“Şiirimiz karadır abiler
Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiirdir
Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler”
Ece Ayhan, Devlet ve Tabiat ya da Orta Okul İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler
Mor Külhani,1973
Siyah bir renk matem rengi olarak sallanıyor, tepelerden bir rüzgâr esiyor karanlığı tetikleyen. Kara renk, kara şiir, kara dünya, kara kararlar, karalamalar, karanlık yollar, siyah bir renk midir? Belki de renk olup olmaması tam olarak belli olmadığına göre kara, bir ışık eksikliğini taşımaktan başka bir manaya gelmemektedir. Zihinsel anlamda ve kelime olarak siyah renk var olmuş olsa da renk olarak sanat tarihinde bir yeri olmuş olsa da yine de ışığın eksikliği demektir. Göze ulaşamayan bir ışığı temsil etmektedir.
Fransız tarihçi, renk uzmanı Pastoureau’ya göre de, Rönesans ressamı Leonardo Da Vinci’ye göre de “kara bir renk değildir”. 20.yüzyılın en büyük ressamlarından biri olan Henri Matisse karayı bir renk olarak var etmiştir. Arkasından daha yakın zamanlarda yaşadığımız dünyadan ayrılan Fransız ressam Pierre Soulages da karanın bir renk olduğunu yaptığı kara renkli tablolarıyla göstermiştir. Empresyonistlerden biri olan ve tıpkı Matisse gibi Fransa’nın güneyinin ışığını seçen Renoir da siyahın renk olarak var olduğunu savunmuştur.
Işığın renkleri olarak kabul edilen gökkuşağının renkleri içinde kara renk yoktur. Işık ve karanlığın mücadelesi olarak var olan bir renk kara rengi. Fiziki olarak 17.yüzyılın bilim dünyasının ünlü fizikçi düşünürü Isaac Newton doğada yansıyan kara bir rengin olmadığını ileri sürmüştür. Ama ressamlar onu kullanmaya ve kontrast yaratmaya karayı kullanmaya devam etmişlerdir. Kromatik dünyada en kara olanı ortaya koymaktadır. Nefes almanın bile zor olduğu atmosferlerde kara karartır dünyayı. Bir tutulma anı olarak varlığını doğaya hissettirmiştir. Kara olanlar ışığı yansıtmakta zorlanırlar. Karanlıkta görmek zordur.
Platon’un ünlü “mağara metaforu”; ayakları zincirlenmiş ve kafaları örümceklenmiş mahkumları, karanlıkta görünen gölgelerden aydınlığa çıkaracak olan bir düşünce biçimi olarak felsefe tarihine girmiştir. İnsanlar karanlıktaki gölgeleri seçmeye uğraşırlarken birden ışığa doğru dönüldüğünde nerdeyse bir mucize gibi aydınlıkta her şeyi görmeye, her şeyi fark etmeye başlamışlardır.
Ve Hıristiyanlıkla birlikte de kara renk bir yas rengi olarak kabul edilmiştir: Ölüm dünyasına ait bir renk, acedia. Kara renge skopotik görme adı veriliyor. Hatta kara rengin üretilmesinin zorluklarından bile bahsediliyor. Kara kaybedilen rengin yası içinde sevgi nesnesinin peşinden giderek düşünür. Neşe yerini yasa bırakır. Ve bilinen kaybın, yasın yerini alan bir melankoli nasıl kaybedildiğini anlamakta zorluk çekmektedir. Transfer edilemeyen yasla birlikte libido kara bir melankoliye kapılır: Stanza. Merak yerine geçen sıkıntı merakı gidermeye başlayarak kaybedileni göremez olur.
Sokak çocuklarının şairi olarak tanınan Ece Ayhan “kostak delikanlıların şiiri” olarak tarif etmekteydi kara şiiri. Kara olan şiirdi, ama aşk mor külhaniydi.
Ve “aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler”


