oluşturuyor.

Diğer yandan günümüzde spor (özellikle de ülkemizde futbol) endüstrisi gerek parasal boyutu gerekse yönetimindeki karmaşıklık nedeniyle ancak iyi örgütlenmiş kurumlarda, kurumsal yönetim ilkeleri kapsamlı ve açıkça biçimde belirlenmiş olan ekonomik örgütlenmelerle yürütülebilirler. Bu nedenle spor (ve futbol) endüstrisi hem sektörün genel olarak, faaliyetler ile kuruluşlar düzeyinde kapsamlı, tutarlı ve uygun biçimde düzenlenmesi hem de kuruluşların bu faaliyetleri yürütebilecek hukuksal örgütlenmeler biçiminde örgütlenmeleri gerekir. Bugün birçoğu parasal büyüklükler bakımından Türkiye’nin en büyük grupları arasında yer alabilecek boyutta olan Süper Ligde ve onun hemen yanında olan 1. Ligde faaliyette bulunan spor ve futbol kuruluşlarının ana çatılarının dernek statüsü altında (ve ona bağlı şirketlerle) altında sürdürülebilmesinin rasyonel temelleri bulunmadığı kanısındayım.

Diğer yandan üst liglerde kulüplerin gerçek anlamda şirketleşmesi futbol-politika ilişkilerini de yeni bir düzene kavuşturabilir. Gerçek anlamda şirketleşme ile artık politikacı (hem merkezi hem de yerel) spor kulübünün finansal olarak faaliyetini sürdürebilmesi için ona kaynak bulma ve yaratma kaygısından kurtulacağı gibi futbol kulübü de politikacıdan bağımsızlaşabilir. Bir başka deyişle şirketleşme iki tarafı da özgürleştirir. Ama burada temel sorun ülkemizde hem politikacının hem de futbol kulüplerinin gerçekten de bu özgürleşmeyi isteyip istemedikleridir.

2024-2025 sezonunda Süper ligde 4 büyük kulüp dahil 9 kulüp; 1. Ligde 3 kulüp; 2. Ligde ise 8 kulüp; 3. Ligde ise 10 kulüp olmak üzere toplam 30 kulüp futbol takımı liglere TFF tarafından şirket olarak tescil edilmiştir. 4 büyük kulübün derneklere ait şirketler olduğunu ve Göztepe’nin ise gerçek anlamda bir şirket olduğunu biliyoruz. Ancak kalan 25’i hakkında yeterli bilgiye ne TFF sayfalarından ne de başka bir biçimde erişmek mümkün değildir. Bunlardan 9 tanesinin TFF sayfalarında internet sitesinin adresi bile yoktur; 8 tanesinin TFF sayfalarında internet adresi olsa bile bu adresler ya geçersiz ya da erişilemeyen adresler olup erişimi yasaklanmış adresler bile bulunmaktadır. 13 tanesinin internet sitesine erişilebilmekle birlikte bu siteler 4 halka açık şirket dahil son derece yetersiz kötü tanzim edilmiş; kulüp sitesinde yer alan ancak şirket sayfasına zorlukla ulaşılabilen sitelerdir. Bu da TFF’nin gözetimi altındaki şirketlerin internet sitelerini kontrol etme konusundaki performansını yansıtmaktadır. Bir düzenleyici /denetleyici kurum olan ve kendi sitesine koyduğu ve vatandaşa adres gösterdiği spor kulübü internet sitesi adresini bile açıp kontrol etmeyi düşünemeyecek bir TFF’den daha ciddi konularda ne yapmasını bekleyebilirim ki?

Bir plan içinde önce Süper Lig ve 1. Ligin katılımcısı olan futbol kulüplerinin şirketleştirilmeleri gerektiği kanısını taşıyorum Bu sürecin hem ardından da 2. Ligin şirketleşmesi tamamlanmalıdır. Şirketleşme “gerçek” bir şirketleşme modeli olmalıdır. Bir başka deyişle dört büyük kulübümüzde olduğu gibi spor kulübünü dernek olarak muhafaza edip onun şirketler kurması modelinin uygun bir şirketleşme modeli olmayacağı, hatta şirketleşme olmadığı kanısındayım. Bunun için ise mevcut kulüpler yapılacak özel bir düzenleme ile doğrudan şirkete dönüştürülebilmelidir.  Bir tüzel kişiliğin bir başka tür tüzel kişiliğe dönüştürülmesi olgusu biraz karmaşık bir konu gibi görünse de aslında teknik olarak basittir. Bu konudaki düşüncelerimi ise bir başka yazıda aktarmak istiyorum.

Spor ve/veya futbol kuruluşlarının şirketleşmesine bağlı bir başka konu da liglerin yönetimin ligde yer alan kulüplerin ortak olduğu bir şirkete devredilmesi meselesidir. Zaman zaman süper ligin şirkete dönüştürülmesi düşüncesi dile getiriliyor. Kanımca öncelik spor ve futbol kuruluşlarının şirketleşmesinde olmalıdır. Bu tamamlandıktan sonra profesyonel futbol liglerinin yönetimi de Almanya, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya örneklerinin verdiği deneyimlerden yararlanılarak şirketleştirilmelidir.


Notlar:

(1) Ali İhsan Karacan, Spor Kulüpleri Ve Futbol Ligleri Kurumsal Olarak Yeniden Yapılandırılmalı mı?, LEGALBLOG, 28 Nisan 2025, https://legal.com.tr/blog/genel/spor-kulupleri-ve-futbol-ligleri-kurumsal-olarak-yeniden-yapilandirilmali-mi 

İlgili İçerikler