Akbank Caz Festivali bünyesinde genç müzisyenlere yönelik düzenlenen JAmZZ, son üç yılda yarışma formatından masterclass yapısına dönüştü. Program, katılımcıları caz müzisyenleri ve Berklee College of Music eğitmenleriyle bir araya getiriyor.
Berklee at Umbria Jazz Clinics ve Jazzcampus Basel gibi kurumlara geçiş imkânı sağlayan JAmZZ, Bahçeşehir Üniversitesi Konservatuvarı iş birliğiyle katılımcılara teorik eğitim ve sahne pratiği sunuyor. 36. Akbank Caz Festivali kapsamındaki JAmZZ Masterclass programı, bu yılki çalışmalarını dün akşam (6 Ekim) Babylon’da düzenlenen konserle tamamladı.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Akbank Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı piyanist Hakan Binbaşgil, usta caz davulcusu Ferit Odman ve tecrübeli kontrbas sanatçısı Kağan Yıldız; JAmZZ'in gelişim odaklı dönüşümünü, sahnedeki usta-çırak geleneğini, "jam session" kültüründeki dinlemenin önemini ve iş dünyasındaki kriz yönetimi ile cazdaki doğaçlama arasındaki paralellikleri T24’e anlattı.
Akbank Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Binbaşgil
- Akbank Caz Festivali bünyesindeki JAmZZ bugüne kadar genç müzisyenlerin yeteneklerini ortaya koyduğu bir yarışma formatıyla ilerliyordu. Ancak geçtiğimiz senelerde yarışma modelinden uzaklaşarak, genç müzisyenleri profesyonel isimlerle buluşturan bir masterclass deneyimine dönüştü. JAmZZ’in bu dönüşümünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni format, genç müzisyenlerin öğrenme ve kendilerini geliştirme deneyimini nasıl değiştirdi?
Hakan Binbaşgil: Akbank Caz Festivali yıllar boyu dünyanın en önde gelen caz sanatçılarını ülkemizdeki caz severlerle buluşturdu. Bununla birlikte farklı seslere, genç kuşak müzisyenlere de her zaman fırsat tanıdı. JAmZZ şemsiyesi altında da ülkemizdeki pek çok genç müzisyenin ilk sahnesi oldu.
Üç yıl önce JAmZZ’de önemli değişiklikler yaptık, yarışma formatından çıkıp masterclass programına geçtik. Şimdi ülkemizdeki genç yetenekleri keşfetme ve önlerini açma çabası içindeyiz. Genç yetenekler ülkemizin önde gelen caz hocalarıyla kapsamlı atölyelere katılıyorlar. Burada usta müzisyenlerden öğreniyor, yeteneklerini sergiliyor ve geliştiriyorlar. Bu sene gençlerimiz dünyaca ünlü Berklee College of Music’den caz hocalarıyla da buluşma ve onlardan öğrenme imkanını yakaladılar.
Bu atölyede başarılarıyla öne çıkan genç müzisyenleriyse dünyanın en prestijli caz eğitim deneyimlerinden biri olan Berklee at Umbria Jazz Clinics’e gönderiyoruz. Burada gençler dünyanın dört bir yanından gelen yaşıtlarıyla aynı ortamda çalışıyor, uluslararası caz sahnesinin önemli isimlerinden ders alıyor. Umbria Caz Festivali sırasında sahneye çıkma fırsatını yakalıyorlar. Hatta sonra dönüp Akbank Caz Festivali’nde de çalıyorlar. Bu kendileri için müthiş bir tecrübe oluyor.
Dolayısıyla bir gencin JAmZZ’e geldiği anla programdan ayrıldığı an arasında gözle görülür bir değişim oluyor. Kendilerini geliştiriyorlar, kendine güvenleri ve cesaretleri artıyor. Motivasyonları ve hayalleri büyüyor. Bir anlamda önleri açılıyor.
İşte bu nedenle JAmZZ’i bugün bir yarışmadan çok daha fazlası olarak görüyoruz. Burası gençlerin kendilerini tanıdığı, birbirlerinden beslendiği ve dünyaya açıldığı bir alan. Onların yolculuğuna eşlik etmek de bizim için gerçekten büyük bir heyecan.
- JAmZZ mezunlarının Berklee’ye uzanan bir yolu var. Akbank Caz Festivali bu platformla Türk caz ekosistemine hangi somut katkıyı yapıyor?
Hakan Binbaşgil: JAmZZ’in en somut katkısı, genç bir müzisyenin yeteneğini keşfetmekle kalmayıp önüne gerçek fırsatlar koyması. Gençler burada sahne deneyimi kazanıyor, özgüvenini geliştiriyor, uluslararası bir topluluğun parçası oluyor ve en önemlisi, önlerinde yeni kapılar açılıyor.
Bunun güzel örneklerini son iki yılda gördük. 2025 kazananlarımız Onur Yalçın ve Savaş Şahin ise 220 öğrenci arasından öne çıkarak Berklee College of Music gibi önemli bir okuldan burs kazandı. Bunlar çok az gencin erişebileceği büyük başarılar. Bu okul Quincy Jones, Diana Krall, Arif Mardin gibi yüzlerce isim yetiştirmiş dünyanın en iyi caz okullarından.
2024 kazananlarımız Göksu Köse ve Kaşif Şahin Düşko da Berklee at Umbria Jazz Clinics’e katıldı. Şimdi ikisi de Jazzcampus Basel’de eğitimlerine devam ediyor.
Şimdi bu yolculuğa Eyüp Efe Nurlu ve Selami Baysal katılıyor. Onlar da 2027’de Berklee at Umbria Jazz Clinics’te olacak ve ben onların da çok parlak bir müzik kariyeri olacağına eminim.
Bu başarılar elbette her şeyden önce gençlerimizin yeteneğinin, emeğinin ve cesaretinin sonucu. Bizim katkımızsa o yeteneğin doğru zamanda doğru insanlarla ve doğru fırsatlarla buluşmasını sağlamak. Bir gencin önünde yeni bir kapının açıldığını görmek, JAmZZ’in bizim için en büyük karşılığı.

- Jamzz’in bir ekip çalışmasının ürünü olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Hakan Binbaşgil: JAmZZ, gerçekten bir ekip işinin ürünü. JAmZZ’de Bahçeşehir Üniversitesi’nden Berklee’ye, Umbria Caz Festivali’nden masterclass hocalarımıza ve sahnemizi paylaşan değerli müzisyenlerimize kadar uzanan çok güçlü bir ekosistemimiz var.
Bu yolculuğun en başından beri yanımızda olan Ferit Odman ve Kağan Yıldız’ın ise yeri çok ayrı. JAmZZ’e inançları ve emekleri için kendilerine ne kadar teşekkür etsek az. Hayatı bankacılıkla geçmiş biri olarak benim için de ülkemizin en iyi müzisyenleriyle aynı projede buluşmak, birlikte müzik yapmak, büyük bir ayrıcalık. Geçen yıl Sibel Köse, bu yıl Engin Recepoğulları ve Banu Kunt Işık bizimle aynı heyecanı paylaşıyor. Bu değerli sanatçılarımıza da destekleri için çok teşekkür ederim.
Ama bu ekosistemin kalbinde unutmayalım ki genç müzisyenlerimiz var. Onların tutkusu, yeteneği ve cesareti olmasa JAmZZ de olmazdı.
- Bir yönetici olarak risk ve kriz yönetimine alışıksınız. Caz sahnesinde doğaçlama yaparken işler ters gittiğinde, o kurumsal refleks mi devreye giriyor yoksa tamamen müzisyen içgüdüsü mü?
Hakan Binbaşgil: İş dünyası ile caz arasında büyük benzerlikler var. İş hayatı birçok belirsizlikle dolu. Şirketleri başarıyla yönetmek ancak deneyimli, güçlü takım arkadaşları, takımın birbirini tanıması, güvenmesi, iyi bir iletişim ve uyum içinde olması ve kendini de yenilemesiyle mümkün.
Caz da aynı şekilde. Cazdaki doğaçlamada bir yola çıkıyorsunuz, ancak yol her seferinde farklı olabiliyor. Müzik o anda, birlikte şekilleniyor. Yaratıcılık önemli oluyor. İşler de bazen tam istendiği gibi gitmeyebiliyor. Ancak iyi ekiplerde müzik birbirini iyi dinlemek ve anlamak ile kendini hızla toparlıyor ve yolculuk yeniden akışına giriyor.
Bu konuda Ferit Odman ve Kağan Yıldız gibi müzisyenlerle aynı takımda olmak büyük bir şans. Her zaman arkanız sağlam ve güvendesiniz. Ne kadar deneysel olsanız da ekip olarak yolunuzu kaybetme riskiniz neredeyse yok gibi. İş hayatında da en iyi takımlarla çalıştığınızda durum çok benzer.

- Sahnede heyecandan kopan veya ritmi kaçıran bir genci, o an müziği durdurmadan davulla nasıl toparlayıp geri çekiyorsunuz?
Ferit Odman: Öncelikle hatayı büyütmemeye çalışırım. Çok net bir “one” yeterli oluyor. Ama bunu “yanlış yaptın, burası bir” diye göstermek yerine, müziğin içinde ona tekrar tutunabileceği bir yer vermek önemli. İyi bir eşlikçinin görevlerinden biri de bence bu: Birisi kaybolduğunda onu müziğin içine geri davet etmek.
- Kağan Bey siz, yanınızda ilk solosunu çalan bir genç paniklediğinde, enstrümanınızla ona “korkma, buradayım” mesajını nasıl veriyorsunuz?
Kağan Yıldız: İlk solosunu çalan bir gençle henüz aynı sahneyi paylaşmadım ama sahnede panikleyen genç müzisyenlerle elbette karşılaştım. Böyle durumlarda enstrümanımla doğrudan “korkma, buradayım” mesajı vermekten ziyade, müziğin içinde ona alan açmaya çalışırım. Elbette sahnede vücut dilimle destek olmaya, gerektiğinde ona güven verecek küçük işaretler göndermeye çalışırım. Ancak paniklemek, hata yapmak, hatta yanlış notaları seçmek de müzikal gelişimin bir parçasıdır. Özellikle caz gibi doğaçlamanın önemli olduğu bir müzikte, sahne deneyiminin öğrenme sürecinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu düşünüyorum. Bunu ben de kendi müzisyenlik sürecimde deneyimledim. Bu nedenle sahnede her şeyi düzeltmeye çalışmak yerine, müzisyenin o anı yaşayarak deneyim kazanmasına izin vermenin daha doğru olduğuna inanıyorum. Konser sonrasında performans üzerine sakin bir şekilde konuşmanın ve yaşananları birlikte değerlendirmenin ise çok daha faydalı ve öğretici olduğunu düşünüyorum.
- Konservatuvarda teoriyi kusursuz öğrenen bir genç, ustalarla girdiği ilk gece yarısı ‘jam session’ında duvara ilk nerede çarpıyor?
Ferit Odman: Jam session’larda genç müzisyenlerde çok gördüğüm bir şey var: Çok uzun solo çalmak. Ne zaman sözü bırakacağını, ne zaman geri çekileceğini bilmek de müzisyenliğin çok önemli bir parçası. Bunlar teoriden çok, sahnede başka müzisyenlerle çaldıkça öğreniliyor.
- Bildiğim kadarıyla JAmZZ provalarında gençlerin tekniğinden çok birbirini dinleme becerisine odaklanıyorsunuz. Sahnedeki “iyi bir dinleyiciyi” davulun başından nasıl anlarsınız?
Ferit Odman: İyi dinleyen müzisyen hemen belli oluyor. Sadece kendi çaldığı şeye değil, etrafında olan bitene reaksiyon veriyor. Dinamik değiştiğinde onunla beraber değişiyor, solist bir yere gittiğinde bunu duyuyor, gerektiğinde geri çekiliyor. Benim için iyi dinlemek biraz da “ne çalmayacağını” bilmek demek. Teknik çok geliştirilebilir ama müzik yaparken gerçekten dinlemek bambaşka bir refleks.
- JAmZZ atölyelerinden gelen yeni neslin caz müzisyenleri klasik caz standartlarını çalarken kurallara ne kadar sadık ne kadar değil veya kendine özgün oluyor?
Kağan Yıldız: Caz müziğinde birtakım kurallardan tabii ki bahsedebiliriz fakat ben bu kural kelimesinden daha çok gelenek ya da tavır kelimelerini kullanmayı seviyorum. Bugüne kadar JAmZZ atölyelerinden gelen caz müzisyenleri bu geleneği ve cazın tavrını ortaya çıkaran müzisyenler oldular. Cazın tavrını yansıtan bir müzisyen üzerine kendi baharatlarını koyduğu anda bir tını sahibi oluyor. Eğer bu benzeri olmayan bir tınıysa, işte o zaman kendi müziğinizi yaratmış oluyorsunuz. Benim düşüncem, bu gençlerin ileriki yıllarda kendi tınılarını yaratacağı yönünde.
- Caz kulüplerdeki o “sahnede pişme” ve usta-çırak kültürü, JAmZZ gibi bir platformda nasıl hayatta kalıyor?
Kağan Yıldız: Tüm müzisyenlerin hemfikir olduğunu düşünerek söylüyorum ki; benim çaldığım enstrüman, en az tercih edilen enstrümanlardan biri. Bu yüzden ben sahnede ustalarımla usta çırak ilişkisini çok fazla tecrübe ettiğimi düşünüyorum fakat her müzisyen bu kadar şanslı olamayabiliyor. JAmZZ bu noktada genç müzisyenler ile usta müzisyenler arasındaki köprüyü kuruyor ve ayrıca müzisyen olmak isteyen gençlere de itici güç ve bir motivasyon kaynağı olmuş oluyor. Ayrıca usta-çırak ilişkisini yalnızca birebir bir ilişki olarak değil, müzisyenlerin birlikte çalarak, birbirlerini dinleyerek ve deneyimlerini paylaşarak birbirlerinden öğrendikleri doğal bir süreç olarak görmek gerektiğini düşünüyorum.
FARUK EKİCİ'NİN SÖYLEŞİSİ | Bankacılığın zirvesinden konser sahnesine: Hakan Binbaşgil caz ile iş hayatı arasındaki paralellikleri anlatıyor
ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN YAZISI | Türkiye’nin en “jazz bankacılarını” tanıyalım


