Uluslararası Çanakkale Seramik Sempozyumu sırasında üretilen ve Kordon boyunca yerleştirilen devasa heykeller Çanakkale’de sokağı sanatla buluşturdu. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi (ÇASEM), Çanakkale Belediyesi ve Kaleseramik iş birliğiyle düzenlenen ve üç hafta süren 1. Uluslararası Çanakkale Seramik Sempozyumu’na başkanlık yapan Prof. Dr. Yeşim Zümrüt “Yalnızca bir sempozyum gerçekleştirmedik; kentte kalıcı olacak eserler, yeni iş birlikleri ve geleceğe yönelik bir seramik rotasının altyapısını oluşturduk” dedi.
-Kamu, üniversite ve sanayi iş birliğini gerektiren bu sempozyumu gerçekleştirirken bu üç farklı yapıyı ortak bir sanat vizyonunda buluştururken ne gibi zorluklarla ya da avantajlarla karşılaştınız? Umduğunuzu bulabildiniz mi?
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Aslında böyle büyük ölçekli ve uluslararası bir organizasyonun en önemli güçlerinden biri, kamu, üniversite ve sanayinin aynı hedef doğrultusunda bir araya gelmesiydi. Her kurumun çalışma biçimi, öncelikleri ve sorumlulukları birbirinden farklı. Bu nedenle iyi bir koordinasyon, ekiplerin uyumu ve açık iletişim önemliydi. Ancak ortak bir hedefimiz vardı: Çanakkale’nin köklü ve güçlü seramik mirasını çağdaş sanat ve uluslararası üretimlerle buluşturmak; bu mirasın kuramsal çalışmalar, sergiler, eğitim faaliyetleri ve yeni üretimlerle kent yaşamında ve uluslararası sanat ortamında daha görünür ve sürdürülebilir hale gelmesine katkı sunmak.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi olarak misyonumuz ve stratejik hedeflerimiz doğrultusunda teknik, akademik, sanatsal altyapımız ve seramik alan uzmanlığımızla; Çanakkale Belediyesi kentsel alan ve kamusal boyutuyla; Kaleseramik ise sanayi deneyimi, teknik altyapısı ve üretim gücüyle sürece katkı sundu. Bu açıdan baktığımızda, organizasyon kabiliyeti ve uzmanlığıyla farklı yapıların birbirini tamamladığı çok güçlü bir işbirliği modeli ortaya çıktı.
Sonuçta umduğumuzu bulduğumuzu düşünüyorum. Hatta bazı açılardan beklentimizin de üzerine çıktık. Çünkü yalnızca üç hafta süren bir sempozyum gerçekleştirmedik; kentte kalıcı olacak eserler, yeni iş birlikleri ve geleceğe yönelik bir seramik rotasının altyapısını oluşturduk.
1. Uluslararası Çanakkale Seramik Sempozyumu Başkanı Prof.Dr. Yeşim Zümrüt atölye alanında
-İlkini düzenlediğini bu sempozyumu gelenekselleştirmeyi ve ikincisini düzenlemeyi planlıyor musunuz? Kısa ve uzun vadeli hedefleriniz nelerdir?
Kesinlikle. Biz bu sempozyumu tek seferlik bir etkinlik olarak düşünmedik. Bir başlangıç olarak değerlendirdik. İlk sempozyumun ortaya koyduğu deneyim, bize bundan sonraki organizasyonlar için çok önemli bir birikim kazandırdı.
Uygulamalı çalışmaların yanı sıra sempozyum kapsamında 52 bildirinin sunulduğu oturumlarda tartışılan konular, davetli konuşmacı programı ile seramik alanının, seramik eğitiminin ve gerçekleştirilen bu tür faaliyetlerin üstlendiği ve gelecekte üstlenmesi gereken role ilişkin sorgulamalar, yeni yol haritaları için öncü oldu.
14 sanatçımızdan, çalıştay yürütücülerimizden, 20 gün boyunca sanatçılarla birlikte üreten 37 öğrenci ve mezunumuzdan aldığımız geri dönüşler ve paydaşların değerlendirmeleri de sempozyumun geleceğine ilişkin önemli veriler ve öneriler ortaya koydu.
Kısa vadede öncelikli hedefimiz, bu ilk sempozyumda ortaya çıkan eserlerin Çanakkale’de kalıcı olarak konumlandırılması, bakım ve sürdürülebilirlik süreçlerinin oluşturulması ve eserlerin bir rota içerisinde kentle bütünleştirilmesi. Kentin günlük rutinlerine ve akışına seramiği dahil etmek.
Çanakkale'de sahil boyunca yerleştirilen heykeller
Uzun vadede ise uluslararası ölçekte sürdürülebilir bir organizasyon haline getirmeyi hedeflediğimiz bu sempozyumla, Çanakkale’nin geleneksel seramik mirasının yaşatılmasına katkı sunmak, çağdaş seramik sanatıyla yeni bir yön katmak ve kenti seramik alanında kültür turizmi açısından önemli bir cazibe merkezi haline getirmek istiyoruz.
Kentte seramik alanında eğitim alan öğrencilerin, sahip olduğumuz geleneksel seramik mirasından yararlanarak kendilerini geliştirmelerini; Kaleseramik’in bir sanayi devi olarak sahip olduğu bilgi birikimi, üretim altyapısı ve olanaklarla buluşmalarını ve bu güçlü ekosistem içerisinde yeni üretim ve iş birliği fırsatları elde etmelerini önemsiyoruz.
Çanakkale’nin Avrupa Seramik Rotası içerisindeki konumunu daha da güçlendirmek ve kenti uluslararası seramik sanatının önemli buluşma noktalarından biri haline getirmek en önemli hedeflerimiz arasında.
Sanatçı Gökçe İrten'in eseri
-Çok da alışık olmadığımız görüntülere şahit olduk sempozyum boyunca, etkileyici fırınlar ve bunlardan yansıyan etkileyici görüntüler meydana geldi. Bu fırınlar ve yapılan çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?
Sempozyumun en özel taraflarından biri gerçekten de yerinde pişirim fırınlarıydı. Kaleseramik tarafından özel olarak üretilen, 2 metre 60 santimetre yüksekliğindeki iki büyük fırını kullandık. Bunun yanında Kale Frit tarafından imal edilen üç farklı boyutta gazlı fırın, Çanakkale Belediyesi ve ÇASEM tarafından temin edilen iki elektrikli fırın da üretim sürecine dahil edildi.
Buradaki temel amacımız, sanatçıların büyük ölçekli seramik heykellerini üretim alanından başka bir yere taşımadan, eserleri bulunduğu yerde pişirebilmekti.
Bu, seramik açısından oldukça önemli bir teknik imkân. Çünkü büyük bir seramik eseri pişirim için başka bir yere taşımak hem teknik hem de fiziksel olarak çok büyük riskler taşıyor. Yerinde pişirim sayesinde sanatçılar eserlerini kendi üretim alanında tamamlayabildi.
Ayrıca bu fırınların kendisi de sempozyumun bir parçası oldu. İnsanlar yalnızca sanatçıların eser üretimlerini değil, yerinde pişirim fırınlarının hazırlık süreçlerini eserlerin bu fırınlarda pişirimini, seramiğin ateşle dönüşümünü de izleme fırsatı buldu. Özellikle akşam saatlerinde 1100 °C derecenin üzerindeki fırınların açılışı kor haldeki seramik heykellerin ışığı ve ateşin görüntüsü, üretim sürecini adeta kamusal bir performansa dönüştürdü.
Sempozyumda elektrikli, gazlı ve odunlu fırınlarda çok sayıda pişirim yapıldı. Bu pişirimlerden bir tanesi, yerinde pişirim fırınları konusunda uzman Aziz Baha Örken’e ait seramik heykelin pişirim süreci kamusal alanda seramik heykel pişirim faaliyeti olarak duyurulup özel bir şov ile herkesle paylaşıldı.
Özel olarak yapılan dev fırın kapaklarının açılışı adeta görsel bir şölene dönüştü
-Bu altyapı ve kullanılan teknikler konusunda katılımcılardan nasıl dönüşler aldınız? Bunların seramik sanatına ve üretimine ne gibi katkıları oldu?
Katılımcılardan çok olumlu geri dönüşler aldık. Özellikle farklı ülkelerden gelen sanatçılar için bu ölçekte eserleri yerinde pişirebilme imkânı oldukça etkileyiciydi.
Çünkü sanatçıların her biri farklı malzemelerle, farklı tekniklerle ve farklı üretim alışkanlıklarıyla çalışıyor. Biz de pişirim süreçlerini sanatçının kullandığı malzemeye ve eserin özelliklerine göre planladık ve yaklaşık 1100–1200 °C sıcaklıklarda farklı pişirimler gerçekleştirdik.
Burada önemli olan yalnızca büyük bir fırının olması değildi. Asıl önemli olan, bu altyapıyı sanatçıların üretim süreçleriyle doğru şekilde buluşturabilmekti.
Bence sempozyumun en önemli kazanımlarından biri de bu teknik bilgi paylaşımı oldu. Sanatçılar birbirlerinin yöntemlerini gördüler, öğrenciler farklı teknikleri deneyimledi, akademisyenler ve teknik ekip birlikte çalıştı. Dolayısıyla ortaya yalnızca eserler değil, aynı zamanda paylaşılmış bir sanatsal, teknik ve akademik deneyim de çıktı. Kurulan dostluklar, arkadaşlıklar ve mesleki bağlantılarda önemliydi.

Kaan Canduran ve eseri
-Her zaman görmediğimiz büyüklükte eserler ortaya çıktı. Üretim ve fırınlama aşamalarında ne gibi riskler vardı? Bu aşamalarda büyük denebilecek bir sorun yaşandı mı?
Büyük ölçekli seramik üretiminde her zaman ciddi riskler vardır. Özellikle kuruma, taşıma ve pişirim aşamaları oldukça hassastır. Eser büyüdükçe içerisindeki nemin kontrollü şekilde uzaklaştırılması, malzemenin homojen kuruması ve pişirim sırasında oluşabilecek gerilimlerin kontrol edilmesi daha da önemli hale geliyor.
Bu nedenle süreç boyunca çok dikkatli bir planlama yaptık. Sanatçılarla, teknik ekiple ve öğrencilerle sürekli iletişim halinde olduk. Kamusal alan ölçeğinde eser üretme konusunda sanatçıların deneyimli olması, Kaleseramik’in ilgili müdürleri ve yöneticilerinin malzeme ve teknik uzmanlık olarak her aşamada sahada bizlerle birlikte olması süreci yönetmekte büyük avantajdı. Her eserin malzemesi, yapım tekniği, kalınlığı ve boyutu dikkate alınarak pişirim programları oluşturuldu.
Elbette böyle bir üretim sürecinde bazı teknik problemler ve küçük müdahaleler oldu. Ancak büyük ölçekli üretimin doğasında bulunan riskleri düşünürsek, süreci ciddi bir kayıp yaşamadan tamamlamış olmamız bizim için çok önemli bir başarı. Çanakkale’nin rüzgarı, kent merkezinde konumlanan üretim sahamız, kentimizin son yıllarda yaşadığı yangınlar ve bu konudaki korkularımız, kaygılarımız…
Çanakkale Belediyesi sempozyumun bütününde olduğu gibi bu aşamada da süreci çok profesyonelce yönetti. Tüm sempozyum ekibi iş güvenliği ve yangınla mücadele eğitimi aldı. Bir itfaiye aracı tüm pişirim süreçlerinde bize eşlik etti ve saha 7/24 güvenlik ekiplerince korundu.
Burada özellikle hem sempozyum sanatçıları olarak üretimlerini yapan hem de yerinde pişirim fırınları konusunda uzman olan Prof. Kaan Canduran ve Öğr. Gör. Dr. Aziz Baha Örken’in sürece katkılarının da altını çizmek istiyorum. Ekibin bir parçası olarak bu konudaki tüm bilgi birikimlerini öğrencilerimiz ve bizlerle paylaşıp planlamayı bizlerle birlikte yürüttükleri, hayal ettiğimiz kapsamı gerçekleştirilebilir kıldıkları için çok minnettarız. Ayrıca öğrencilerimizin ve düzenleme kurulumuzun emeğini de vurgulamak gerekiyor. Çünkü bu eserlerin, kuramsal ve sanatsal çıktılarının arkasında günlerce ve gecelerce çalışan çok büyük bir ekibin emeği var.
Kamuran Ak ve eseri
-Sempozyumda ortaya çıkarılan büyük boyutlu eserler Çanakkale’nin çeşitli noktalarında sergilenmeye başlandı. Bu alanlarda gezenleri nasıl bir deneyim bekliyor? Avrupa Seramik Rotasında yer alan Çanakkale’ye bu eserlerin nasıl bir katkı yapmasını umuyorsunuz?
14 uluslararası sanatçı tarafından üretilen 14 büyük ölçekli eser, artık yalnızca bir serginin parçası değil. Çanakkale’nin kamusal alanlarının ve kent kimliğinin bir parçası olacaklar.
İnsanların bir müze ya da galeriye gitmeden, günlük yaşamları içerisinde bu eserlerle karşılaşmasını istiyoruz. Kordon boyunca yürüyen bir kişinin, bir seramik heykelle karşılaşması; o eseri incelemesi, sanatçı hakkında bilgi edinmesi ve seramiğin yalnızca bir obje değil, kent mekânının bir parçası olduğunu görmesi bizim için çok değerli.
Uzun vadede Çanakkale’de yürüyerek deneyimlenebilen birbirleriyle bağlantılı bir seramik rotası ortaya çıkacak. Bunun ve akabinde yapılacak çalışmaların, 2028 de Avrupa Seramik Rotası’na ev sahipliği yapmayı hedefleyen Çanakkale’nin alandaki görünürlüğünü artırmasını ve kültür-sanat turizmine katkı sağlamasını umuyoruz.
Sayumporn Kasornsuwan ve eseri
-Sanatı sokakla buluşturan bu süreç Çanakkaleliler tarafından nasıl karşılandı? Sempozyuma tepkiler nasıldı?
Çanakkalelilerin ilgisi bizim için çok değerliydi. Çünkü bu sempozyumu yalnızca sanatçılar ve akademisyenler arasında gerçekleşen bir etkinlik olarak tasarlamadık. Kenti üretim sürecinin içerisine dahil etmek istedik. Sempozyum alanımız tüm üretim ve pişirimlerimiz, sunumlarımız sergilerimiz kent merkezinde erişilebilir olarak yürütüldü.
Özellikle açık alanda yapılan üretimler büyük merak uyandırdı. İnsanlar sanatçıların nasıl çalıştığını, eserlerin nasıl şekillendiğini, fırınların nasıl çalıştığını izledi. Şehir dışından akademisyenler, seramiğe gönül veren katılımcılarımız oldu. Çocukların ve gençlerin üretim sürecine gösterdiği ilgi de ayrıca çok anlamlıydı.
Bence burada en önemli nokta, seramiğin kapalı bir atölyeden çıkıp kentin günlük yaşamının içerisine girmesi oldu. Oluşumuna tanıklık edilen süreç ve çıktıların daha çok sahiplenileceğine inanıyorum.
Attila Kertész ve eseri
-Eserlerin kentle buluşmasının ardından nasıl tepkiler aldınız ve bu eserlerin kamusal alanda korunması konusunda ne tür deneyimler yaşadınız?
Bizim için eserlerin kentte kalıcı olarak yer alması, sempozyumun en önemli sonuçlarından biri. Bu nedenle hem büyük bir heyecan duyuyor hem de eserlerin kentte nasıl karşılanacağına ilişkin geri dönüşleri ve yorumları dikkatle takip ediyoruz.
Eserlerin montajından itibaren çok güzel yorumlar, tebrikler ve olumlu geri dönüşler aldık. Elbette beğenmeyenler ve eleştirenler de oldu. Ancak en çok sorgulanan konulardan biri, seramik eserlerin açık hava koşullarından ve insan faktöründen nasıl korunacağıydı.
Heykellerin rüzgâra, sıcak ve soğuk hava koşullarına, ısıl şoklara dayanıklı olması için üretim sürecinde mümkün olan bütün koşulları zorladık. Fakat burada, öngörmemize rağmen yönetmekte zorlandığımız en önemli unsur insan faktörü oldu. Seramik, kırılgan bir malzeme olmasının ötesinde, kamusal alanda izleyiciyle doğrudan ilişki kuran bir sanat malzemesi. Eserleri beğeniyle ya da eleştirel bir gözle izleyen, fotoğraflarını çeken ve yorumlayan insanların yanı sıra, üzerine çıkan, çeken, vuran ve adeta sağlamlığını test eden yaklaşımlarla da karşılaştık. İlk günden iki eserin bazı noktaları maalesef bu sebeplerle kırıldı.

Kordon'a yerleştirildiği gün parçası kırılan at heykeli
Aslında sanatçılarımızın ve paydaşlarımızın öngördüğü bir başka seçenek, eserlerin etrafında koruyucu bir alan oluşturmaktı. Ancak sanat eserinin kendisiyle birlikte çevresindeki boşluğun da eserin algılanabilirliğinin ve güçlü görsel etkisinin bir parçası olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle eserin önüne geçecek, bir fanus ya da kapalı bir koruma alanı içerisinde sergilemeyi uygun bulmadık. Sanatçılar eserlerini kentimize kalıcı olarak bağışlarken bu kaygı verici süreci de bir anlamda göze aldılar.
Burada sanırım biraz da alışma ve sahiplenme sürecinden söz etmek gerekiyor. Eserlerin kentte kalıcı olarak yer alması, yalnızca fiziksel olarak kente yerleşmeleri anlamına gelmiyor. Kentlinin bu eserlerle ilişki kurması, onları benimsemesi ve zaman içinde kamusal alanın doğal bir parçası olarak görmesi, korumayı öğrenmesi de bu sürecin önemli bir parçası. Biz bunun zaman içerisinde gelişeceğine ve eserlerin Çanakkale'nin kamusal yaşamında kendi yerini bulacağına inanıyoruz.
Ali Temel Köseler ve eseri
-Sempozyuma katılanların kişisel geçmişleri de değerlendirildiğinde hem uluslararası bir etkileşimden hem usta-çırak ilişkilerini gözlemlemek mümkün. Üç haftalık bu yoğun etkileşimli süreç sempozyuma katılanlara neler kattı? Gözlemleriniz neler? Öğrenci, akademisyen ve sanatçıların sanatsal bakış açılarına nasıl katkı sağladı?
14 uluslararası sanatçı, 37 öğrenci ve mezun asistan, sempozyum yürütme ekibiyle birlikte üç hafta boyunca aynı üretim ortamını paylaştı. Sabah kahvaltısından, öğle ve akşam yemeklerine, çamur ve malzeme taşımaktan şekillendirmeye, pişirim ve sırlama süreçlerine, montaj aşamasına, sanatçı sunumları, çalıştaylara, teknik ve kültürel gezilere neredeyse 7/24 bağlantılı bir çalışma ortamı paylaşıldı. Bu, sınıf ortamında ya da yalnızca bir sunum izleyerek elde edilebilecek bir deneyimin çok ötesinde hızlandırılmış bir usta çırak ilişkisi, deneyim, bilgi ve görgü atölyesiydi.
Öğrenciler sanatçıların yalnızca eserlerini değil, üretim biçimlerini, malzemeye yaklaşımlarını, problem çözme yöntemlerini, sanat pratiklerini ve çalışma disiplinlerini doğrudan gözlemlediler. Eğitim aldıkları alanla ilgili aidiyet ve sahiplenme duygusunu pekiştirdiler alanlarının yeni açılımlara gebe olan yönlerini fark ettiler. Geleneksel anlamda bir usta-çırak ilişkisinden söz etsek de bu ilişki tek yönlü değildi. Öğrenciler sanatçılardan öğrenirken, sanatçılar da gençlerin enerjisinden ve farklı bakış açılarından beslendi.
Sempozyum farklı ülkelerden ve şehirlerden gelen insanları aynı malzeme etrafında buluşturduğu gibi karşılıklı bilgi ve deneyim aktarımı, kalıcı anılar, sanatçılar için de yeni bir network ortamı sağladı.
Olga Siruk ve eseri
-Kore'den ABD'ye, Tayland'dan Macaristan'a kadar çok farklı coğrafyalardan sanatçıları ağırladığınız sempozyumun Çanakkale'nin geleneksel seramik mirasına nasıl bir etkisi olacak?
Çanakkale'nin çok güçlü ve kendine özgü bir seramik geçmişi var. Geleneksel Çanakkale seramikleri bizim için yalnızca geçmişte üretilmiş objeler değil; kentin kültürel kimliğinin önemli bir parçası. Biz bu mirası yalnızca korumak değil, çağdaş sanat ve tasarım üzerinden yeniden görünür hale getirmek istiyoruz. Geçmişinde günlük yaşamın sofraların ayrılmaz bir parçası olarak işlevsel olarak üretilen halk seramiği olarak literatüre geçen, bu coğrafyanın havasından suyundan toprağından doğan, gününün esin kaynaklarından, geleneğinden, alışkanlıklarından şekillenen bir mirasın bugün de kentin ruhuna nüfus etmesini istiyoruz. Seramik bu kent için her yönüyle öne çıkarılması hedeflenen bir kimliktir.
Farklı ülkelerden ve şehirlerden sanatçıların Çanakkale'ye gelmesi de bu açıdan çok önemli. Çünkü sanatçılar Çanakkale'nin tarihini, kültürünü, geleneksel seramiklerini ve kent dokusunu deneyimlediler. Kendi kültürel birikimleriyle Çanakkale arasında yeni bağlantılar kurdular. Dolayısıyla burada bir kültürün diğerine üstün gelmesinden değil, farklı kültürlerin Çanakkale'de karşılaşmasından söz ediyoruz.
Umarım bu etkileşim, geleneksel Çanakkale seramiklerinin uluslararası sanat çevrelerinde daha fazla tanınmasına ve yeni çağdaş yorumların ortaya çıkmasına vesile olur.
Mehmet Coşar ve eseri
-Üç hafta süren yoğun bir süreç atlattınız. Çoğu zaman gece geç saatlere kadar süren bir çalışma sonucunda ortaya çıkan eserlerin sergilenmeye başlaması nasıl bir histi? Eserler yerlerini alırken neler hissettiniz? Eserleri sergilenen sanatçıların tepkilerine ilişkin gözlemleriniz neler?
Bu soruya aslında tek bir kelimeyle cevap vermek çok zor. Gece geç saatlere kadar devam eden üretimler, sorumluluklar, fırın başında geçirilen saatler, teknik problemler, sanatçıların eserlerini tamamlamak için gösterdikleri çaba ve öğrencilerimizin, ekiplerimizin yoğun emeği... Bütün bunların sonunda eserlerin kentte yerlerini aldığını görmek, birlikte bir arada üretmeye odaklanan ekibin vedalaşması gerçekten çok duygusal bir andı.
Başlangıçta yalnızca bir fikir olarak ortaya çıkan eserlerin artık Çanakkale'nin kamusal alanında, insanların günlük yaşamının içerisinde yer alması bizim için büyük bir mutluluk. Sanatçıların eserlerini yerleştirildikleri alanlarda görmeleri montaj süreçlerine dahil olmaları da çok anlamlıydı. Çünkü onlar için de eserleri artık yalnızca bir tasarım değil; Çanakkale ile ilişki kurmuş, kentte yaşamaya devam edecek bir sanat eserine dönüşmüş oldu.
Truva'dan ilham alarak yapılan seramik heykel de marinanın yanında yerini aldı
Benim açımdan en güzel duygu ise bütün bu emeğin hem kuramsal hem de sanatsal olarak kalıcı bir sonuca dönüştüğünü görmekti.
Sempozyum bitti ama aslında bizim için asıl süreç şimdi başlıyor. Bundan sonraki hedefimiz, bu başlangıcı büyütmek, eserleri birbirine bağlayan kalıcı bir Çanakkale Seramik Rotası oluşturmak, seramik eğitimi konusunda öne çıkan eğitim kurumlarından biri olmak ve Çanakkale'yi uluslararası seramik sanatının önemli merkezlerinden biri haline getirmek.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Çanakkale Belediyesi ve seramik endüstrisinde Kale Grubu gibi uluslararası ölçekte güçlü bir kuruluşun ortak bir hedefte buluşması, bu vizyonun gerçekleşmesi açısından çok değerli.
Young Soo Kim ve eseri
- Sempozyum başkanı olarak böylesine büyük bir organizasyon zorlayıcı mıydı?
Sempozyum başkanı olarak bu sorumluluğun paydaşlarımız tarafından bana uygun görülmesi benim için büyük bir onur ve mutluluktu. Ancak şunu özellikle vurgulamak isterim ki, kâğıt üzerinde planlanan ya da saatler süren toplantılarda konuşulan hiçbir şey, güçlü ve uyumlu bir ekip olmadan hayata geçirilemez. Bu sempozyumun gerçekleşmesinde de en büyük güç, farklı kurumların aynı hedef etrafında bir araya gelen ekip ruhuydu.
Sonuç olarak bu sempozyum tek bir kişinin ya da tek bir kurumun başarısı değil; ÇOMÜ, Çanakkale Belediyesi ve Kaleseramik başta olmak üzere tüm paydaşlarımızın ortak emeğinin bir sonucudur. Her bir ekip üyesinin kendi sorumluluk alanında gösterdiği özveri, dayanışma ve çözüm üretme çabası olmasaydı, bu ölçekte ve kapsamda bir organizasyonu gerçekleştirmek mümkün olmazdı. Bu nedenle tüm paydaş ekiplerimize her türlü emekleri için gönülden teşekkür ediyorum.


