AİHM’in yeni Kavala kararı: Mahkumiyeti yok hükmünde

AİHM’in yeni Kavala kararı: Mahkumiyeti yok hükmünde

Karar ile Osman Kavala’nın yaklaşık 9 yıldır haksız biçimde hapiste olduğu kesin olarak hüküm altına alınmış oluyor. O hâlde zararın neresinden dönülse kârdır. Öncelikle bu kişi derhal özgürlüğüne kavuşmalı. Anayasa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini (AİHS) kanunların bile üstünde gördüğüne ve AİHM kararları kanunlarda yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılarak bunlara uyulması hukuken zorunlu. O hâlde kimse “AİHM bizim iç hukukumuza karışamaz” diyemez

AİHM’in yeni Kavala kararı: Mahkumiyeti yok hükmünde
Osman Kavala

AİHM Büyük Dairesi dün açıklanan yeni kararında (Başvuru no. 2170/24) ezici çoğunlukla (15’e karşı 2 oy) Gezi Parkı protestolarını organize ederek Hükümeti devirmeye çalışmakla suçlanan ve yaklaşık 9 yıldır hapiste tutulan Osman Kavala’ya haksızlık yapıldığını tespit etmekle kalmadı. Aynı zamanda Türkiye’deki hukuk ve yargı sisteminin siyasi yönden hassas davalarda tarafsızlığını kaybettiğini ve siyasi iktidarın etkisine açık olduğunu da alenen ilan etti.

Mahkeme kararında öncelikle Osman Kavala aleyhindeki mahkumiyet kararlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ve hukukunu çok ağır biçimde ihlal ettiği ve hukuken “yok hükmünde” olduğu ve derhal serbest bırakılması gerektiği vurgulanıyor.

Bu bağlamda Kavala aleyhindeki kararlar nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti adalet sisteminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) tam altı maddesini açık ve ağır biçimde ihlal ettiği belirtiliyor:

  • Madde 10 (ifade özgürlüğü)
  • Madde 11 (toplanma, gösteri yapma ve örgütlenme özgürlüğü)
  • Madde 6 § 1 (mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı, savunma hakkı ve adil yargılama usulü bağlamında adil yargılanma hakkı)
  • Madde 5 § 1 (özgürlük ve güvenlik hakkı)
  • Madde 18 (hakların sınırlanmasının sınırları)
  • Madde 3 (insani olmayan muamele)

AİHM’in bu kadar fazla maddeden ihlal gördüğü dava sanırım son derece azdır.

Mahkeme bununla yetinmeyip, sonrasında da Türk hukuk ve adalet sistemini, hassas siyasi boyutları olan davalarda tarafsız karar verememekle ve Hükümetin etkisi altında kalmakla itham ediyor.

Buna ilaveten bu haksızlıkların sadece Kavala’ya değil, aynı zamanda Türkiye’deki siyasi muhaliflere, insan hakları savunucularına ve gazetecilere de uygulandığı belirtiliyor.

Kararın bu boyutu da AİHM için son derece istisnai bir durum.

Sanırım daha önce Rusya’ya karşı bu boyutta ağır eleştiri getirmişti ve Rusya da zaten daha sonra Sözleşme’den çekildi.

Bir anlamda Avrupa’ya ve Avrupa hukukuna veda etti.

Kararın bu konudaki can alıcı paragrafı aynen şöyle:

“Özellikle Sayın Kavala'ya ilişkin açık bir adaletsizlik söz konusu olduğunu belirttikten sonra ve tartışmalı tedbirlerin onu susturma amacını taşıdığına karar verdikten sonra, Mahkeme mevcut davanın sistemik bir sorunu gösterdiğini vurgulamaktadır. Bu, daha geniş bir bağlamın parçasıdır; siyasi muhaliflerin, insan hakları savunucularının ve gazetecilerin suç teşkil eden fiiller temelinde gözaltına alınması ve yargılanmasıyla karakterize edilen bir durumdur ve bu suçların kapsamı aşırı geniş bir şekilde yorumlanmıştır. Mevcut davada tespit edilen ihlaller ayrıca, yargının bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerini etkileyen ve özellikle hassas siyasi boyutu olan davalarda yürütme organının belirli yargı kararları üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak etkide bulunmasını kolaylaştırabilecek yapısal eksiklikleri de ortaya koymuştur.”

AİHM iç hukuka karışabilir mi?

Zaten malumun ilanı gibi görünse de Türkiye’de adalet sisteminin özellikle hassas siyasi davalar açısından adeta “komada” olduğunun Avrupa’nın en üst mahkemesinin en üst heyeti tarafından bu kadar resmi biçimde ortaya konulması Ülkemiz açısından gerçekten üzücü.

Daha önce (belki Rusya dışında) hiçbir ülkeye yapılmamış bir muamele.

Üstelik karar AİHM’in en üst yargılama heyeti (Büyük Daire) tarafından verilmiş ve kesin nitelikte.

Başka yere itirazı mümkün değil.

Heyetteki Türkiye Hükümetince önerilen yargıcı saymazsak, 16 yargıcın sadece biri (Bosna-Hersek Yargıcı) karara muhalif kalmış.

Onun muhalefeti de esasa ilişkin değil, usule ilişkin.

Karar ile Osman Kavala’nın yaklaşık 9 yıldır haksız biçimde hapiste olduğu kesin olarak hüküm altına alınmış oluyor.

O hâlde zararın neresinden dönülse kârdır.

Öncelikle bu kişi derhal özgürlüğüne kavuşmalı.

Anayasa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini (AİHS) kanunların bile üstünde gördüğüne ve AİHM kararları kanunlarda yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılarak bunlara uyulması hukuken zorunlu.

O hâlde kimse “AİHM bizim iç hukukumuza karışamaz” diyemez.

“Karışamazsa neden Anayasa’na ve kanunlarına bu konuda hüküm koydun?

Neden Hükümetin AİHS’i imzaladı ve Parlamenton onayladı?” diye sorarlar.

Sonuçta bizzat Anayasa ve kanunlar AİHM’in yargı yetkisini tanıyarak, iç hukukumuza karışabileceğini kabul etmiş oluyor.

Yani aslında AİHS de AİHM kararları da iç hukukun parçası.

Kararda bahsedilen sistemik ve yapısal sorunların giderimi için ne yapılması gerektiği zaten belli olmasına rağmen, bu konuda kısa vadeli yani yeni seçimlere kadar gelişme beklemek fazla iyimserlik olur.

Yani siyasi değişim olmadan bu konuda beklenti realist olmaz.

“Bir insanı suçsuz yere 9 yıl hapiste tutmanın bu Ülkede hiçbir hukuksal bedeli olmayacak mı?” sorusunun yanıtı da zaten yukarıdaki siyasi değişime endeksli.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler