Zonguldak
“Sizin için hepsi ağaç tabii ama bizim için farklı farklı isimleri var bunların” diyor maden mühendisi Sadettin Şentürk, Zonguldak’ta, deniz seviyesinin otuz metre altında.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Etrafımız taş kömürüyle kaplı, burnumuza çam karkaslardan süzülen reçinenin kokusu geliyor. Önümüzde, gökyüzüyle aramızda kalan binlerce metreküp toprağı taşıyan muazzam bir ahşap yapı uzanıyor.
Yerin altı, üstündeyken sanılandan daha fazla güven veriyor insana. Asıl üretimin yapıldığı gece vardiyalarından birinde değiliz, şu anda sadece hazırlık ve tahkimat, yani güçlendirme yapılıyor toprağın altında, hava temiz, sesler yumuşak, her şey yerli yerinde.
Madenciler yaklaşan kışta evlerimizi ısıtacak elektriğin hammaddesini çıkarırken açtıkları yollarda olabildiğince taşı taşa taşıtıp sonrasında ahşap ve çelik karkasları yerleştiriyorlar. Açılan tünellerin etrafı görevlerine göre sarma, kama, belleme, domuzdamı gibi adlar alan kalaslarla destekleniyor, yer yer poligon kilit denen çelik yapılar kullanılıyor.

Kara elması bekleyen katırlar
Ahşap dokunun sıklaştığı, içinde bulunduğumuz rekup galerisi denen tünelin giderek daraldığı yerin ucunda kömürün çıkarıldığı ayak yer alıyor.
Çoğu zaman yüzleri görülmeyen, varlıkları baretlerine iliştirilmiş lambalardan ibaret madenciler, akşam vardiyası için taşıyıcı bantları yerleştiriyor.
Bir ucu kazmanın değdiği kömür oyuğuna uzanan bant, bir yere kadar yerçekiminin gücüyle taşıyor “kara elması”, sonrasında elektrikle çalışan zincirli bantlar devreye giriyor. Bandın sonunda kömürü yeryüzüne götürecek raylar üzerindeki metal vagonlar bekliyor, yani katırlar.
İlk deneme yapılıyor. Kömür parçaları metal oluklardan ilerledikçe çıkan ses, hem her şeyin yolunda olduğu hissini veriyor hem de bu düzenin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor.
Sığır sidiği, mutsuzluk ve umut
Zamanında Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) tarafından işletilen, sonrasında “verimli olmadığı” gerekçesiyle özel sektöre devredilen Maria Ocağı, bir yeraltı şehrini andırıyor. Girişi deniz seviyesinden 56 metre yüksekteki ağızı takip ederek desandreden aşağı inildiğinde Acılık, Çay ve Hacı Petro damarlarına ulaşılıyor. Biz Acılık Damarı’ndayız. Buradaki kömür gevrek ve yüksek kalorili olduğu için herkesin keyfi yerinde.
Ama işler her zaman bu kadar iyi gitmiyor.
Ekip bu noktaya gelirken yolda ufak bir planlama hatası yaparak damarı biraz ıskalamış. “Öyle olunca tadımız kaçıyor biraz tabii” diyor madendeki çavuşlardan Yasin Altınparmak. Yine de çok büyük bir sıkıntı yaşamamışlar ve yaptıkları hata onları biraz ilerideki verimli bir bölgeye ulaştırmış.
Ocağın kıvrımlarında yürürken kömürle taşın yer yer nasıl iç içe geçtiğini görmek mümkün. Bazı tünellerde sadece taş kazılıyor, madenciler bu tür yollara lağım diyor. Lağımlardan kömürün içine uzanan taban yolları açılıyor.
Galeri duvarlarından sızan, bazen çürük yumurtayı anımsatan kükürt kokulu sular bazı yerlerde bilek boyunu aşıyor.
Kollarını iki yana açsan kablolara ve havalandırma borularına dokunabileceğin dar tünellerde, kömür damarının incelip kalınlaştığı yerler görülüyor. Madenciler, kömür kalınlığının azaldığı yerleri çima olarak adlandırıp sıkma yapmış diyorlar. Yasin Çavuş’un tadını kaçıran şeylerden biri de bu çimalar. Çima kömürün sustuğu yer biraz da, arkasından ne geleceği belli değil.
