İlliberal rejimler ve yol açtıkları yeni dünya

İlliberal rejimler ve yol açtıkları yeni dünya

Çin, komünist partisi tarafından, "kapitalist-rekabet yenilik” ilkelerine göre yönetilmektedir. Governance tarafına bakılırsa, komünist partisi disiplini sistemde su sızdırmamaktadır. Sızdıranların sonu ise neredeyse yargılamasız ölüm olmaktadır. Yani governance’ı bozmanın bedeli ağır Çin’de. Bu model AB tarafından ne ölçüde benimsenebilir?

İlliberal rejimler ve yol açtıkları yeni dünya

Şimdi neyle korkutacaklar?

Geçen yaz aylarında düşünüyordum ve bunu siyaset bilimci, iktisatçı, strateji çalışan arkadaşlarımla sık sık konuştum, onların düşüncelerini öğrenmek istedim... ABD’yi sakinleştirmek mümkün değil, mutlaka bir şey yapacak, bahane bulup birilerine saldıracak. Eskiden bu bahane komünizmdi, artık o kalmadı. Son olarak J. F. Kennedy -Kruşçef döneminde, okuyucuların çoğunun hatırlamayacağı, Domuzlar Körfezi krizini yaşadık, o da geçti. O günden beri “düğmeye basarım ha!” tehdidiyle götürüyorlar.

Başkan kaçırma

Son maskaralık, Venezuela başkanını kaçırmaları olmuştu. Daha önce benzer bir el koyma, adam kaçırma, Panama’da oldu. Kaçırılan kişiler masum olmayabilir, ama hesap sormanın yolu bu değildir. Bir master rejisörün yönettiği oyunun seyircileri miyiz, yoksa figüranları mı? Ama oyunun ısınma olayı bölümlerinde insanlar ölüyor!

Şimdi Çin’in komünistliği dahi su kaldırmıyor. Bir başka bahane nükleer silahlardı, çünkü gün gibi biliniyor ki ABD, İngiltere, Fransa, Kanada, Rusya, Çin gibi ülkeler yanında İsrail, Hindistan Pakistan bu güce sahipler, son yıllarda Yunanistan da herhalde Joe Biden’ın, açıkça beyan ettiği Yunan hayranlığı sonucu nükleer ligine girdi.

Master rejisörler görev başında

Üstelik hedefi nükleer silahlanmanın durdurulmasını, yayılmasını kontrol etmek olan nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşması imzalanmış, ama bu nükleer tehdidin ortadan kalkmasını sağlamamıştır. Çünkü master rejisörler hâlâ işi bırakmıyorlar.

Bugün nükleer tehdit bir korkutma aracı haline gelmiştir. Ama bu son yıllarda gördüğümüz gibi Ukrayna’da, İran’da sivil dünyada mafya tehdidi diyebileceğimiz ucuz ama insanların ölümüyle biten politika aletleri haline dönüşmüştür.

ABD’nin Afganistan’dan neredeyse bavullarını toplamadan, arkasına bakmadan çıkışını düşünüyordum, Vietnam’da hayli hırpalanan ABD, Afganistan’da başına gelenden sonra ne yapar? Huy canın altında, savaş endüstrisi müşteri ister. Nükleer savaş endüstrisi savaş endüstrisinin tedarikçilerine hitap etmiyor. İklim değişikliğinin gerektireceği teknoloji devrimi onları doyurmaya yetmeyecektir. Zaten Trump ve arkasındaki muhafazakarlar güneş ve rüzgar enerjisine yıldaki karşı bu nedenle kıyamet kopartmıyorlar mı?

Yeni dünyada nasıl bir governance?

Olaylar böyle gelişirse nasıl bir yönetim, governance, modeliyle karşılaşırız. İnsanlık bunu nasıl karşılar, 18 ve 19. Yüzyıllardaki savaşlardan, 20. Yüzyılda, Birleşmiş Milletler ve kimisi gerçek ihtiyaçlara yönelik, kimisi “fiktif” korkulara karşı yaratılan koruma mekanizmalarından sonra, ülkeler bu “yeni dünya”da nasıl organize olur, ulus, devlet kavramları anlamını korur mu ve bu çizgide sorular soruyordum kendime.

