Kamuoyunda "PKK’ya af yasası" olarak bilinen ve “çerçeve yasa” ismi de kullanılan yeni 7595 sayılı kanun dün (18 Ağustos) Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Hemen belirteyim ki hukuk sistemimizde “çerçeve yasa” diye bir yasa türü yok.
Aslında her yasa bizde “çerçeve” niteliğindedir.
Yasa normalde genel çerçeve çizer ve içeriği yönetmelik vs gibi idari düzenlemelerle somutlaştırılır.
Bunun istisnası ise suç ve cezalar ve temel hak ve özgürlükler konularıdır.
Bunlarda çerçeve yasa olmaz.
Yasa her şeyini bizzat düzenlemek zorundadır.
Yani başka konularda olur ama tam da terör örgütü üyelerinin suç ve ceza konularında çerçeve yasa olmaz!
Yeni Kanun özetle, kasten adam öldürme suçu işleyenler ve ayrıca 1 Haziran 2005 tarihinden önce terör suçu işlemiş olanlar hariç, PKK terör örgütü yönetici ve üyeleri ile örgütün faaliyetlerine katılanlar veya örgüte destek verenler ve propagandasını yapanların tümüne bir tür af getiriyor.
Bunlar eğer 5/10 yıl içinde (15 yıla kadar hapis ile yargılananlar 5 yıl, 15 yıl üzeri hapis ile yargılananlar 10 yıl) tekrar terör suçu işlemezlerse, haklarındaki soruşturma ve kovuşturmalar düşüyor ve mahkumiyet aldılarsa “cezaları infaz edilmiş" sayılıyor.
Bu süreç ise güvenlik kuvvetlerince (MİT ve İçişleri) örgütün fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin tespit edilmesi ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından teyit edilip Resmi Gazete’de yayımlanması ile başlıyor.
Yani bu tespitin Resmi Gazete'de yayımlanması ile söz konusu kapsama giren PKK yöneticileri, mensupları ve destekçileri hemen serbest kalıyor. 5/10 yıl içinde tekrar terör suçu işlerlerse yargısal süreç ve mahkumiyet kaldığı yerden devam ediyor ve zaman aşımı işlemiyor.
Süreç başladıktan sonra ise sürecin fiili ve idari yönetimi Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın başkanlığında ilgili bakanlardan, güvenlik kuruluşları başkanlarından ve Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri'nden oluşan ve sekreteryası da bu Cumhurbaşkanlığı birimince yürütülen Kurul’a bırakılıyor.
Kurul’a verilen sorunlu yetki
Kurul’a verilen en önemli ve bana göre anayasal ve hukuki açıdan ciddi biçimde sorunlu yetki ise şu:
Kanunun madde 7/4 hükmüne göre, sürecin başlamasından 2-3 yıl sonra, bu kapsamdaki bir PKK’lının soruşturma ve kovuşturmalar veya mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan “hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması” Kurul tarafından (ilgili hakimlikten) “talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir.”
Bence buraya kadar Kanun'da ciddi bir anayasal problem yok. Çünkü buraya kadar yapılan aslında bir tür özel af ya da şartlı salıverme niteliğinde ve siyasi sonuçlarını göze alan Yasama organının hukuksal boyutu ilgilendirmeyen siyasi tercihleri kapsamına girer.
Anayasal yönden istişari nitelikli MGK’ya verilen teyit yetkisi ve “neden sadece PKK ve diğer örgütler dahil değil?” ya da “neden Haziran 2005 tarihi öncesini kapsamıyor?” gibi eşitlik ilkesi tartışmaları da bence teknik hukuk açısından ciddi sorun içermiyor.
Ne var ki Kanun'daki söz konusu m.7/4 hükmü işin rengini ciddi biçimde değiştiriyor ve üç noktada bariz anayasal ve teknik hukuksal sorun içeriyor.
“Süper aklama” çelişkisi
Öncelikle bu hükümle getirilen yenilik; kapsama giren PKK’lılar için “genel af” niteliği taşıması. Çünkü bu durumda sadece ceza ortadan kalkmıyor; aynı zamanda suç ve ceza tüm sonuçları ile birlikte ortadan kalkmış oluyor. Suç hiç işlenmemiş gibi oluyor.
Bunun da anlamı 2-3 yıl sonra bu kapsamdaki PKK’lılar milletvekili seçilme, parti yöneticisi olma, kamu görevlerine girme dahil, tüm sivil haklara sahip olacaklar.
Ne var ki henüz kanunun ilk kısmından kaynaklanan 5/10 yıllık şartlı salıverme süreleri bitmemiş olacak. Yani kanun hem bu kişilerin bir anlamda tam olarak “aklanması” ve toplumla bütünleşebilmesi için en az 5/10 yıl süre öngörmüş.
Hem de aynı zamanda bu kişiler henüz tam “aklanmadan” ve toplumla bütünleşme süresi dolmadan yani 2/3 yıl içinde kamu görevine girebilecek ve milletvekili hatta bakan ve cumhurbaşkanı bile olabilecek derecede toplumun en makbul kişileri konumuna getirilmiş olacak.
Bu olgu öncelikle kanunun kendi içindeki çok ciddi bir çelişkisi ve madde 7/4, kanunda öngörülen 5/10 yıllık süreleri anlamsız kılıyor.
Zaten hemen serbest kalacak olan bu kişilere böyle bir ilave “süper aklama” ve kamu görevine girme olanağı sağlanacaksa, bunun kanunun başında öngörülen 5/10 yıllık sürelerle uyumlu olması gerekirdi.
Madde 7/4’deki ikinci sorun, Kurul’un, şartlı salıverme süresi dolmadan bu kişiler için “süper aklama” talebinde bulunması için herhangi bir objektif kriter belirlenmemiş olması.
Aynı şekilde ilgili hakimliğin de Kurul’dan gelecek bu talebi neye göre kabul edeceğine veya reddedeceğine dair hiçbir kural veya objektif ölçütün bu hükümde yer almaması.
Hiç bir objektif kriter öngörülmediğine göre bu süper aklama hepsi için geçerli mi olacak?
Bazıları için talep edilir bazıları için edilmezse ne olacak? Eşitlik sorunu burada devreye girmez mi?
Üçüncü sorun ise anayasal yargı yetkisine yürütmenin müdahalesi sorunu.
Madde 7/4’deki lafız, buradaki yargı merciinin yetkisini öncelikle oldukça belirsiz kılıyor.
Hakimliğin Kurul’un talebini reddetmesinin mümkün olup olmadığı bile belirsiz.
Hakimlik bu talebi reddetmek istese bile zaten neye göre reddedeceği belli değil.
Yani elinde redde yönelik bir hukuki enstrüman veya argüman yok gibi.
Burada yargı merciinin yetkisi sanki salt şeklen konulmuş ve yargı mercii sanki Yürütme'nin bir birimine (Kurul) tabi kılınmış ya da şekli onay mercii konumuna indirgenmiş izlenimi veriyor.
Nitekim Kanundaki “Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir” ifadesi sanki “bağlı yetki” tonunda yazılmış gibi.
Bence bu hüküm anayasal yargı yetkisinin bağımsızlığını bariz biçimde zedeliyor gibi görünüyor.
Kanun Kürt sorununu çözer mi?
Sonuçta teknik olarak Kanun'da bahsettiğim Madde 7/4 dışında önemli bir hukuksal sorun yok bence.
Madde 7/4 ise anayasal ve hukuksal açıdan bence sınıfı geçemez.
Kanun'un genel olarak Kürt sorununa çözüm getirip getirmeyeceği konusunda ise keşke iyimser olabilseydim.
Hem yöntem olarak hem de içerik olarak Kürt sorununa çözüm olması mümkün görünmüyor.
Yöntem olarak, Kürtlerin halen hapisteki seçilmiş meşru temsilcileri muhatap alınmayıp, terör örgütünün Türkler nezdindeki en güçlü nefret objesi olan lideri muhatap alınması, maalesef toplumsal mutabakatı çok düşük kıldı.
İçerik olarak ise PKK’nın Kürt sorununda “sebep” değil “sonuç” olduğu gözardı ediliyor gibi.
PKK’yı doğuran ve geliştiren sebep malum.
Kürtlerin hukuksal ve siyasi talepleri.
İşin bu yönünde hiçbir ilerleme sağlamayan bu yasa Kürtleri ve PKK’yı doğuran faktörleri nasıl tatmin edecek?
Bu konuda makul ilerleme olmazsa, bugün PKK gider, yarın Y-PKK gelir.
“Hukuksal boyut ve haklar konusunda işi zamana yayalım ve seçimlere kadar ciddi bir adım atmadan ve göz boyama kabilinden birkaç düzenleme ile işi idare edelim ve Kürtlerden gelecek ilave oyla bir seçimi daha alıp götürelim, sonrasına bakarız!" deniyorsa yazık olur.
Zaten siyasi boyutta istenen belki de bu.
Türklerin çoğunluğunun bu işe nasıl ikna edileceği ise kimsenin zaten umurunda değil gibi…


