TBMM’ye sunulan yeni Yargı paketi (“Yargı’nın Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”) idare hukuku, özel hukuk ve ceza hukuku alanında birçok kanunda değişiklik öngörüyor.
Getirdiği hemen dikkati çeken bazı yenilikler şunlar:
- Miras hukukunda ortaklığın giderilmesi davalarında ilk satış ihalesine sadece mirasçılar girebilecek. 3. Kişiler ancak ilk ihalede satış olmazsa sonraki ihaleye girebilecek (Mirasçıları koruyucu bir düzenleme). İhaleye girip, alıp bedeli yatırmayanlara ayrıca yaptırımlar öngörülmüş (%5 para cezası vs.).
- Borçlar hukukunda destekten yoksun kalma ve işgücü kaybı tazminatlarında faiz hesabı, bilinen kazanç/zarar için olay tarihinden, bilinmeyen veya gelecekteki zarar için karar tarihinden başlayacak (Büyük tazminat davalarında borçlunun lehine alacaklının aleyhine gibi görünüyor).
- Kanuni faiz yeniden belirleniyor: 3095 sayılı Kanunda değişiklikle, Borçlar ve Ticaret kanunundan kaynaklı alacaklar için sözleşmede hüküm yoksa kanuni faiz kural olarak Merkez Bankası yıllık reeskont oranının %80’i olarak sabitlenmiş. Yasal faiz doğrudan enflasyon oranına endekslense daha doğru olurdu sanki. Yine de alacakları enflasyona karşı korumak adına mevcut duruma göre çok daha olumlu bir değişiklik gibi görünüyor.
- Özel hukuk yargılama usulünde (HMK) duruşmalar arasındaki süre kural olarak 3 ayı aşamayacak; online (ses ve görüntüyle uzaktan) duruşmaya katılım genişletiliyor; belirsiz alacak davası kaldırılıyor; istinafın ilk derecenin kararını kaldırıp yeni karar verdiği hallerde dosya istinaf parasal sınırnın üstünde ise direkt temyize açılıyor (AYM’nin iptal kararı gereği düzenleme); ilk derecedeki görev ve yetki sorunu temyizde bozma nedeni olmaktan çıkıyor; davaları birleştirme ve ayırma kuralları yeniden düzenleniyor.
- Ceza hukukunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay dairelerinde verilen kararları Ceza Genel Kuruluna götürme yetkisi genelleştiriliyor.
İdare hukukunda getirilen yenilikler şunlar:
- İstinafın ilk derece mahkemesi kararlarını kaldırıp, dosyayı yeniden ilk dereceye iade etmesi olanağı oldukça genişletiliyor. Normalde genel kural, istinafın ilk derece mahkemesi kararını uygun bulmadığı hallerde kaldırma kararı verip davayı esastan kendisinin sonuçlandırması. Dosyayı iade normalde son derece istisnai. Yeni Paket ile iade, sadece ilk inceleme konularıyla vs. sınırlı değil, esastan verilen birçok kararda da mümkün olacak (keşif ve bilirkişiye gitmeden veya duruşma yapılmadan karar verilmesi halleri gibi).
- Uygulamada zaten istinaf mercileri (BİM’ler) kanunu son derece zorlayıcı bir yorumla (esasa ilişkin karardaki önemli eksikliğin kararı “nihai karar” olmaktan çıkardığı yorumu) bu yönde kararlar veriyordu. Yani kanunu fiilen uygulamıyordu. Teklif aslında kanuna aykırı uygulamayı legalleştirmiş oluyor!
- İdare ve vergi mahkemelerinde (ilk derecede) tek hakimle verilecek kararlar son derece genişletiliyor. Normalde bu mahkemelerde üç hakimden oluşan heyetlerle karar veriliyor. Ancak konusu 486 bin TL’ye kadar olan davalar tek hakimle görülecek. Oldukça yüksek görünen bu sınır her yıl enflasyona göre yeniden değerlemeye tabi tutulacak. Bunun anlamı çok fazla idari davanın artık tek hakimle görülecek olması. Bu arada tek hakimle verilecek kararlar temyize bütünüyle kapalı.
- İstinafın kaldırma kararı vererek doğrudan kendisinin sonuçlandırdığı kararlar, temyiz sınırının altına olsa bile direkt temyize açık hale geliyor. Bu konudaki AYM’nin iptal kararı üzerine zaten bu yönde değişiklik daha önce yapılmıştı. Yeni teklif, bu konuda (yani doğrudan temyize) bazı sınırlamalar getiriyor. Tek hakimle verilen kararlar gibi bazı sayılan davalar için bu durumda da temyiz yolu kapatılmış.
- Danıştay’ın küçülmesi ve 10 daireye inmesi 4 yıl erteleniyor (halen 12 daire var).
İçtihat birliğini sağlayamama sorunu
Diğer alanlarda getirilen yenilikleri değerlendirmek uzmanlık alanımda değil.
Uzmanlık alanım olan idare hukukunda yeni paket ile geirilen yenilikler olumsuz değil.
Ancak olsa olsa pansuman tedbir mahiyetinde devede kulak yenilikler.
Türkiye’de halen tüm Yargı erkinin siyasi iktidardan bağımsızlık ve siyasi tarafsızlık gibi mevcut genel sorunları hariç tutulursa, idari yargının en önemli sistemsel sorunu içtihat birliğini sağlayacak bir sistem dizayn edilememiş olması.
Bir yargı düzeninde gerek ilk derece mahkemesi seviyesinde gerek bölge (istinaf) seviyesinde çok sayıda mahkeme olduğu göz önünde bulundurulduğunda, yüzlerce mahkemenin benzer davalarda ve hukuki uyuşmazlıklarda benzer yönde karar vermesi ve aynı konuda farklı yönlerde karar verilmemesi ve daha da önemlisi o alanda hukukun ne olduğuna son tahlilde ve nihai olarak en üstte bir otoritenin (yüksek mahkeme veya temyiz mahkemesi) söylemesi gerçek bir hukuk devletinde en önemli şeylerden biridir.
Bu bağlamda üst mercilerce etkin bir denetim (kanun yolu denetimi) varsa, alt mahkemelerin aynı konu ve uyuşmazlık için faklı kararlar vermesş o kadar vahim olmaz. Çünkü üst mercii içtihadı yeknesak hale getirecektir.
Özellikle de yargı düzeninin en üst konumundaki mahkeme (yüksek mahkeme veya temyiz mercii) gerektiğinde içtihat birliğini sağlamak adına tüm alt mahkemelerin tüm kararlarını denetleme yetkisine sahip olursa, işte o zaman içtihat birliğini sağlamanın önünde sistematik engel kalmamış olur.
Bu noktada şunu vurgulamak önemli.
Yüksek mahkeme veya temyiz merciinin alt mahkemelerin tüm kararlarını zorunlu olarak denetlemesi gerekmez.
Zaten pratikte ilk derecede açılan tüm davaların hatta istinafa giden tüm davaların son tahlilde yüksek mahkeme veya temyiz mercii tarafından denetlenmesi de mümkün olmaz. Hiçbir yüksek mahkeme bu kadar fazla dava yükünü kaldıramaz.
Burada önemli olan o yargı düzeninde açılmış olan tüm davaların prensip olarak en üstteki yargı merciinin denetimine kapalı olmaması.
Böylece alt seviyedeki mahkemelerin kararlarının gerektiğinde en üst mahkeme tarafından denetlenebileceğini bilerek ve o sorumlulukla ve o ciddiyetle karar vermesinin sağlanması.
Alt mahkemelerin ve özelikle de ara seviyede denetim yapan istinaf (bölge) mahkemelerinin, “Ne olsa bizim kararı denetleyecek bir üst mercii yok” veya “ne olsa bizim karar temyiz denetimine açık değil, o halde istediğimiz şekilde ve keyfiyette karar veririz” kolaycılığının ve pervasızlığına prim verilmemiş olur.
Peki yüksek mahkemenin hem en üst seviyede dava yüküne boğulmayacağı, hem de o yargı düzenindeki tüm alt mahkemeleri gerektiğinde denetleyip içtihat birliğini sağlayabileceği optimum bir sistem nasıl kurgulanacak?
Bunun mutlak mucizevi bir formülü yok kuşkusuz.
Ama Batı’da genelde uygulanan ve işe yarayan sistem, il/ilçe seviyesindeki ilk derece mahkemelerinin kararlarının bölge seviyesindeki mahkemelerce (istinaf) ara üst denetime tabi tutulması; bölge (istinaf) mahkemelerinin kararlarının da belli bir süzgeçten geçrilerek, ulusal seviyede yüksek mahkemece veya temyiz merciince en üst seviyede denetlenmesi.
Bu en üst seviyedeki denetim için filtreleme ise genellikle yüksek mahkemenin kendisi tarafından ve küçük (1-2 üyeden oluşan) komisyonlar oluşturulması suretiyle yapılıyor.
Şu anda bizim AYM tarafından yapılan bireysel başvurudaki kabul edilebilirlik filtrelemesi gibi.
Etkisi azaltılmış “light” yüksek mahkemeler
Yani işin özü şu:
Yüksek mahkeme, içtihat birliğini sağlamak adına, gerek ve ihtiyaç duyarsa ve talep halinde, alt mahkemelerin tüm kararlarını temyiz denetimine tabi tutabilir.
Bu konuda yüksek mahkemeye kanunla ble herhangi bir kısıtlama getirilemez.
Temyize mutlak kapalı alt mahkeme kararı olmaz.
Yüksek mahkeme bu konuda kendi kabul edilebilirlik kriterlerini ve sistemini kendi belirler.
Hangi istinaf kararını temyize açacağına hangisini açmayacağına yüksek mahkeme karar verir.
Kanun koyucu bu konuda inisiyatif alarak, kanunla belirlediği ve önemli gördüğü bazı tür davaların mutlaka temyize açık olmasını öngörebilir.
Ama tersini öngöremez.
Yani alt mahkemelerin ve özellikle de istinaf mercilerinin bazı kararlarının temyize açılamayacağını, hele hele kanunda sınırlı olarak sayulan davalar dışındaki davaların topluca temyize kapalı olacağını öngöremez.
Bunu yaparsa o sistemde içtihat birliğini sağlamak mümkün olmaz.
İşte maalesef bizdeki sistem bu.
Kanunda sınırlı olarak sayılmış davalar dışında kalan tüm istinaf kararları için temyiz yolu bütünüyle kapatılmış.
Danıştay içtihat birliğini sağlamak için mutlak gerekli görse bile kanunda sınırlı biçimde sayılmayan bir alt mahkeme kararını temyizen denetleyemiyor.
“Alt makemesinin kararını denetlemesi yasak olan yüksek mahkeme mi olur?” demeyin!
Bizde oluyor!
Böylece memlekette fiilen her bölge mahkemesi hatta istinafın her bir dairesi sanki ayrı ve bağımsız yüksek mahkeme gibi.
Davaların büyük kısmı bölgelerde (istinaf) kesinleşiyor ve Danıştay tenyizine kapalı.
Her Bölge (istinaf) dairesi temyize kapalı davalar açısından kendi başına buyruk takılabiliyor.
Zira kararlarının üst denetimi olmayacağını bilmek oto-kontrolü de önlüyor ve aşırı rahatlama sağlıyor.
Kanundaki bölgeler (istinaflar) arasındaki içtihat farklılığını önlemeye yönelik mekanizma ise kesinlikle etkisiz ve kötü kurgulanmış.
Üstelik uygulamada çoğu kez istinaf kararlarından hangilerinin temyize açık,
hangilerinin kapalı oduğu da tartışmalı olabiliyor.
Maalesef yeni Yargı paketi yargının bu en önemli sorunu çözmeye yönelik hiçbir adım atmıyor.
Maalesef dağ fare doğuruyor.
Siyasi iktidarın bölgeleri daha kolay kontrol edebilmesi motivasyonuyla doğru sistemi bilerek kurmadığı varsayılsa bile, yüksek mahkemelerin sistemde “light” konumda kalmayı neden kabullendiğini anlamak zor.