“Kömür milyonlarca yıl boyunca oluşmuş bir tabakadır ama tekdüze değildir” diyor maden mühendisi Şentürk, “Yeryüzünü oluşturan tabakalar yıllar içinde hareket eder ve birbirini sıkıştırır. Bu hareketler yüzünden kömür damarlarının kalınlığı ve yönü değişir. Bazı yerde 6-7 metreyken, bazı yerde 50 santimetreye düşer. Damar düz gitmez; bazen eğim alır, bazen kırılır, bazen de tamamen kaybolur. O zaman yeniden kılavuz galeriler açıp kömürün izini ararız.”
Kıvrımlı yapısı sebebiyle sığır sidiği de denen bu yapının arasında aradıkları izi bulduklarında ne hissettiklerini anlatırken madencilerin yüzü gülüyor. Çalıştıkları şirket içinde bulunduğumuz ocağı 2030 yılında kadar işletme iznini almış, bulunan her kömür izi emeklerin boşa gitmemesi, çalışmaya, evi geçindirmeye devam etmek demek.
“Herkes ilk inişinde ürker biraz”
Bir diğer galeride çalışan lağımcı çavuş Cemil Genç bu işi 26 yıldır yapıyor. Babası da Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) emekli bir madenci olan Genç, ilk kez 16 yaşında, kaçak bir madende yeraltına inmiş.
“Korktum tabii, herkes ilk inişinde ürker biraz” diye hatırlıyor ilk gününü. Ama bu korkusu zaman içinde geçmiş, birlikte çalıştığı birçok arkadaşı gibi o da madene sevdalanmış. Panik atağı varmış, asansöre binemiyormuş ama madende hiçbir sıkıntı yaşamıyormuş.
Bu kadar yıldan sonra içine yine de korku düşüp düşmediğini sorunca, “Yook” diyor. “Kendi tahkimatımızı kendimiz yaptığımız için işimize güveniyoruz. Korku falan olmuyor.”
Aynı güven Şentürk’te de var. Mezun olduğundan bu yana aynı şirkette çalışan 34 yaşındaki mühendis, başka madenlere girmede sorunlar yaşadığımızdan bahsettiğimizde kendine güvenli bir şekilde gülümsüyor. “Bizim için siz misafirsiniz” diyor. “Zaten çekinecek bir şeyimiz de yok. İşimizi büyüklerimizden iyi öğrendik, düzgün bir şekilde de yapmaya çalışıyoruz.”

İşine ve arkadaşlarına güven
Galeriler arasında ilerlerken belindeki gaz ölçeri ara sıra kontrol ediyor, bir taraftan da açıklıyor: Taş kömürünün süngere benzeyen bir yapısı var, suyu da çevredeki gazları da hapsediyor. Bunlar arasında belli bir aralıkta patlayıcı olan metan gazı da var.
Madenciler sık sık taşınabilir dedektörler ya da sabit sistemlerle aşağıdaki gaz seviyesini kontrol ediyor. Havadaki metan oranı belli seviyelerin üzerine çıktığında önce tedbirler artırılıyor, sonrasında ise otomatik kesiciler devreye giriyor ve çalışmalar kademeli olarak duruyor. Tüm bunların amacı, ölüme sebebiyet verebilecek herhangi bir patlamanın önüne geçmek.
Neyse ki Maria Ocağı’nda böyle bir durum hiç yaşanmamış. “Bizim havalandırmamız çok iyi” diyor Şentürk. “Eğer madende ne yapacağınızı bilirseniz, işinizi düzgün yaparsanız endişelenecek şeyiniz azalır.”
Madende güven, sadece havalandırma sistemlerinden ibaret değil. “Yukarıda kavgalı olabilirsiniz ama aşağıda beraber hareket etmek zorundasınız,” diyor Yasin Çavuş. Madenciler aşağıda birlikte çalışırken bütün anlaşmazlıkları geride bırakıyor. “Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama güvenmek zorundayız. Canımız birbirine bağlı.”

Madenin belkemiği emekliler
Zonguldak’ta yaklaşık 14 bin madenci çalışıyor; bunun 10 bini TTK’da. Kurumdaki işçiler sendikalı oldukları için görece güvenceli. Kentin dört bir yanına yayılan ocaklarda çalışan işçilerin büyük kısmı çevre köylerden geliyor.
Manisa’nın Soma ilçesinde 2014 yılında yaşanan ve 301 madencinin hayatını kaybettiği katliamın ardından yapılan düzenlemelerle birlikte en düşük maden işçisi maaşı iki asgari ücret tutarına getirilmiş. Maden hiyerarşisinin tabanında yer alan ve yedek olarak adlandırılan işçiler aylık yaklaşık 44.000 lira kazanıyor. Sektörde birçok emekli işçi de çalışıyor.
“Emekli bizim belkemiğimiz” diyor Şentürk. Emekli olan madencilerin birçoğunun çok düşük maaşlar aldığını hatırlatarak, “Nasıl yaşasın bu insanlar o paralarla” diye soruyor. “Yaşayamıyorlar. O sebepten de birçok madenci, emekli olduktan sonra da çalışmaya devam ediyor.
İçlerinde ilk emekli maaşını bu ay olacak bir madencinin de bulunduğu gündüz vardiyası öğle arasının ardından yeniden madene inerken, Japon animelerindeki kaleleri anımsatan kontrol odasının bulunduğu üst katlara tırmanan ikinci genç eleman aranıp aranmadığını soruyor.
Tersine dönen göç
Kömürün bölgede bulunduğu 19. yüzyıl ortalarında, şimdi şehrin ortasından akan Üzülmez Deresi’nin etrafındaki sazlık ve bataklık bölgede yer alan küçük bir köy olan Zonguldak, maden ocaklarının yeni işçilere duyduğu bitmeyen iştah sebebiyle yaklaşık 150 yıl boyunca sürekli büyümüş ve gelişmiş.
Ancak 1980 sonrasında Türkiye’nin tamamını etkileyen özelleştirmeler ve devlet yatırımlarının azaltılmasıyla birlikte kentteki iş olanakları ve madenciliğin sağladığı imkanlar da gerilemeye başlamış. Zonguldak’taki birçok kişi, madencilik dışında iş imkanlarının kısıtlı olduğu şehrin uzun süredir göç almak yerine göç verdiğini söylüyor.
“Gençler Zonguldak dışına kaçıyor, çünkü iş yok” diyor maden mühendisi Şentürk. “Akdeniz, Ege’deki şehirlere gidin, kesin Zonguldak’tan gitmiş biriyle tanışırsınız.”

“Kömür üretmek kadar zevkli bir şey yok…”
İmkanların giderek azaldığı şehirde gidebilenler gidiyor, kalanlarsa tüm zorluğuna ve risklere rağmen yüzünü madene dönüyor.
İş için gelen gençler Şentürk’le görüşecekler, eğer kabul edilirlerse alacakları eğitimin ardından “Uğurlar ola” denerek desandreden aşağı yollanacaklar. Biraz ürkecekleri, belki lanet edecekler ama aşağıda geçen ilk günün sonunda ocağın ağzına ulaştıklarındaki “Geçmiş olsun” dileklerini duyunca büyük ihtimalle kendi kendilerine gülümseyecekler, geçmiş olacak.
“Kömür üretmek kadar zevkli bir şey yok” diyor genç maden mühendisi. “Kuleden döküldüğünü görüyorum ya, o kadar mutlu oluyorum ki.”
Haftanın son mesaisi bitmek üzere, saatlerdir hem denizi hem Zonguldak’ı döverek yağan yağmur biraz kesilmiş, aralardan güneş yüzünü gösteriyor. “Ama ne kadar zevkli olsa da aşağısı güllük gülistanlık değil” diye devam ediyor.
“Zor bir ortam. Fakat ne yapabiliriz ki? Yaşamamız, hayatta kalmamız lazım. Maden de bizi hayatta tutuyor, bize bir hayat veriyor.”


