“Hiçbir yerde, dalgaların kudretiyle yüzleşme ya da kumun serinliğini hissetme arzusu dile getirilmez”.
- Alain Corbin, Boşluğun Yeri, 1990
“Flanörün özgürlüğü, insanın kendini dağıtmasından ziyade yeniden kendine dönmesini gerektiren tuhaf bir disiplindir”.
- Jean-Jacques Rousseau, Yalnız Gezerin Hayalleri, 1782
Yaz tatilleri değişti. Yıllar önce çocukluk yıllarımda, 1960’larda, İstanbul’un Asya yakası olarak adlandırılan kısmı tatil beldesi olarak görülürdü. Avrupa yakasında oturanların yaz tatillerini geçirmek üzere evlerine veya yazlık kiraladıkları evlerine veya adalardaki evlerine veya yine kiraladıkları evlerine giderlerdi. Bu evler genelde hep aynı apartman daireleri veya evlerdi. Her yaz gelip aynı yeri kiralayanlar artık ev sahiplerinin arkadaşları olarak kabul edilirlerdi. Dedem de, hatırlarım, Sedef adasında her sene ev kiralardı ve ev sahipleriyle hala üçüncü nesil olarak görüşmekteyimdir. Bu kımıldamaz gibi görünen kımıldamalardı. Evlerin kiracıları veya komşuları hep aynı ailelerdi.
Ardından şehir nüfusu büyümeye başladığında yerleşim yerleri olmaya başlayan Asya yakası şehrin bir parçası olarak yaşamaya başladı. Bugün her şeye rağmen Kadıköy yakasının hayat ritmi Avrupa yakasının hayat ritmine göre daha yavaş olmaya devam etmekte. Aheste bir hava esmekte hala her şeye rağmen. Nedendir? Bunun cevabını nüfus çoğunluğunun artık şehre nerdeyse sığmamaya başladığı bir zaman biriminde vermek de bir o kadar zor. Ama bu hızlı yaşamdan daha yavaş yaşanmaya devam eden bir Kadıköy yakası hala mevcut. İsterlerse Beyoğlu’nun eski yaşam tarzının artık Kadıköy’e kaydığını söylesinler, yine de göz bu yavaşlamayı fark etmekte bugün hala.
1980’li yıllarda ise sahil yerleri eski rağbetini kaybetmeye başladı. Bir kere şehir nüfusu ile köy nüfusu arasındaki denge eşitlenmişti. İlk olarak Türkiye bir köy toplumu olmaktan çıkmıştı. Ve, şehirlere yığılmayla birlikte sahile akan kanalizasyonlar artık denizin kendisini temizlemesine yetmemeye başladı. 1983 sonrasında neo-liberal bir ekonomi-politik sahilleri doldurarak nüfusu buraya sığdıracağını mı düşünmeye başlamıştı ki, deniz ve balıkçıların sandallarına rağbet azaldı.
1960-70’li yıllarda İstanbul ikili bir dinamiği yaşamaktayken ve bir tarafta iş dünyası diğer tarafta ise sayfiye dünyası şeklindeki şehrin ikiye ayrılmış olarak yaşayan ritminde artık bir bütünleşme baş göstermeye başladı. Bu aynı zamanda artık Kadıköy yakasının, Bağdat caddesinin ve kıyılardaki yalıların da sonu olarak tarihe geçti; çünkü artık deniz kenarı evleri ve apartmanları olmaktan uzaklaşmışlar ve deniz ile aralarına ya yeşillik bir büyük alan ya da arabaların geçmekte olduğu bir cadde vardı. Karşıdan karşıya geçmek için ışıkları bekleyen insanlar için artık şehir ritmi Kadıköy yakasına yerleştirilmek istenmişti. Buna rağmen Kadıköy yakası direndi diye düşünebiliriz ki bugün hala bu ayrı yavaşlık arz eden ritmi fark edebiliyoruz. Bu yeni vaziyet havanın ısınmaya başlamasını, denizin de kirlenmesini beraberinde getirdi. Tam da bu dönemde artık yeni tatil beldeleri ortaya çıktı. Güney sahillerinin bazı yeleri yazlıklarla ve yazlıkçılarla dolmaya başladı. Güzelim sahillere apartmanlar dikildi. Apartman değilse bile beyaz siteler Bodrum tepelerine yerleştirildi. Orta direk adlı bir sınıf fraksiyonu ikinci veya hatta üçüncü evlerini yaptırmaya başladılar. 1960’larda şehirlerde arsa payından girilerek yaptırılan apartmanlar gibi arsa payından başlayan ortak siteler inşa edilmeye başlandı ve hala bu daha lüks evlerin inşasıyla devam etmekte.
