15 Temmuz darbe girişimine yönelik sosyal medya paylaşımı nedeniyle gözaltına alınan eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, ifadesinde, "Asıl eleştirdiğim ABD'dir ve Gülen cemaatinin darbeye kalkışacağını önceden bildiği hâlde bunca acının yaşanmasına sebep olan, gecikerek müdahale eden ilgili devlet birimleridir. Bu darbenin kazananı ABD'dir" dedi. "Devletin ilgili birimlerinin kalkışmadan haberdar oldukları hâlde gecikerek müdahale ettiğini" öne süren Mahruki, "Bu yüzden 251 vatandaşımız hayatını kaybetti" dedi. Mahruki, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçlamasını kabul etmediğini söylerken, avukatı Serhat Demirkıran da "paylaşımın ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu ve şiddet ve nefret çağrısı içermediğini" beyan etti.
Eski AKUT Başkanı Mahruki, sosyal medya hesabından, "15 Temmuz önceden fark edilmiş ancak rejim değişikliği için bir fırsat olarak görülerek bilerek engellenmemiş kontrollü bir şekilde kalkışılmasına müsaade edilmiş bir darbe girişimidir. Baş planlayıcısı ABD'dir, Fil'i feda etmiş, Vezir'i almıştır, Erdoğan'ı Şah yapmış Türk milletini Mat etmiştir" paylaşımında bulunmuştu. Mahruki, paylaşımının ardından "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçlamasıyla İstanbul'daki evinden gözaltına alındı.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
TIKLAYIN - Nasuh Mahruki 15 Temmuz paylaşımı nedeniyle gözaltına alındı
Mahruki, karakol ifadesinde şunları söyledi:
"Soruşturmaya konu olan Nasuh Mahruki rumuzlu sosyal medya hesabı bana aittir, burada yapılan yine soruşturmaya konu olan yukarıda okuduğunuz metinde yer alan benim de araştırma raporunda gördüğüm paylaşım benim tarafımdan yapılmıştır.
"Hakan Fidan'ın kendisini Hulusi Akar'ın bizzat uyardığı yönünde beyanı var"
Bu paylaşımda 15 Temmuz'un daha önceden fark edilmiş olduğu, devletin resmi kayıtlarında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen bir soruşturmada o zamanki adıyla Gülen cemaatinin ordu içerisinde bir hazırlık içinde olduğuna dair bilgiler geçiyordu, bir binbaşının girişimden 40 gün önce bu yönde hazırlık yapıldığı ihbarı vardı. Aynı zamanda Rus istihbaratının da bu konu hakkında uyardığı bilinmektedir. Daha yakın zamanda dönemin MİT müsteşarı Hakan Fidan'ın kendisini dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın bizzat uyardığı yönünde beyanı vardır orduyu içerde tutmasıyla alakalı. Dolayısı ile devletin ilgili birimleri Gülen cemaatinin YAŞ kararları öncesinde tasfiye edileceğini bildiği için böyle bir kalkışmayı öne almak zorunda kaldılar, nitekim onların da elleri ayaklarına dolandı.
"Devletin ilgili birimleri kalkışmadan haberdar oldukları halde gecikerek müdahale etti, bu yüzden 251 vatandaşımız hayatını kaybetti"
Bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanı bu kalkışmayı olay başladıktan sonra eniştesinden öğrendiğini söyledi, dolayısı ile devletin ilgili birimleri bu kalkışmadan birden fazla kaynaktan haberdar oldukları halde gecikerek müdahale edilmiştir, bu yüzden 251 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Polis Özel Harekat Başkanlığı uçaklarla bombalanarak çok sayıda şehit vermiştir. Bu gecikmenin çok ağır bedeli her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi benim de canımı çok yakmıştır. En önce eleştirdiğim konu budur, bu gecikme neden yaşandı? Eğer zamanında müdahale edilseydi 251 şehidi vermezdik.
"Rejimimiz kuvvetlerin birleştirildiği başkanlık sistemine geçti"
15 Temmuz sonrasında bu kalkışmanın sonuçlarından birisi de Atatürk'ün emaneti parlamenter demokratik rejimimiz, kuvvetler ayrılığına dayalı cumhuriyetimiz sona ermiş ve ABD'li eski Ortadoğu şefi Paul Henze'nin Türkiye için söylediği, 'Cumhuriyeti kuranlar işi sıkı tutmuşlar, sağlam temellere dayandırmışlar. Hükümeti ikna ediyoruz, Meclis çıkıyor karşımıza, Meclis'i ikna ediyoruz, yargı çıkıyor karşımıza, yargıyı ikna ediyoruz, ordu çıkıyor karşımıza. ABD çıkarları için Türkiye'de tek adam rejimi kurulması gerekmektedir' söylemi, ABD büyükelçisi Tom Barrack'ın sürekli Ortadoğu ülkeleri için uygun olduğunu söylediği şekilde rejimimiz kuvvetlerin birleştirildiği başkanlık sistemine geçmiştir. Bu işin planlayıcısı ABD'dir.
Ben burada satranç oyunundaki taşlara benzetme yapmaya çalıştım. Fil ABD'nin beslediği herkesçe bilinen Gülen cemaatidir, vezir parlamenter sisteme dayanan kuvvetler ayrılığı ilkesinin bulunduğu cumhuriyetimizdir, şah dediğim cumhurbaşkanı yetkilerinin yeni dönemde kuvvetler birliğine dönüşmesidir, mat dediğim ise Türk milletinin parlamenter sistemi kuvvetler ayrılığı ilkesini kaybetmesidir.
"Bu darbenin kazananı ABD'dir"
Paylaşım hakkında üzerime atılı olan 'Halkı kin, nefret ve düşmanlığa sürükleme veya aşağılama' suçunu işlemedim, bu üzerime atılı olan suçlamanın bu paylaşımdan nasıl çıkarıldığını anlamadım. Böyle bir niyetle bu paylaşımı yapmadım, asıl eleştirdiğim ABD'dir ve Gülen cemaatinin darbeye kalkışacağını önceden bildiği halde bunca acının yaşanmasına sebep olan gecikerek müdahale eden ilgili devlet birimleridir. Bu darbenin kazananı ABD'dir. Üzerime atılı olan suçlamayı işlemediğim için serbest bırakılmayı talep ediyorum."
Mahruki'nin avukatı: İfade özgürlüğü kapsamında, şiddet ve nefret çağrısı yok
Mahruki'nin avukatı Serhat Demirkıran, "İlgili kanun maddesi Halkın Sosyal sınıf ırk din mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmeyi düzenler. Müvekkilin atmış olduğu tivit ilgili kanun maddesinde düzenlenen suçun unsurlarını hiçbir şekilde kapsamamaktadır. Müvekkilin tweet'inde belirtmiş olduğu hususlar ABD tarafından düzenlenen darbe harekatını eleştirir mahiyettedir. Bu paylaşımda yer alan beyanların müvekkilimizin Anayasa madde 26 ve AİHS madde 10. da yer alan ifade özgürlüğü kapsamında olup siyasi eleştirilerini açıklamasından ibarettir. Şiddet ve nefret çağrısı bulunmamaktadır. Tiweet içeriği hem her vatandaş tarafından beyan edilebilecek hemde sosyal medya ve görsel medya üzerinde sık sık tartışılan beyan ve ifadeler içermektedir, iddia edilen suçun unsurları oluşmadığından müvekkilin salıverilmesini talep ederiz" beyanında bulundu.


