Hayalet başka yerden çıktı

Hayalet başka yerden çıktı

İnsanlık trajedisinden hemen sonra ise bilhassa entelektüeller artık tarihin ilerleme üzerine kurulu olduğuna inanmaktalardı. Bu totaliter rejimlerin bir bakıma bir parantez olduğunu düşünmekteydiler. Bugün ise parantez başka türlü açılmakta, sadece Almanya’da değil, tüm dünyada.

Hayalet başka yerden çıktı

Almanya’da Saxe-Anhalt’da yerel bölge seçimlerinde Neo-Nazi partisinin başarısı dünyayı şok etkisiyle uyandıracak mı? Açıkça Nazi eğilimlerini ortaya koyan bu siyasi partinin Almanya’nın doğusunda kazanması ise Doğu Almanya ve SSCB ilişkilerini hatırlatmıyor değil. Partinin aldığı yüzde 43,8 oy oranı Doğuda yaşayan Almanların milliyetçiliğini göstermekten çok dışlayıcı ve reaksiyoner tavırlarını açıkça ortaya koyabildiklerinin ve bunu bir siyasi gösteri halinde gerçekleştirmenin ispatını önce Alman seçmenlerine ve daha sonra da sırasıyla Avrupa’ya ve dünyaya açıklar gözükmekteler. Ayrıca daha evvelki oy oranlarına katılım bakımından yüzde yetmiş yedi virgül sekizi aşan bir katılım oranı oy atan Almanların ne kadar istekli bir şekilde oy attıklarını dehşet verici bir şekilde ortaya koymakta.

Daha evvelki yazılarımda Amerikan Yeni Reaskiyoner düşüncesi üzerine birkaç yazı yayınlamıştım. Dünyanın her yerinde aşırı sağa doğru bir eğilim olduğunu hep beraber izlemekteyiz. Partinin eş başkanı Alice Weidel, açıklamalarıyla, demokrasinin güçlendiğini gösteren bir katılım oranını kendilerinin başardıklarını iddia ediyor. Almanya İçin Alternatif olarak ortaya çıkan bu siyasi partinin söylemi sanki demokrasi savunuculuğu yapmakta. Diğer yandan Sven Shulze’nin “bugün demokrasinin kara günü olarak anlaşılmamalı” diyerek ortaya çıkması ise, demokrasiden ne anlandığı hakkında bize bilgi vermekte. Oy atmak demek demokratik bir ülke olmak demek! Ve demokrasinin diğer bileşkeleri ise tam olarak yana atılıp fırlatılmış vaziyette.

Brandebourg kapısında Nazizm’e karşı toplanan kalabalık Almanya’nın birleşmesinin sembolü olarak bu girişimi yapıyor; ancak seçim sonuçları tam da tersini göstermekte. Almanya birleşmeden çok daha fazla eski rejimi tercih etmiş gibi durmakta. Totaliter bir Nazi siyasi rejimi ile totaliter bir Sovyet rejimi özlemi hissedilmekte seçmenlerde.

Başka ilginç olan bir durum: Totaliter rejimler karşısında demokrasiyi savunan ABD’nin bu seçimlerde Rusya ile birlikte hareket etmekte olduğunu izlemekteyiz. Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu siyasi oluşumunun iki kanadı da aynı AfD için destek vermekte. Tuhaf olan belki de bugün bu ikilinin bir yandan karşıt tavırları göstermelerine rağmen seçim içinde birleşmiş durmaları. Daha 3 Mayıs’ta Hürriyet gazetesinin verdiği habere göre Amerika ve Rusya ikilisi AfD’yi desteklemekteler. J.D.Vance “Almanya’nın en popüler ve Doğu Almanya’da da en temsili” siyasi partisi olduğunu açıklamıştı. Medvedev de AfD’nin aşırı sağcı bir parti olmadığını söylemişti.

Bu ikili Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra 21. yüzyılda tekrar benzer bir kamuoyu ortaya koymakta. Doğu Almanya’da yaşayan bilhassa Soğuk Savaş sırasında ikinci dillerinin Rusça olduğu seçmenlerin Rusya’ya yakın tavırları ve Rus dış politikasının da AfD’ye yakın söylemleri birleştiğinde dışarıdan gelen etkilerin aslında ne kadar etkili olabileceğinin göstergesini ortaya koymakta. Her ne kadar yerel seçimlerden çok kuvvetlenmiş bir şekilde çıkmış olsa da AfD’nin bu yüzdeyle tek başına gelmesi mümkün gözükmemekte.

Peki ne kadar çabuk unutuldu yirminci yüzyılın ilk yarısının totaliter barbarlığı. T. Adorno’nun meşhur sözü nasıl oldu da tamamen unutuldu veya unutturuldu: “Auschwitz’den sonra nasıl düşünmeye devam edebileceğimize inanmanın ve Nazizm’den hepimizin sorumlu olduğunu unutmanın bir yeri var mı?” Aynı şekilde Nazi kamplarından kurtulan Primo Lévi’nin “İnsan Olmanın Utancı” olarak adlandırdığı kitabında, kamplarda arta kalanların da Nazizm’den sorumlu olduklarını nasıl unutmak mümkün olacak. Almanlar kendilerinin Nazizm ile kirlendiklerinin farkına varmışlardı savaş sonrası. Bugün bunu unutmuş görünmekteler.

İnsanlık trajedisinden hemen sonra ise bilhassa entelektüeller artık tarihin ilerleme üzerine kurulu olduğuna inanmaktalardı. Bu totaliter rejimlerin bir bakıma bir parantez olduğunu düşünmekteydiler. Bugün ise parantez başka türlü açılmakta, sadece Almanya’da değil, tüm dünyada.

Dünya çivisinden çıkan bir siyaseti ortaya koymakta. Sapan ve yönünü şaşıran bir entelektüel dünya ise Yeni Reaksiyoner düşüncelerle dünyayı zehirlemekte. Diğer entelektüel dünya ise yeni bir paradigma kurmakta zorlanmakta ve herhalde inancını yeniden kurmayı bekliyor.

İlgili İçerikler