Nefes almakta zorlanmaya başlayan tatil beldelerinin hayatı da farklı oldu. Tatilin anlamı nefes almak, kışın iş yorgunluğunu atmak yerine eğlence yerlerinde sabahlara kadar süren hayat gece hayatını bir tatil nedeni haline soktu. Bu durum önceleri burjuvazinin eğlenme biçimi olarak başladı. Ardından orta sınıf ve lümpen proletarya bu eğlence biçimini sevdi. Tatil artık sabahlara kadar eğlence anlamına gelmeye başladı.
Hiçbir şey yapmamak ve dinlenmek yerine içki ve kuvvetli müzik içinde eğlence hayatı aldı yürüdü. Nefes almak, uymak değil hızlı bir hayat yaşamak norm olmaya başladığında ünlülerin gittiği yerler sosyete dergilerinde çıkmaya başladığında parası yeten yeni zenginler buralara giderek bu hayatın içinde olmaya çalıştılar.
Diğer sınıf fraksiyonları ise sahilden yürüyerek bu eğlencenin yanından bunlara sadece bakarak geçenleri teşkil ettiler. Artık herkesin sandala bindiği, aynı sahillerde büyüdüğü ve arkadaşlarının da hep aynı ailelerin çocukları olduğu bir yaşam tarzından uzaklaşıldı. Birbirlerini tanımayanların yan yana geldiği bir hayat başladı. Bugün bu hayat İstanbul’un Kadıköy yakasıyla sınırlı kalmayan “kentsel dönüşüm” furyasında da görülmekte. Komşular bu büyük apartmanlarda birbirleriyle komşuluk ilişkisi yapamadıkları bir hayatın içinde yaşamaktalar. Nefes alma imkanları bu büyük binaların içinden eğer geçerse gelen rüzgarlara bağlı olarak durmakta. Rüzgarlara karşı oturma yerleri olmaktan çok şehirler artık rüzgarların arasında büyük binalar olarak anlam kazanmaktalar.
Tatil nedir? sorusunun ardında yatan bir toplumsal dönüşümün haritası olmakta artık. Değişen yani değiştirilen coğrafya ile haritanın çizimi değişmiş vaziyette bugün. Doldurulan sahiller, kirli bir deniz, havası kir kokan ve trafik yoğunluklu şehirler var ve artık aynı sorunların yaşanmaya başladığı şehirleşmeye doru giden tatil beldeleri tatilin “hiçbir şey yapmamak” anlamını da değiştirmiş durumda artık. Tatil belirli bir kesimin yaşadığı ve bazen yazlara bazen da kışlara denk gelen bayramların zamanları oldu. Ve bayramların anlamı da kutlamak değil, bir yere gitmek üzere önceden hazırlanmak anlamına geldi.
Bu tatilin anlamının dinlenme olmaktan çıkıp da bazen hatta eziyet olmaya başladığı bir zaman birimi olarak yaşanmaya başlandı. Peki esnemek, kedi gibi kıvrılmak ve güneşin sıcağında değil de gölgesinde uyuklamak için hangi tatil yerlerinde, hangi özel plajlarda kaç paraya şezlong ve şemsiye almak ve kaç paralık harcama zorunluluğu getirmek tatilin anlamı olduğunda acaba tatil de metalaşan bir nesnenin adı haline mi getirildi? Tatil nasıl bir şey artık?
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN |


