Hukukçu Ermaner, TMSF'nin TELE1'in satışa çıkarmasını yorumladı: Hem mülkiyet hakkı ihlal ediliyor hem de masumiyet karinesi işletilmiyor, ortada hüküm yok!

Hukukçu Ermaner, TMSF'nin TELE1'in satışa çıkarmasını yorumladı: Hem mülkiyet hakkı ihlal ediliyor hem de masumiyet karinesi işletilmiyor, ortada hüküm yok!

"Satış kararı basına müdahale etmenin farklı bir yolunu iktidara ve hukuka açıyor, bugün TELE1’e yapılan yarın Halk TV’ye Sözcü TV'ye de yapılabilir"

s

Ceza hukuku avukatı Enes Ermaner, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ'ın ‘casusluk’ soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından kayyım olarak atandığı TELE 1’i satışa çıkarılmasını T24'e yorumladı. Ermaner, "Burada hem mülkiyet hakkını ihlali hem de masumiyet karinesinin işletilmemesi söz konusu" dedi. Ermaner, TMSF'nin mülkiyet sahiplerinin yargılaması devam ederken mallarının satışa çıkarıldığı başka örnekler de olduğunu belirtirken, "Bunun bir basın kuruluşuna yapılıyor olması yeni bir uygulama. Çünkü bugün TELE1’e yapılan bu husus yarın bir gün Halk TV’ye yapılabilir, Sözcü TV'ye de yapılabilir, başka gazetelere de yapılabilir. Dolayısıyla bu aslında basına müdahale etmenin farklı bir yolunu da iktidara ve hukuka açıyor olabilir. Bu uygulama hukuki bir yolla savcılığın ve mahkemenin TMSF'yi aracılık yapmak suretinde bir basın kuruluşuna çökme hikâyesidir" ifadesini kullandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Ekim’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve İmamoğlu’nun siyasî danışmanı Necati Özkan hakkında casusluk suçlamasıyla soruşturma başlatmış, üç isim için 27 Ekim’de tutuklama kararı verilmişti. 24 Ekim akşamı TELE1’e Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nca Yeni Şafak yazarı İbrahim Paşalı kayyım olarak görevlendirilmişti.

ABONE OL

TELE1 ekibinin çoğu TELE2 üzerinden haberciliğe devam ederken ve Merdan Yanardağ henüz hâkim karşısına çıkmamışken dün TMSF, TELE1'i 28 milyon lira muhammen bedelle satışa çıkardı. TMSF ilan sayfasında yayınlanan ilanda ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık AŞ ve TELE1 Prodüksiyon Medya ve Reklam Hizmetleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi ‘malikler’ olarak belirlendi. Tutuklu gazeteci Yanardağ bu karara"28 milyon TL’ye ihaleye çıkarılıyor. Bu fiyat Tele1’in üç aylık işletme giderinden daha azdır. Çalışanlarımızın beş aylık maaş tutarı (geçen yıl) daha fazlaydı. Biz susmadık, ama onlar Tele1’i yağmalama ısrarını sürdürüyor. Kanalımızı yok pahasına satıp borçları da bize yıkmak istiyorlar. 28 milyon lira bir yağma fiyatıdır" ifadeleriyle tepki gösterdi.

Avukat Enes Ermaner, TELE1'in TMSF eliyle satışa çıkarılmasını, mülkiyet hakkı, masumiyet karinesi ve basın özgürlüğü bağlamında T24'e değerlendirdi. Ermaner, Yanardağ'ın henüz duruşmaya bile çıkmadan TELE1'in satışa çıkarılmasının masumiyet karinesine aykırı olduğunu söylerken, "Henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü yokken ne Merdan Yanardağ hakkında ne de TELE1'in herhangi bir suçla kullanılması hakkında kesinleşmiş herhangi bir yargı kararı yokken, TMSF bunun soruşturma aşamasında yönetimini devraldığı şirketi kovuşturma aşamasında şu anda satışa çıkartıyor. Burada hem mülkiyet hakkını ihlali hem de masumiyet karinesinin işletilmemesi söz konusu" dedi.

"Mahkûmiyet hükmü çıkmazsa kalan bedel iade edilebiliyor" 

Ermaner, TMSF'nin bu tür satışlara ilişkin sürecine dair, "Şirket satıyor. Satış bedelinden ödenmesi gereken borçlarını ödüyor. Sonra geri kalan parayı aslında faize koyuyor. Eğer karar sonucu TELE1'den örnek verirsek, kanal hakkında veya Merdan Yanardağ hakkında bir mahkûmiyet hükmü çıkmazsa o kalan bedeli iade edebiliyor. Ama burada baktığımızda özellikle Türkiye'de yasal faiz işletiyor o bedeli evet. Ama yasal faiz işlemesi o bedele o kanalın bir karşılığı olmuyor. Aslında o parayla tekrar o kanalı satın alamıyorsun veya tekrar kuramıyorsun. Dolayısıyla burada tamamıyla bir mülkiyet hakkının ihlali oluyor" ifadelerini kullandı.

"Satışa çıkarılıyor olması aslında TELE1'in yapmış olduğu yayın faaliyetiyle bağdaşıyor"

Ermaner, TELE1'in satışa çıkarılmasını basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı üzerinden şu şekilde yorumladı:

"Bu aslında bütün şirketler hakkında uygulanan bir süreç aslına bakarsanız. Dolayısıyla geniş perspektifte baktığımızda bu bir mobilya şirketi de olabilir. Bir araba şirketi de olabilir. Veya herhangi bir üretim şirketi de olabilir. Ama burada tabii ki bir televizyon kanalı olması basın ve ifade özgürlüğüne de dokunması anlamına geliyor bu kararı. Ve hakkında kesinlikle hiçbir şey herhangi bir mahkûmiyet hükmü yokken, bu kanal aracılığıyla herhangi bir suç işlendiği ortada değilken kesinleşmiş bir durum ortada yokken bu kanalın öncelikle kayyım atanması sonrasında da satışa çıkarılıyor olması zaten aslında TELE1'in yapmış olduğu yayın faaliyetiyle muhtemelen bağdaşıyor.

Buradaki aslında bir yargılama sürecinin belki de asıl amacı, TELE1'in yapmış olduğu yayın faaliyetini durdurmak. Ve savcılık ve mahkemede ve TMSF aracılığı ile bu amaçlarını yerine getiriyorlar. Burada sonuçta yargı aşamasında daha Merdan Yanardağ hakkındaki suçlama dahi belli değilken, Merdan Yanardağ daha karakolda ifade dahi vermemişken, kendi hakkının üzerine atıldığı suçlamaları bilmezken, TELE1'in ana haber merkezinin basılıp kayyımın direkt orada şirket yönetimi devralması aslında bu soruşturmanın bir amacının da TELE1'in ele geçirmesi olduğunu gösteriyor.

"Eskiden kaba kuvvet kullanılırdı, şimdi artık yargı kullanılıyor bu işlemleri yerine getirmek için"

Bu uygulama hukuki bir yolda savcılığın ve mahkemenin TMSF'yi aracılık yapmak suretinde bir basın kuruluşuna çökme hikayesidir. Siyasi iktidar zaten çok uzun zamandır siyasal yargılamalarla yargıyı bir araç olarak kullanıyor.

Bu da aslında yargının siyasallaştığının bize bir tezahürü olduğunu başka bir perspektiften bize gösteriyor. Siyasi iktidar, yargı silahını kullanarak bu işlemleri artık yerine getiriyor. Eskiden kaba kuvvet kullanılırdı şimdi artık yargı kullanılıyor bu işlemleri yerine getirmek için.

 TMSF tarafından şirketlerin satılması hususu açıkçası geçmiş zamandan beri devam eden bir uygulama. Bu yeni bir uygulama değil. Ama bunun bir basın kuruluşuna yapılıyor olması yeni bir uygulama. Çünkü bugün TELE1’e yapılan bu husus yarın bir gün Halk TV’ye yapılabilir, Sözcü TV'ye de yapılabilir, başka gazetelere de yapılabilir. Dolayısıyla bu aslında basına müdahale etmenin farklı bir yolunu da iktidara ve hukuka açıyor olabilir. Böyle bir yol açmak da istiyor olabilirler." 

"Satış iptal edilemez gibi duruyor"

Kayyum prosedürüne ilişkin konuşan Ermaner şu ifadeleri kullandı:

"CMK kapsamında kayyum atamasını gerçekleştiriyorlar. Sonra bunun TMSF'nin kendi kanununa dayanarak da yönetim uzayacağı için satış işlemlerini gerçekleştiriyor. Ama temel kanun aslında CMK. Ceza muhakemesi kanununa göre yapılıyor bu işlemler.

Şirket kayyumu, denetim kayyumu değil direkt olarak yönetim kayyumu olarak atandığı için ve bu yönetim kayyumu da şirketin satışına karar verdiği için kanalın TMSF aracılığı ile satışı gerçekleştirilecek. Bundan karşı bir hukuki yol var mı? Dediğim gibi daha önce yani bir buna ilişkin bir hukuki işlem varsa da daha önce bir örneğini görmedim. 

TMSF zaten savcılık alanında yetkiyle yani kayyum yetkisiyle bu işlemleri yaptığı için satış iptal edilemez gibi duruyor. Merdan Yanardağ'a beraat edecek olsa bile zaten bunu yasaya uydurarak yaptıkları için yine satışın iptali söz konusu olmayacaktır.

TMSF'nin yargılama devam ederken kişilerin mallarını satışa çıkarmasına ilişkin konuşan Ermaner, yakın zamanda gerçekleşen Dilan Polat, Papara ve Kasımpaşaspor Kulübü dosyalarından örnek vererek, bu tarz satışların özellikle son 10 yılda bir hayli arttığını ifade etti. 

"Bu hukuki bir uygulama değil, hakkında kesinleşmiş hiçbir hüküm yok" 

Ermaner, bu satışların hukuka uygunluğuna ilişkin olarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Bu hukuki bir uygulama olmuyor. Çünkü burada hakkında kesinleşmiş hiçbir hüküm yok. Dolayısıyla aslında işlemiş olduğu kesinleştiği bir suç yok. İlk derece mahkemesi karar verse bile suç işlediğine dair bunun İstinaf aşaması var, Yargıtay aşaması var. Dolayısıyla bu kararın bir hüküm verilse bile bu hükmün kesinleşmesi en iyi ihtimalle zaten rutin yargı süreçlerinde 5 sene. Dolayısıyla burada hani 5 sene öncesinde böyle bir şirkete kayyum atanıp sonrasında satışa çıkardığınız tümüyle siz o kişiyi, o kanalın sahibini veya o şirketin sahibini peşin olarak cezalandırmış oluyorsunuz peşin hükümle. Bu aslında haksız tutuklulukla benzer bir durum. Tutukluluk durumunda siz kişinin özgürlük hakkını ihlal ediyorsunuz.

Şirketine çökerek böyle satma yoluyla da mülkiyet hakkını ihlal ediyorsunuz. Burada TMSF, 'Biz bu şirketlere el koyduktan sonra biz bu şirketleri yönetemeyiz. Biz bu şirketleri yönetemezsek batar. Ondan dolayı biz bu şirketlere batmasın diye satıyoruz' gibi bir mantık kuruyor."

"Merdan Yanardağ alacağı parayla yeni bir kanal kuramayacak"

Ermaner, TELE1'e belirlenen ücrete dair şu değerlendirmeyi yaptı:

"Nasıl ki icra-i ihalelerinde düşük bedeller belirleniyorsa satışa çıkan taşınmazlar için veya taşınırlar için bu TMSF'nin yaptığı ihalelerde de sanırım böyle bir durum söz konusu. Ancak zaten giden gitmiş oluyor, mal gitmiş oluyor. Kalan parası yani bugün Merdan Yanardağ'a beraat etmiş olsa bile alacağı parayla yeni bir kanal kuramayacak veya aynı kanalı tekrar satın alamayacak. Dolayısıyla burada tüm üyesinde aslında haksız bir uygulama var."

Ermaner, son yıllarda yapılan TMSF satışlarına ilişkin olarak şu ifadeleri kullandı:

"Bir şirketi değersiz gibi gösterip değersiz olacak bir paraya zaten çok zengin olan birine satıyorsun. Aslında zenginin malına zenginlik yapmış oluyorsun. TELE 1 mesela Ciner tarafından veya Albayraklar tarafından satın alındı. Yeni Şafak TV olarak devam etti mesela yayın hayatına. Bu aslında hem bir servet transferi normal şirketler için hem de basın açısından baktığımızda da zaten sınırlı sayıdaki muhalif basın üzerindeki elden çıkartılması anlamında geliyor."

"Ne olursa olsun bir kişi hakkındaki ceza hükmü kesinleşene kadar hala masumdur"

Ermaner, satışın kağıt üzerinde hukuka uygun olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Uğur Mumcu kitabında diyor adalet farklı bir şey hukuk farklı bir şey. Burada evet hukuki bir işlem yapıyor gözüküyor olabilirler ama bunun adaletli olmadığı gerçeğini değiştirmiyor bunu hukuki kılıfında yapıyor olmaları. Zaten hukuki bir araç olarak kullandıkları için bir sopa olarak bunları yaptıkları için... Görünürde bir kanuna uygunluk var ama asıl amaç farklı. Çünkü kanun diyor ki suç işlenmesinde kullanılan bir şeye ancak kayyum atayabilirsin.

Hüküm verilmemiş olmasının ek bir getirisi olarak burada bu insanın da beraat etme şansı var. Bu insanın bir masumiyet karinesi var. Ne olursa olsun bir kişi hakkındaki ceza hükmü kesinleşene kadar hala masumdur. Dolayısıyla burada Merdan Yanardağ'da masumiyet karinesi ekstra bir şekilde ihlal edilerek bu işlemler gerçekleştiriliyor.

Kâğıt üstünde hukuk uygun ama hukuk da kendi ellerinde oldukları için istedikleri gibi eğip bükebiliyorlar. Ama şimdi iddia şu. TELE1 vasıtasıyla bir suç işlendiği için TELE1'e kayyum atanıyor. TELE1 vasıtasıyla hangi suç işlenmiş ortada yok. Merdan Yanardağ'ın işlediği suç ne iddia edilen? Bunu ilişkin ortada bir delillendirme var mı? İddialarına baktığımızda yok. Dolayısıyla savcılık her ne kadar burada var dese de var diyerek bunu hukuka uydursa sulh ceza hâkimi de bunu kabul etse de aslında böyle bir şey yok. Bunları kendilerince kılıfa uyduruyorlar."

 

İlgili İçerikler