İBB davasına bakacak yeni mahkeme

İBB davasına bakacak yeni mahkeme

İBB davası her ne kadar yolsuzluk ve örgüt suçlaması temelinde açılmış olsa da esasında siyasi nitelikli bir davadır. Siyasi davalarda, yargılama yetkisinin nasıl kullanıldığına dair yakın geçmişte çok sayıda örnek bulunuyor. Bu örnekler maalesef adalet ve hukuka göre değil, siyasi iktidarın talimat ve çıkarlarına göre yargı süreçlerinin yürütüldüğünü gösteriyor

İBB davasına bakacak yeni mahkeme

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte 105’i tutuklu, 402 kişinin sanık olarak yargılanacağı, kamuoyunda “İBB yolsuzluk davası” adıyla anılan davada birkaç ay sonra duruşmanın başlayacağı anlaşılıyor.

Şimdiye kadar soruşturma sürecine, delillere dair kamuoyunda yer bulmuş birçok konu artık mahkeme önünde bütün bilgi ve deliller kamuya açık olarak izlenebilecek.

Ancak görünen o ki, dava daha başlamadan önce yargılamayı yürütecek mahkeme heyetine dava açıldıktan sonra yapılan yeni hâkim atamalarının yarattığı “toplumun bir kesiminde oluşan kuşku ve gölge ile başlayacak bu önemli dava.

Doğal yargıç ilkesi

“Anayasa Madde 37- Hiç kimse kanunen tabî olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen tabî olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”

Anayasanın bu maddesindeki hükmün anlamı ve kapsamına ilişkin olarak Anayasa mahkemesince bugüne kadar birçok karar verilmiştir. Hemen hepsinde de benzer yönde belirlemeler bulunan konuya ilişkin yüksek mahkemenin en son kararı 25 Eylül 2025 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2024/237 Esas sayılı kararıdır. Bu kararın yazımızla ilgisi bakımından aşağıdaki bölümünü aynen aktarmayı yararlı görüyoruz.

“Mahkemenin Değerlendirmesi

…

Bir yargı yerinin kuruluş, görev, işleyiş ve izleyeceği yargılama usulü itibarıyla hukuki yapılanmasının kanuni hâkim ilkesine uygun olabilmesi için bu alana ilişkin belirlemenin kanunla yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Yalnızca kanunilik değil önceden belirlenmiş olma unsurunu da içeren kanuni hâkim ilkesi, yargılama makamlarının uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına, başka bir anlatımla davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel oluşturur.

Öte yandan kanuni hâkim güvencesi, yeni kurulan veya mevcut mahkemelere yetki verilmesini tamamen yasaklamaz. Belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak kaydıyla yeni kurulan bir mahkemenin veya mevcut bir mahkemeye yetki verilmesi ve bu mahkemenin yetkilendirilme tarihinden önceki uyuşmazlıklara bakması, söz konusu güvenceye aykırılık teşkil etmez.

Söz konusu ilke gereğince bir davaya hangi mahkemenin bakacağına ilişkin kuralların kanunla ve önceden düzenlenmesi zorunludur. Bununla birlikte Anayasa’daki diğer güvenceler veya devletin yükümlülüklerinden kaynaklanan haklı ve makul nedenlerin varlığı hâlinde, davanın ilk açıldığı mahkemeden farklı bir mahkemede görülmesine imkân tanıyan kanuni düzenlemelerin yapılması mümkündür.”

Anayasa ve anayasayı yorumlama konusunda nihai yetki sahibi olan yüksek mahkemeye göre, kanuni hâkim güvencesi gereği, uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra o uyuşmazlığı yargılamak için yeni yargılama makamları kurulamaz, yeni yargıç ataması yapılamaz. Kanuni hâkim ilkesi, “davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel oluşturur.”

Ancak haklı ve makul nedenlerin (mesela davaya bakacak hâkimin emekli olması, istifa etmesi, ölümü, farklı mahkemelerde açılmış birden çok davanın birleştirilmesi vb) varlığı halinde, davanın yeni bir mahkemede veya yeni atanacak hâkimlerle görülmesi mümkündür.

İBB yolsuzluk davası adıyla bilinen davanın iddianamesi ve ekleri 13 Kasım 2025 günü mahkemeye verildi. Davanın açıldığı İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi 25 Kasım 2025 günü iddianamenin kabulüne karar verdi. Mahkemenin iddianameyi kabul kararından çok kısa bir süre sonra da davadaki 105 tutuklu sanık hakkında bir tutukluluk değerlendirmesi yapması, duruşmanın yapılacağı yerin, tarihin belirlenmesi ve duruşmaya dair diğer hazırlıklara dair bir tensip tutanağı düzenlemesi gerekiyordu.

İşte tam bu aşamada, mahkeme heyetinin iddianameyi kabul kararından iki gün sonra 27 Kasım 2025 tarihinde Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nca mahkemede yeni bir heyet (ikinci heyet) oluşturuldu. Mahkeme heyetindeki mevcut üç üye ikinci heyet üyesi olarak yetkilendirildi. Ayrıca ikinci heyete başkanlık yapacak yeni bir üye de atandı.

Mahkemenin başkanı birinci heyetin başkanı olarak görev yapmaya devam edecekti, onunla birlikte birinci heyette görev yapacak üç yeni üye daha atandı.

Anlaşıldığı kadarıyla, bir heyet mahkemenin eski dava dosyalarına bakacak,  öteki heyet ise (muhtemelen eski başkanın ve yeni atanan üç üyenin bulunduğu birinci heyet) İBB dava dosyasının hacimli olması ve sanık sayısının fazlalığı nedeniyle  yalnızca İBB davasına bakacak diye bir planlama yapılmış.

Yargılamanın uzamaması, makul sürede sonuçlandırılabilmesi adına fiili durumdan kaynaklanan bir gereklilik olarak bakılırsa haklı ve makul bir neden varsayılabilir. Buna karşılık bu yeni hâkim atamalarının “davanın taraflarına göre yeni hâkim atandığı” kuşkusunu yarattığı da söylenecektir.

İlk duruşmadan itibaren mahkeme heyetinin yargılamayı yönetme şekli ile alacağı ara kararları kamuoyunda oluşan kuşkuyu ya arttıracak ya da azaltacaktır.

Şunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Bu dava her ne kadar yolsuzluk ve örgüt suçlaması temelinde açılmış olsa da esasında siyasi nitelikli bir davadır. Siyasi davalarda, yargılama yetkisinin nasıl kullanıldığına dair yakın geçmişte çok sayıda örnek bulunuyor. Bu örnekler maalesef adalet ve hukuka göre değil, siyasi iktidarın talimat ve çıkarlarına göre yargı süreçlerinin yürütüldüğünü gösteriyor. Yargıya nüfuz etmiş siyasi konjonktürün özellikle bu dava bakımından önemli bir rol oynayacağını düşünmek için oldukça yeterli veri mevcut. Aksini düşünmek için ise temenni dışında reel bir olgu görünmüyor.

İlgili İçerikler