Neydi bu governance?

Küçük bir parantezle bu paragrafta değindiğim governance kavramına değineyim; bu şirketlerle ilgili bir kavram değil mi sorusunu sorabilirsiniz, hayır değil ve bu nedenle yönetişim kelimesiyle ifade edilmesine karşıyım. Burada önemli olan, hesap verebilirlik, sorumluluk, saydamlık ve eşitlik ilkeleri ve bunun ilk örneği 1215’te Kral William’ın lordlarla uzlaşmasında varılan mutabakat. Bu ilkeleri gözeten siyaset, governance ilkelerine uygun hareket ediyor ve demokrat olma özelliğine de sahip demektir.

Yeni bir devletler hiyerarşisi mi?

Böyle bir tabloda nasıl bir devletler hiyerarşisi gelişir, yoksa “8,5 milyar insanın örgütlenme modeli yeniden kabilelere” mi dönüşür. Yoksa örneğin Ortadoğu’da, belki bir gün güney Amerika’da göreceğimiz gelişmeler bunların işareti mi?

Bunlar çeşitli biçimlerde dünyanın değişik yerlerindeki antropologların, sosyologların ve mühendislerden çok sosyal bilimcilerin, doğa bilimcilerin sordukları sorular. Mühendislerin görevi daha sonra gelecektir. Hatırlamamız gereken, Yuval Harari’nin sorduğu soruların aslında hep yaşadığımız, içinden çıktığımız kabukla ilgili olduğudur.

Yani biz ceviz veya fındık mıyız demeyin, söylemeye çalıştığım, aslında görmediğimiz gerçeğin, oluşum gerçeğinin bugün yeniden farklı formlarda, formatlarda karşımıza çıktığıdır. Yukarıda çizdiğim sosyal formasyonların yadırgatıcı olmasının nedeni budur. Ulus devlet formatının içinde doğduk, onunla birlikte evrildik, kimimiz bu süreci aynı coğrafyada, ülkede, kimimiz farklı ülkeler yaşadık, o sosyolojilerle. Uyum sağladık. Zaten ulusçuluk gibi bazı fanatizmlerin arkasındaki güç bu değil mi?

Magary: Farklı bir kültür

Bugüne gelelim. Çok önemli günler yaşıyoruz. ABD dün Vietnam’dan, aslında Kore’den beri ve dün Macaristan’da Bay Magary’den bir ders aldı. Aslında o dersi alan yalnız Trump değil, bu tüm siyasetçilerin unutmamaları gereken bir ders. Dersin bizim çok iyi tanıdığımız bir siyasetçiyi ilgilendiren yanı, Magary’nin, efendice ben dersimi aldım deyip (concede) susması oldu. Bunun için değişik bir uygarlığın, eğitimin çocuğu olmak gerekli herhalde.

Bunlar bir takım bazı farazi ifadeler, ama yönetim modeli yenilenmesi ihtiyacı rekabet bakımından acil ve önemli. Bu konuda ise AB’nin kendi bürokrasi sorunları uzun yıllardır gündemdedir. Bunları teknoloji projeler ve engellerle birlikte düşünürsek önümüzdeki dönem ilginç olacaktır.

Çin: Britanya İmparatorluğu sonrası Amerikan emperyalizmi çok sürmedi, sırada Çin modeli mi var?

Dünyanın tümünü ilgilendiren bu gelişmeleri Çin’i dışarıda bakarak düşünmek yanlış olur. Çin, komünist partisi tarafından, "kapitalist-rekabet yenilik” ilkelerine göre yönetilmektedir. Governance tarafına bakılırsa, komünist partisi disiplini sistemde su sızdırmamaktadır. Sızdıranların sonu ise neredeyse yargılamasız ölüm olmaktadır. Yani governance’ı bozmanın bedeli ağır Çin’de. Bu model AB tarafından ne ölçüde benimsenebilir?

İlgili İçerikler