Küresel ısınma rizikoları

Küresel ısınma rizikoları

Doğa ile toplum en azından iç içe yaşamaktalar. Biz doğanın içinde doğa da bizim içimizde yaşamakta. Birisinin kaybı diğerinin de kaybını beraberinde getirecektir. Bunu kabul etmeye ve ona göre önlemler almaya mecburuz

Küresel ısınma rizikoları

Geçen yazımda Amerikalı sanatçı Ellsworth Kelly’den söz ederken bu yazın sıcaklarından ve orman yangınlarından bahsederek, doğanın ve kirlenen sıcak havanın bizim içimizden geçtiğini yazmıştım. İçinde değiliz; yani hem içindeyiz hem de doğa bizim bedenlerimizin içinden geçmekte, yediklerimiz, içtiklerimiz, soluduğumuz hava, içtiğimiz musluk suları, kaynaklar ve kirlenen ve kurumaya başlayan derelerle ve denizleri kapsamaya başlayan zehirli yosunlarla birlikte yaşamaya başladık.

Le Monde gazetesinin geçtiğimiz cuma günü vermiş olduğu habere göre, Meksika’da Cancun plajlarında şezlonglar denizin kenarına konulamaz hale geldi. Hem saldıkları koku hem de turistik plajların üzerinde bir doku olarak duran ve Sargassum olarak adlandırılan kahverengi yosunları temizlemek için greyderler sefere çıkmışlar. Karayipleri sarmaya başlayan bu yosunlar Atlantik denizini kat etmekteler.

Kelly’nin yaşadığı zamanlarda bu suları, limanları, kıyıları ve nehirleri analiz ederek resimlerini yaptığında her şey berrak ve tertemizdi. Bugün ne yazık ki o dünyada yaşamaktan çıktık. Bilimsel araştırmalar bu Atlantik kıyıları kontrol etmekteler artık. Resmin yerini tehlikeyi takip etmekte olan Okyanus-bilim uzmanları almış vaziyette. Hidrobiyolojisiler gidişatı, plajlara yerleştirilen “gökyüzünün gözü” adı verilen 180 kamera ile takip ediyorlar ve Batı Afrika kıyılarında başlayan kökü olmayan ve su yüzeyinde serbest olarak yüzen ve yer değiştiren Sargassum yosunlarının Meksika Körfezini gittikçe hızlı bir şekilde sarmakta olduklarını belirtiyorlar. 2011 yılında bir milyon ton Sargassum yosununun yer değiştirmesine rağmen 2025’te elli altı buçuk milyon ton Meksika Körfezine geldi.  Bu kirlenmenin hızını göstermekte.

Diğer yandan Fransa’da Ardennes’de Bairon gölü siyanobakterilerle dolmaya başladığı için eski turistik imkanlarını kaybetmeye başlıyor. Yazın sıcağında göle girme ve gölü kullanma yasağı getiriliyor. Daha evvelki yıllarda günde beş yüz kişi gölden faydalanmaktayken bu sene bu sayı o kadar düşmekte ki elli kişi bile geldiğinde kalabalık sayılıyor. Artık ayakları sokmak bile tehlikeli hatta yasak hale gelmiş durumda.

Yaz sıcaklarının dışında aşırı derece ısınan iklim yüzünden Fransa’da, ortalama ölümlerden ayrı, sadece temmuz ayının üç haftası içinde 1243 kişi daha ölmüş. Fransa’da Nükleer Santraller sıcaktan etkilenmeye başlayarak riziko taşımaya başlamış vaziyette. Altı Reaktör durduruldu. Bu santrallerde ısının indirilme çalışmaları yapılmakta. Sıcaklar ve kuraklık toplumu olumsuz yönde etkilemeye devam etmekte. Normandiya’da Havre şehri yakınlarında bulunan Granville’de denizde deniz analarının çoğalması Nükleer Santrallerde tehlike arz etmekte. Küresel ısınmayla elektrik kısıtlamalarıyla nükleer enerjisi hayatı tehlikeye sokmakta.

Bunlar sadece birkaç örnek olarak akılda kalanlar. Ve hala küresel ısınmanın olmadığını iddia edenler var. Ülkelerde siyasi irade ekonominin içine ekolojik felaketi katmadan ekonomik rakamları saymaya devam etmekte. Siyasi kararlar küresel neo-liberal ekonomi süreci boyunca dünyayı kat ederek her yeri aynı felakete sürükledi. Siyasiler bu süreç zarfında hiçbir şekilde küresel ısınmanın ve ozon tabakasının ciddiyetini ele almadı.

2015 Paris Şartı sadece kâğıt üzerinde kaldı ve Trump başta olmak üzere (Trump başkanlığında iki defa (çünkü Biden tekrar girmişti) ABD kararnameler ile bu antlaşmadan çekildi) ülkeler bu antlaşmadan çekiliyorlar.

Antroposen dünyası içinde doğa ve kültür veya doğa ve toplum arasındaki mesafeyi kapatan araştırmacıların sayısı parmakla sayılmakta. Hala Kartezyen düşüncenin takipçileri olarak bazı sosyal bilimciler doğa ile toplumun ayrı özleri olduğunu ileri sürmekteler. Sosyal olanı kültürel açıdan ele alan düşünürler ikisini ayırmakta. Siyaset bilimci Samuel Huntington’un “Uygarlıklar Şoku” tartışmaları ve sosyolog Daniel Bell’in “kültürel çelişkinin” ekonomik çelişkinin yerini aldığı tezleri toplum-kültür ile doğayı ayrı tutmakta. Descartes, nasıl 17.yüzyılda, ruh ve bedeni ayrı tözler alarak ele almaktaysa, bu bakış doğa ve toplum farkına yansıtılarak bugüne kadar sürdürülmüş vaziyette.

Bu açıdan bakıldığında, ekonomi-politik ile ekoloji-politik yan yana ele alınmak zorunda. Doğanın toplumun parçası olduğunu ve insanın da doğal bir varlık olarak doğayı uzun zamandan beri yıkıma uğrattığını kabul etmek zorundayız. Doğa ile toplum en azından iç içe yaşamaktalar. Biz doğanın içinde doğa da bizim içimizde yaşamakta. Birisinin kaybı diğerinin de kaybını beraberinde getirecektir. Bunu kabul etmeye ve ona göre önlemler almaya mecburuz.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler