Üniversiteyi yurt dışında okuma kılavuzu

Üniversiteyi yurt dışında okuma kılavuzu

Çocuğunuza Avrupa’da üniversite okutmak, İstanbul veya Ankara’da okutmaktan daha pahalıya gelmez. Hatta İstanbul’dan daha ucuza bile gelebilir. Nitekim sanırım bu yıl ülkemizde yıllık öğrenim ücreti 10 bin dolar veya Euro düzeyinde kalan vakıf üniversitesi kalmadı ve rakamlar bunun en az iki katı. İstanbul’daki özel yurt veya ev kiralarının da Avrupa’dan geri kalmayacağından hatta geçeceğinden emin olabilirsiniz

Üniversiteyi yurt dışında okuma kılavuzu

Ülkemizde üniversiteye giriş tercihlerinin yapıldığı şu günlerde üniversite lisans eğitimini yurt dışında almak isteyen ve bu yönde girişimde bulunanların sayısının anormal biçimde arttığı gözlemleniyor.

Üniversitede lisans eğitimi almak için yurtdışına eskiden genelde İstanbul, Ankara ve İzmir’de bütünüyle yabancı dille eğitim veren birkaç yabancı okulu/koleji bitirenler giderdi.

Robert, Saint Joseph, Saint George gibi misyoner orijinli okullar, Amerikan kolejleri, Bups/Blis, elçilik okulları vs.

 Bir de ÖSS/YKS’de istediği puanı alamayıp Eski Doğu Bloku ülkelerinden parayla kısa yoldan ama kuşkuyla bakılan diploma almak isteyenler vardı.

Bunlar dışında çok iyi liselerde veya kolejlerde okuyanların bile çok ezici çoğunluğu üniversite lisans eğitimi almaya yurt dışına gitmeyi düşünmez ve Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ, Hacettepe, Bilkent, Koç, Sabancı ve Galatasaray gibi ülkenin en elit üniversitelerinde okumayı tercih ederlerdi.

Bunlar yurt dışına genelde lisans değil, lisans üstü (master, doktora vs.) yapmaya gitmeyi düşünürdü.

Ne var ki son yıllardaki genel eğilim, yabancı dilde eğitim görenler dışındaki liselerde (Anadolu liseleri, fen liseleri, özel kolejler) okuyan başarılı öğrencilerin büyük kısmının da artık üniversite lisans eğitimi için yurt dışına (İngiltere, ABD, Kanada, Avrupa) gitmeyi ülkemizdeki en iyi üniversitelere göre bile ciddi bir alternatif olarak görmeleri.

Avrupa’da üniversite okuma modası

Hatta son birkaç yılda daha da ön plana çıkan eğilim, İngiltere, ABD ve Kanada yerine, Avrupa’da üniversite okumak.

Tıp için İtalya, Macaristan Çek Cumhuriyeti.

Mühendislikler için özellikle Almanya ve Hollanda.

Hukuk için Fransa ve İsviçre gibi.

Bu yeni eğilimin en önemli nedeni ise işin mali boyutu.

Avrupa (İngiltere ve İrlanda hariç) halen büyük ölçüde sosyal devlet.

Bunun sonucunda üniversite okumak ABD ve İngiltere’ye oranla çok daha ucuz.

Örneğin ABD veya İngiltere’de iyi veya orta halli bir üniversitede yabancı (enternasyonal) öğrenciler için istenen yıllık öğrenim ücreti 50.000 USD seviyesinde iken, Avrupa’da bu rakam 10 bin USD seviyelerinde.

Bu rakamlar üniversitesine göre değişkenlik gösterebilir. Ama ortalama bu civarda düşünülebilir.

Bu rakamlara kalacak yer ve yeme içme masraflarını da eklemek gerekmekle birlikte, özellikle Avrupa’da yurtlar son derece ucuz.

Ayrıca öğrencilere kampüste part-time çalışma ve para kazanma olanakları da sunuluyor.

Diğer bir anlatımla, çocuğunuza Avrupa’da üniversite okutmak, İstanbul veya Ankara’da okutmaktan daha pahalıya gelmez. Hatta İstanbul’dan daha ucuza bile gelebilir.

Nitekim sanırım bu yıl ülkemizde yıllık öğrenim ücreti 10 bin dolar veya Euro düzeyinde kalan vakıf üniversitesi kalmadı ve rakamlar bunun en az iki katı.

İstanbul’daki özel yurt veya ev kiralarının da Avrupa’dan geri kalmayacağından hatta geçeceğinden emin olabilirsiniz.

ABD ve İngiltere’de okul ücretleri çok daha yüksek olmakla birlikte, çok parlak ve ultra başarılı veya elit seviye sporcu öğrenciler için burs olanakları oldukça fazla.

Mali boyut dışında, genel olarak yurt dışında üniversite okumaya olan talebin patlamasının en büyük nedeni ise kuşkusuz gençlerin artık ülkenin siyasi geleceğine olan ümidini kaybetmesi.

Ülkedeki siyasi atmosfer, sürekli dozu artan otoriterleşme, sürekli kısıtlanan özgürlükler, demokrasi ve hukuktaki sürekli gerileme ve bozulma, gençlerin büyük çoğunluğunu ümitsizliğe sürüklüyor ve geleceklerini ülke dışında kurma isteğini tetikliyor.

Beyin göçü değil, boşa kaynak transferi

Peki ülkenin gençlerinin çoğunluğunun yurt dışında üniversite okumak istemesi kötü bir şey mi?

Evet!

Hem de çok çok kötü.

Ülke’nin eğitim-öğretim politikası için utanılacak bir şey olması yanında, Ülke ekonomisi için de olağanüstü olumsuz bir tablo.

On binlerce (böyle giderse belki yüzbinlerce) öğrencinin her biri için Ülke kaynaklarından edinilen 30-50 bin Doların her yıl ülkeden yurt dışına transferi zaten kaynakları kısıtlı ülkemiz ekonomisi için çok ciddi bir handikap.

Buna karşın, ülkenin parlak ve en üst seviye öğrencilerinin bir kısmı hatta çoğunluğunun bile ABD, İngiltere, Kanada ve Avrupa’nın en üst seviyedeki (örneğin dünya sıralamasında ilk 50’ye girmiş) en iyi üniversitelerinde eğitim alması olumsuz değil bilakis çok olumlu.

Dünya ölçeğindeki bu en iyi üniversitelerde eğitim almış parlak gençlerimiz böylece bilim ve teknolojide dünya süper liginde ve dünyanın diğer parlak gençleriyle yarışarak kendilerini daha da geliştirebilir.

Sonrasında ülkeye dönerlerse zaten ülkenin seviyesini daha yukarı çekerler.

Dönmeseler bile bir şekilde yine ülkeye ve topluma faydaları olur.

Bkz. Aziz Sancar, Daron Acemoğlu, Dani Rodrik vs.

Kaldı ki ileride ülkenin siyasi atmosferi normalleşir ve demokraside raylar tekrar makul ve istikrarlı seviyelere oturursa, o parlak beyinler ülkeleri ile bağlarını koparmazlar.

Sonuç olarak, son yıllarda yaşanan bu eğilim, yani ülkenin gençlerinin ciddi bir kesiminin üniversiteyi yurt dışında okuma planı hiç sağlıklı değil.

Dünya ölçeğinde en üst seviyede olan (örneğin ilk 50 gibi) üniversitelere girebilecek nitelikte olanlar için itirazım yok. Hatta olumlu bulurum.

Ne var ki sırf yurt dışında diye vasat hatta vasat-altı bir üniversiteye ülkenin kaynaklarından yıllık on binlerce dolar harcayarak okumak, hem o öğrenciye ekstra bir nitelik kazandırmayacağı için mantıksız. Hem de ülke ekonomisi için yazık.

Özellikle ABD ve İngiltere’de dünyanın en iyi üniversiteleri yanında, o kadar çok vasat-altı seviyede üniversite var ki diploma almak için sadece parayı aksatmadan ödemeniz ve derslere ve sınavlara giriyormuş gibi yapmanız yeterlidir.

Türkiye’deki yeni açılan taşra üniversiteleri değilse de yerleşik üniversitelerin çoğu onlardan iyidir.

Zaten yurt dışında aldığınız lisans diplomasının Türkiye’de denkliğinin otomatik olarak yani seviye sınavsız veya YKS şartı olmadan kabul edilmesi için dünyada ilk 400’e girmiş bir üniversitede okumuş olmanız gerekir (YÖK düzenlemesi). Bu kriteri ise ABD ve İngiltere’de bile çoğu üniversite sağlayamaz.

Batı Avrupa’daki üniversiteleri ise burada ayrı bir yere koymak gerekir.

Bu ülkelerde (Hollanda, Belçika, Almanya, İsviçre, Fransa, Avusturya, İtalya, İskandinavya) üniversitelerin çok büyük çoğunluğu yerleşik devlet üniversitesidir ve genelde akademik seviyeleri bizdeki hemen tüm üniversitelerden yüksektir.

Batı Avrupa’daki bu yerleşik devlet üniversitelerinin en önemli özelliği ise girişin yani üniversiteye kabulün genelde kolay olması; ancak okumanın yani bitirmenin son derece zor olmasıdır.

Yani giriş kolay, çıkış çok zordur.

Örneğin Fransa ve İsviçre’de hukuk fakültelerine girişte sınav yoktur ve lise ortalaması ortanın üstünde olanlar kolayca kabul alır. Ama girenlerin kabaca %70’i ilk yılın sonunda elenir ve normalde bütünleme hakkı bile verilmez.

Yabancı öğrenciler için de girişte en önemli iki kriter, o üniversitenin eğitim dilini yeterli seviyede bilmek ve lise mezuniyet ortalamasının iyi (orta üstü) olmasıdır.

Buna karşın bu ülkelerde lisans seviyesinde salt İngilizce olarak okunabilecek programlar, mühendislikler dışında, oldukça azdır. Lisans eğitimi genelde kendi dillerindedir.

Örneğin Almanya’da, Hollanda’da, Belçika’da, İsviçre’de İngilizce olarak tıp ve hukuk okuyamazsınız.

İngilizce programlar genelde lisans üstü (master) seviyededir.

Yani Batı Avrupa’da İngilizce olarak üniversite okuyacaksanız, mühendislik ve belki fen bilimleri alanı dışında pek seçenek yok. Almanca, Fransızca biliyorsanız şansınız daha fazla.

En üst üniversitelere kabul aslanın ağzında

Peki dünya seviyesinde en üst konumda olan üniversitelere (örneğin Top 50) nasıl girilebilir?

İngiltere ve ABD’deki dünya ölçeğinde en üst sıralardaki en iyi üniversiteler hemen herkesçe bilinir:

İngiltere’de Oxford, Cambridge, Imperial, UCL.

ABD’de Harvard, MIT, Yale, Princeton, Stanford, Berkeley, Columbia, Caltech, UPenn, Cornell, Chicago vs.

Türkiye’nin yıllardır dünyada ilk 500’e üniversite sokamamasına bakmayın.

Son yıllarda Çin, Japonya, Kore ve Singapur’dan bazı üniversiteler de dünya sıralamasında en üstlere doğru yükseldi.

Bunları dünya sıralamasında buralara yükseltenler ise yukarıda saydığım ABD ve İngiltere’nin en üst seviyesindeki üniversitelerinde okumuş ve yetişmiş akademisyenleri.

Yani beyin göçünü sonradan tersine işletebilmeleri. Batı’da okumuş parlak gençlerini sonradan ülkelerine çekebilmeleri.

ABD ve İngiltere’nin bu en üst düzey üniversitelerinden kabul almak için ise neredeyse ağzınızla kuş tutmanız gerekiyor!

Ön şartlar, İngilizce seviyesinin en az IELTS 8/9 veya TOEFL 90/110 seviyesinde ve lise mezuniyet ortalamasının 90/100 seviyelerinde olması.

Bu noktada lisede IB, A Level veya AP olarak bilinen uluslararası programları takip etmiş olanlar ayrıca avantajlı oluyor.

A Level esas olarak İngiltere’de geçerli lise programı.

AP, ABD’de kabul görüyor ve ders bazında ayrıca yapılabiliyor.

IB ise genelde en zor uluslararası lise programı olarak kabul ediliyor ve 45 üzerinden en az 40-42 ortalama tutturup o alanın istediği dersleri de “high level” olarak almış olanların yukarıda sayılan top üniversitelere kabul edilme şansı yüksek oluyor.

ABD için ayrıca önemli SAT sınavından iyi bir skor (1500 üstü) da gerekli.

Buna karşın yukarıda belirtilen en üst seviye üniversitelere kabul edilmek için bunlar yeterli değil.

Bunlar sadece ön şart.

Bunlara ilaveten, öğrencinin lisede yaptığı bilimsel projelerle, yaptığı topluma yararlı faaliyetlerle, geliştirdiği ilginç fikirlerle ve vizyonla, istikrarlı biçimde yaptığı sanat veya spor aktiviteleriyle, gireceği üniversiteye de katkı sunabileceğini ve fark yaratabileceğini ortaya koyabilmesi gerekiyor.

Aksi halde dünyadaki bu kabaca “top 50” üniversitede ayrılan uluslararası öğrenci kontenjanına girebilmek için kendisi ile yarışan ve en az kendisi kadar parlak ve nitelikli on binlerce Çinli, Koreli, Japon, Hintli, Brezilyalı, Arjantinli, Kolombiyalı, Meksikalı, İranlı, Mısırlı, Polonyalı, Ukraynalı, Sırp ve Batı Avrupalı öğrenci ile rekabet edebilmesi hiç kolay olmaz.

Dünya süper ligine çıkmak ve oyunu o ölçekte oynamak isteyenlerin gözü korkmasın ve denesin derim.

En fazla A Milli Futbol Takımı’nın durumuna düşerler ve ne de olsa Ülkede başarısızlığı kimse cezalandırmıyor!


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler