“Türkiye’deki bütün hapishaneleri dolaştım.”
Zeki Demirkubuz’un kült filmi Kader’den aşina olduğumuz bu söz, büyük aşkı Zagor’un peşinden hapishane hapishane dolaşan Uğur’a değil, geçen günlerde kaybettiğimiz Türkiye’nin son assolistlerinden Muazzez Abacı’ya ait.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Türk Sanat Müziği’nin güçlü sesi Muazzez Abacı, sanatının yanında ‘son kabadayılar’dan biri olarak anılan Hasan Heybetli'yle 50 yıl önce yaşadığı fırtınalı aşkla da çok konuşuldu. Aşkları, Abacı’nın vefatının ardından bir kez daha gündeme geldi. Yok yoktu ilişkilerinde; aşk, para, cinayet, cezaevi, evlilik, ayrılık, bir daha evlilik… Siirt’te doğmuş, İstanbul’da kabadayı olmuş Hasan ile Ankara Koleji’nde okumuş Muazzez’in imkânsız görünen hikâyesiydi bu, yıllarca basının ilgisini çekecekti ve her şey kamuoyunun önünde cereyan edecekti.
Yıllar sonra, “Bizimkisi yüzyılın aşkıydı” diye nitelendirecekti ve meşhur Vurgun şarkısındaki mısrayı -Seninle cehennem ödüldür bana- Hasan Heybetli’ye ithaf edecekti. Heybetli de 30 yıl sonra dahi "aşkının tarifinin mümkün olmadığını” söyleyecek, “Hiçbir zaman sevgim bitmemiştir, hiç kimse onun aşkının yerini alamamıştır, alamayacaktır. Her zaman yüreğimdeki tek aşktır, ölünceye kadar da yüreğimde kalacaktır. 'Efsane' demek bile az kalır" diyecekti Abacı için.
Birliktelikleri iniş çıkışlarla 20 yıllık bir süreye yayılmakla beraber, yan yana olabildikleri süre ‘ünlü kabadayı’nın cezaevine girip çıkmaları sebebiyle üç yılı bile bulmadı. Abacı daha sonra bu yılları “Geçen yıllara üzüldüm. O hep hapishanedeydi, yaşayamadık birlikte. Bir gidiyordu, uzun zaman gelmiyordu. Evlilik dediğin bir kahvaltı eder, bir akşam yemeği yersin. Bizde öyle bir şey yoktu” sözleriyle anlatacaktı.
Abacı’nın Heybetli'yle yaşadığı fırtınalı ilişki hem o dönem hem de sonraki yıllarda basının da kamuoyunun da epey ilgisini çekti. Abacı’nın kendi tabiriyle ‘ömürlük’ olan aşkının detaylarını verdiği demeçlerden öğrendik. Abacı da tercihinin sıra dışı olduğunun farkındaydı, “Çok farklı, iki farklı yaşam” diyordu Heybetli'yle olan ilişkisine.
İzleyen yıllarda Heybetli'yle birlikteliğini, küçük yaşlarda babasını kaybetmesine, bir tarafının hep kırık kalmasına bağladı ve ‘bir sanatçı hassasiyeti’yle başladığını söyledi.
Abacı, Heybetli'den "Jestler yapan, ince bir adam" olarak bahsediyordu...
“Muazzez Hanım, camdan bakar mısınız...”
Soyadını taşıdığı ilk eşi polis, ikinci eşi avukat olan Muazzez Abacı’nın yeraltı dünyasının figürlerinden olan ‘Arap Hüso’nun oğlu Hasan Heybetli'yle ilişkisi 1970’lerin son yıllarında başladı. Abacı’nın 2011 yılında İzzet Çapa’ya verdiği demeçten öğrendiğimize göre Heybetli, Abacı’yı 80 gün boyunca sahnede izlemeye gitti ve ardından ilk adımı attı:
“Hasan Heybetli’yi tanımıyordum. İlk atak ondan geldi. Bir vesileyle bir gece telefon açtı eve. ‘Muazzez Hanım, ben her gece gelip sizi dinliyorum, çok beğeniyorum. Hatta tanışmak da istiyorum, ama bir vesile olmadı. Rica etsem camdan dışarı şöyle bir bakar mısınız? Size bir sürprizim var' dedi.
O zaman Halaskârgazi Caddesi’nde oturuyorum. Bir baktım, bütün cadde baştan aşağı gül… Çok hoşuma gitti.
O gece gazinodan çıkarken otomobilimin önünde koca bir kamyon belirdi. Derken damperi açıldı ve yola güller saçıldı. Bugün parayla bile yapılamayacak davranışlar… Bu para meselesinden çok düşünce tarzı ve sunuş. Bunlar bir anda sanatçı olarak ruhumu aldı gitti. Bu insanı tanımak istedim.”
“Fahrettin Aslan bir tek bana vurmamıştır”
Heybetli’den, “Güzel konuşurdu, güzel giyinirdi, çok açık elli, iyi yürekliydi, jestler yapardı” diye bahsetti her konusu geçtiğinde.
Bunlarla birlikte yeraltı dünyasından bir figürle olmak, her adımının kontrol edilmesini de 'gerektiriyordu', Nazlı Ilıcak’a verdiği söyleşide anlattı bu durumu:
“Zapturapt altındaydım. Evin içinde insanlar, dışarıda insanlar… Kolluyordu beni hep. İyi tarafı da vardı tabii… Mesela Fahrettin Aslan herkese, Zeki Müren’e, Bülent Ersoy’a tokat atmıştır. Ama bana bir laf söyleyemezdi.
Hasan’a yanlış yapmaktan korkardım… Bana karşı çok kibardı. İçgüdüsel bir korku vardı ona karşı bende, ama onun tavrından kaynaklanan bir şey değildi.”
‘Gazinocular Kralı’ Fahrettin Aslan’ın oğlu Sacit Aslan da daha sonraki yıllarda bu durumu destekleyecek, “Ona el kaldırmak cesaret ister, [Abacı] döver adamı” diyecekti.
Heybetli, Abacı’nın sahneye çıkmasını istemiyordu.“Kazandığının yüz mislini ben vereyim, evde otur” dedi, başlarda kabul ettiremedi. Evin salonunu parayla doldurduğu, Abacı’nın ise paraları çöp poşetlerine doldurarak balkondan attığı yazıldı.
Adı saldırılarla, çatışmalarla anılmaya başladı
İlişkileri 1976 yılında basına yansımaya başladı. Abacı’nın ismi artık sadece gazino ilanlarında değil, çatışma haberlerinde de yer alıyordu. Bu tarihlerde basında Heybetli’den ‘Abacı’nın nişanlısı’ olarak bahsediliyordu.
Basında gündeme geldikleri ilk olaylardan biri, çiftin saldırıya uğradığı haberiydi:
“Yenikapı’da bir gazinodaki programına gelen Abacı, nişanlısıyla birlikte 34 HH 918 plakalı otomobilden indiği sırada arkalarından 10 - 15 el ateş edildi. Ölen ya da yaralanan olmadı, otomobil kurşundan ağır hasar gördü.”
Hürriyet Kelebek gazetesi, 1976
“Nişanlım bana ateş etti” ifadesini geri çekti
O dönem basında, Abacı’nın Heybetli’yle büyük bir aşk yaşadığı, ilişkilerinin etrafında sert çatışmalar, kıskançlıklar olduğu sık sık yazıldı.
Heybetli’nin adının geçtiği suç dosyaları aşklarının cezaevlerine taşınmasına da sebep olacaktı. Abacı, sonraki yıllarda bu durumu “20-25 yılda 2,5 seneden az beraber olabildik. Çoğunlukla hapishanedeydi” diye anlatacaktı.
11 Ağustos 1978 tarihinde Milliyet’te, Muazzez Abacı’nın “Nişanlım tabancayla bana ateş etti” dediği, ardından bu ifadesini mahkemede geri çektiği yazıldı. Heybetli, gazinoya ateş açmakla da suçlanıyordu.
Heybetli, Abacı’ya da gazinoya da ateş etmediğini iddia etti, ruhsatsız silah taşımasının gerekçesini “Benim hasmım var, silah bulundurmak zorundayım” diyerek açıkladı.
Abacı da Heybetli’nin sözlerine paralel olarak ifadesini geri çekti, durumu “Tartıştık, karşı odaya geçtim, bir ses duydum. Ateş ettiği hissine kapıldım” diye açıklamakla yetindi!
Gazinoya ateş açma olayında da benzer durum yaşandı. Üç tanık da ifadesini değiştirdi ve Heybetli’nin gazinoya ateş açmadığını, ‘ampul patladığını’ söylediler!
Heybetli, tanık ifadelerinin lehine değişmesine rağmen bir süre daha hapiste kaldı.
Heybetli iki kişiyi öldürdü, ilişkileri cezaevi duvarları arasında kaldı
6 Mart 1979’da ‘İstabullu kabadayı’ Hasan Heybetli; Abacı ve arkadaşlarıyla gittiği Sarıkamış’ta bir tartışmaya karıştı. Sartur Oteli’ndeki tartışmada silahını çekerek rastgele ateş etmeye başladı ve iki kişiyi öldürdü. Daha sonra iki arkadaşıyla taksiye binerek kayıplara karıştı.
Sonraki aylarda Heybetli’nin sahte pasaportla Hollanda’ya kaçtığı anlaşıldı. Amsterdam’da Türkiye’den gazetecileri ağırlamaktan, demeç vermekten çekinmedi. Cinayet işlemediğini, suçsuz olduğunu iddia ettiği açıklamasında, Abacı’dan da ‘hayatımın kadını’ olarak bahsediyordu.
İzleyen aylarda Interpol tarafından yakalandı ve Türkiye’ye gönderilerek tutuklandı.
Sahneyi bıraktı, cezaevinde evlendi
Birlikteliğin en dramatik dönüm noktalarından biri, 1980’de cezaevinde kıyılan nikâh oldu. Abacı, evliliğiyle ilgili ‘çok mutlu olduğunu’ söylüyor, “Hasan’ı çok seviyorum, o benim her şeyim. Bu sevgiyi evlilik bağıyla güçlendirmeye karar verdik” diyordu.
Gözlerden uzak yaşamaya başlayan Abacı, eşinin isteği üzerine sahneyi bıraktı. Akşehir Cazevi’nin hemen karşısında bir ev tuttu ve ilk eşinden olan kızı Saba'yla orada yaşamaya başladı. Sokağa pek çıkmıyor, evde eşinin ıslığını bekliyordu. O yılları, “Cezaevinden ıslık çalar, ben balkona koşardım” diye tasvir ederek akıllara kazıdı.
Abacı’nın Heybetli’nin isteği üzerine sahnelere veda etmesi, basına “Artık o da evinin kadını”, “Sahne defterini kapattı, eşinin tahliyesini bekliyor” başlıklarıyla yansıyordu.
Başlarda sahneyi bırakmaktan memnun gibi davranıyordu veya öyle görünmesini istiyordu:
“Böylesi daha iyi oldu. Hep evimin kadını olmayı düşünürdüm, sahne bana göre değilmiş, bunu şimdi daha iyi anlıyorum.”

Eşinin suçlu olmadığını ve ‘adaletin tecelli edeceğini’ düşündüğü söylüyordu. Büyük aşkının, önceki vukuatlarda olduğu gibi, ‘kısa süreliğine girip çıkacağını’ düşünüyordu. Ancak öyle olmadı. Heybetli, cinayet sebebiyle girdiği cezaevinde 16 yıl ceza aldı.
Hapishaneden ıslık sesinin gelmediği bir gün Abacı, eşinin cezaevinde isyan çıkardığını, Burdur’a sevk edildiğini öğrendi. Akşehir’deki evini kapatarak kızı Saba'yla birlikte İstanbul’a döndü ve çocuğu burada okula başladı.
“Boşanmayı kabul ederek jest yaptı”
Eşinin hüküm giymesi, hayatlarının bu denli farklı olması, Abacı’nın sahneleri bırakması artık başlardaki gibi kabul edilebilir olmadı Abacı için. Boşanmaya karar verdi ama ‘mafyanın kitabında boşanmak yoktu.’ Abacı, 1983 yılında boşandığı eşinin bunu kabul etmesini, ‘jest’ olarak nitelendirdi:
“Onlar mafya tipler… Beraber olduğu kadınlara hükmederler, özgürlük tanımazlar ki… Boşanmak onların kitabında yazmıyor. 16 yıl ceza yediğinde ‘Ben bu kadar süre evde oturup bekleyemem, senin ailenin içinde yaşayamam, gazinoda çalışmadan yapamam, yaşam tarzlarınız çok farklı, anlayış göster bana ve boşanalım’ dedim. ‘Peki’ dedi. Onun bana yapmış olduğu bir jestti bu…
Mafya işlerine ne beni sokardı ne ben bilirdim. Onun kendine göre dünyası, babayiğitliği vardı. Dürüst bir insandı, onu bilirim.”
'Yasemen' şarkısının getirdiği gazino cinayeti18 Şubat 1983’te yine bir gazino kurşunlandı. Bu kez Hasan Heybetli değil, erkek kardeşi Abbas Heybetli bir cinayet işlemişti. Olay basına “’Yasemen’ şarkısı gazinoyu kana buladı” diye yansıdı. Abisi cezaevindeyken Abbas Heybetli, Stardust Gazinosu’na gitti ve ‘Yasemen’ şarkısını söyleyen Gönül Yazar’a “Yengemin şarkısını okuma” dedi. Çıkan tartışmada gazino sahibi Turgut Akyüz’ü öldürdü ve kayıplara karıştı. Ailenin en küçüğünün de ‘elini kana bulaması’ şu sözlerle anlatıldı: “Heybetli ailesinden baba Heybetli öldü, Ramazan öldürüldü. Hasan ve Cengiz cezaevinde, yeni olayın sanığı Abbas ise firarda.” Abbas Heybetli bir hafta sonra yakalandı ve ifadesinde abisinin eşi Muazzez Abacı sebebiyle gazinoculara düşman olduğu için cinayeti işlediğini söyledi. Heybetli ifadesinde, “Gönül Yazar’ın söylediği Yasemen şarkısı, bana yengemi hatırlattı, şarkıyı kesmelerini söyledim ve sinirlenip bana engel olmaya kalkan Turgut Akyüz’ü vurdum” demişti. |
İkinci evlilik: Kızım Saba istedi, tek bir şart koştum…
1987’de yeni infaz düzenlemesinden faydalanarak “şartlı tahliye” oldu Hasan Heybetli. Aradan geçen yıllara rağmen Abacı’nın kapısına gitti ve bir kahve içmek istediğini, kızı Saba'lya konuşmak istediğini söyledi. Abacı kabul etti:
“İkisi konuştular, sonra ben yanlarına girdim. Saba bana, ‘Anne yıllarca hapishanede seni düşünerek yaşamış, bu kadar büyük sevgiye karşıya gelinmez’ dedi. Ne olduğunu söyleyemem ama bir şart sundum, kabul etti… Sonra tekrar evlendik.”

Abacı ve Heybetli, ikinci kez evlendi
İkinci kez evlendiği Hasan Heybetli’nin hayatına izleyen yıllarda başka bir kadın girecek ve 1993 yılında tekrar boşanacaklardı.
Heybetli daha sonra evlilikler yaptı, ancak iletişimleri kopmadı:
“Benden sonra o üç kere evlendi. Gazetelerden gördüm. Beni hâlâ arıyordu, ‘evlenmişsin’ dedim. ‘Yok öyle bir şey’ dedi, gülüştük. Çok güzel, genç genç hanımlar aldı. Herhalde yaşlandım diye beni bıraktı. Ben tekrar evlenmeyi düşünmedim. Ömürlük bir ilişki oldu bizimkisi.”
“Yüreğimde, kanımda, canımda her zaman Muazzez Hanım olacaktır”
Heybetli’nin hayatı, geçen yıllara rağmen durulmadı. “Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak” suçundan yeniden cezaevine girdi. 2005 yılında tahliye oldu ve ertesi yıl Abacı’nın kapısına üçüncü kez gitti Heybetli:
“Bizde küllenmeyen bir aşk vardı. Zaten birbirimizi gördüğümüz an o aşkı anlıyorduk. Bunun olması için dua ediyordum. Onsuz yaşamak bana haramdı. Arayıp kahveye geleceğimi söyledim. Oturduk, konuştuk. Kendisine söylemem gereken şeyleri söyledim. Karar verdik, bir daha ayrılmamak üzere el tutuştuk. Ondan ayrı geçirdiğim saniyeler bana en acı, en ızdırap veren günlerdir. Gençliğimin verdiği fevri hareketlerimle en güzel zamanlarını ona kötü geçirdiğim kanaatine vardım. Ama aşktı. Ona gözlerimle bile ihanet etmedim. Bundan sonra hayatıma ondan başka kimse giremez, girmeyecektir. Yüreğimde, kanımda, canımda, yürüdüğüm yolda her zaman Muazzez Hanım olacaktır.”
Abacı da Heybetli'yle ilgili hiç olumsuz bir şey söylemedi, yıllar geçmesine rağmen tartışılan birlikteliğini 2006 yılında Sabah’a “Ona her zaman sonsuz sevgi ve saygı duyarım. Her zaman benim can dostumdur. Bizim ilişkimiz aşkın da ötesinde bir şey. Biliyorum ki, başıma bir şey gelse Hasan hep yanımdadır, yanımda olacaktır” diyerek anlattı.
Çiftin üçüncü kez evlenecekleri konuşuldu ama evlenmediler, dost kaldılar.
Hasan Heybetli, 2009 yılında yeniden tutuklandı
Hasan Heybetli’nin adı 2009 yılında bir cinayete daha karıştı. Beşiktaş’taki Fatih Edremit cinayeti sırasında dönemin ünlü ‘kabadayılarından’ olan Dündar Kılıç’ın torunu Onur Özbizerdik'le birlikte evdeydi, ikisi de tutuklandı. Özbizerdik, Heybetli’nin cinayeti ‘Muazzez Abacı bahsi geçtiği’ gerekçesiyle işlediğini öne sürdü. Heybetli reddetse de 25 yıl cinayetten hüküm giydi. Hasan Heybetli, Abacı hayatını kaybetmeden tam sekiz ay önce, Mart 2025’te, İzmir’de, cezaevindeki yatağında yaşamını yitirdi. 75 yaşındaydı.
Muazzez Abacı da, psikiyatri profesörü kızını ziyaret için gittiği ABD’de geçirdiği kalp krizinin ardından, doğum günü olan 12 Kasım’da hayatını kaybetti. 78 yaşındaydı.
Alaturka, herkesin hayatında sırasını bekler ve hükmünü icra edermiş. Muazzez Abacı, birçok şarkı ve albümle listelerin zirvesine çıkmış, gazino yıllarının unutulmaz assolistleri arasına adını yazmış, Vurgun albümüyle en geniş kitlelere ulaşmıştı. Ancak, en çok onun yorumuyla ünlenen bir şarkı daha vardı ki, Muazzez Abacı’nın Hasan Heybetli’yle serüveninin alaturka hâl tercümesi sayılırdı:
“Gözümde özleyiş gönlümde acı / Alnımda sevdanın sıcak teri var /
Bana benden yakın benden yabancı / İçimde gezen dolaşan biri var…”
Bestesi Selahattin İnal’a, sözleri Şemsi Belli’ye aitti bu şarkının. Makamı, Bûselik’ti…


