Biyolojik silahlar: Hastalıklar nasıl silaha dönüştürülüyor?

Biyolojik silahlar: Hastalıklar nasıl silaha dönüştürülüyor?

Biyolojik silahlar yasak olmasına rağmen tehdit olmayı sürdürüyor. Yapay zeka ve biyoteknolojideki ilerlemeler, bu silahlara ilişkin riskleri artırıyor.

dw biyolojik silah
Biyoteknolojideki ilerlemeler hastalıkların anlaşılması ve tedavisi için büyük fırsatlar sunuyor. Aynı bilgi ve tekniklerin askerî amaçlarla kötüye kullanılabilmesi ise biyolojik silah tartışmalarının temel sorunlarından biri. Fotoğraf: Michael Rosenfeld/dpa/picture-alliance

Yapay zekâ yakın gelecekte biyolojik silahların geliştirilmesi için de kötüye kullanılabilir. Bilim kurgu gibi görünse de bu ihtimal artık bilim insanlarını, güvenlik kurumlarını ve uluslararası kuruluşları ciddi biçimde meşgul ediyor.

Çünkü biyoteknolojideki ilerlemeler, hastalık etkenlerinin giderek daha ayrıntılı incelenmesini ve değiştirilmesini mümkün kılıyor. Yapay zekâ sayesinde büyük miktarda veri daha hızlı analiz edilebiliyor. Uzmanlar bu nedenle modern teknolojilerin uzun vadede biyolojik silahların geliştirilmesi için de kötüye kullanılabileceğine dikkat çekiyor.

ABONE OL

Güvenlik kurumları da gelişmeleri kaygıyla izliyor. İngiltere iç istihbarat servisi MI5'ın Başkanı Ken McCallum, Ekim 2026'da yapay zekânın gelecekte mevcut, hatta yeni biyolojik silahların oluşturduğu tehdidi artırabileceği uyarısında bulundu. McCallum'a göre bu risk, "devlet dışı aktörler" olarak adlandırılan grupların elinde de ortaya çıkabilir.

Bilim ile kötüye kullanım arasındaki ince çizgi

Tartışmanın ne kadar güncel olduğunu ABD merkezli yapay zekâ şirketi Anthropic'in Eylül 2026'da yayımladığı rapor da gösteriyor. Şirkete göre, araştırmacıların Claude adlı yapay zekâ modelini olası biyolojik silah araştırmalarıyla bağlantılı biçimde kullanmaya çalıştığı birkaç girişim tespit edilerek engellendi.

Rapora göre bunlar arasında "gain-of-function" olarak adlandırılan araştırmalara yönelik fon başvuruları ile memelilere daha kolay bulaşabilecek kuş gribi varyantlarını inceleyen projeler de bulunuyordu.

Anthropic aynı zamanda bu tür araştırmaların hem tıbbi önleme hem de askerî amaçlarla kullanılabileceğini vurguladı. Meşru bilimsel çalışmalar ile olası kötüye kullanım arasındaki bu ayrımın yapılmasının zorluğu, modern biyoteknolojilerin denetlenmesindeki en büyük sorunlardan biri olarak kabul ediliyor.

Yüksek güvenlikli laboratuvarlarda tehlikeli hastalık etkenleri üzerinde yürütülen çalışmalar, aşı ve tedavi geliştirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Ancak aynı bilgi ve teknolojilerin askerî amaçlarla kötüye kullanılabilmesi, biyogüvenliğin temel ikilemlerinden biri. Fotoğraf: Olivier Douliery/Abaca/dpa/picture alliance

Biyolojik silah nedir?

Biyolojik silahlara ilişkin kaygılar aslında yeni değil. Biyolojik silah olarak kullanılabilecek çok sayıda hastalık etkeni bulunuyor. Bunlar arasında bakteriler, virüsler, mantarlar ve bazı biyolojik toksinler yer alıyor.

Bilinen örnekler arasında şarbon (Anthrax), veba, çiçek hastalığı ve botulinum toksini bulunuyor. Şarbon, en tanınmış biyolojik savaş etkenlerinden biri. Dayanıklı sporları çevrede uzun süre canlı kalabiliyor ve geçmişte devletlerin biyolojik silah programlarında da incelendi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile Birleşmiş Milletler Silahsızlanma İşleri Ofisi, biyolojik silahları insanlara, hayvanlara veya bitkilere zarar vermek amacıyla biyolojik maddelerin kasıtlı olarak yayılması şeklinde tanımlıyor.

Bir biyolojik silah genellikle iki unsurdan oluşuyor: biyolojik etkenin kendisi ve onu yaymak için kullanılan sistem. Uzmanlar virüs ya da bakteri gibi unsurları "ajan", bunların yayılmasını sağlayan araçları ise "taşıma sistemi" olarak adlandırıyor. Füzeler, püskürtme sistemleri veya kontamine edilmiş gıdalar bunlara örnek gösteriliyor.

Biyolojik silahlar, nükleer ve kimyasal silahlarla birlikte ABC silahları olarak adlandırılan gruba giriyor. Bunlar çoğu zaman kitle imha silahları arasında da sayılıyor.

Biyolojik silahlar; bakteri, virüs veya toksin gibi biyolojik etkenlerin insanlara, hayvanlara ya da bitkilere zarar vermek amacıyla kasıtlı biçimde kullanılmasına dayanıyor. Bu nedenle hem biyolojik etken hem de onu yaymaya yarayan sistem önem taşıyor. Fotoğraf: AP

Kimyasal silahlardan farkı ne?

Biyolojik ve kimyasal silahlar arasındaki temel fark, etki mekanizmasında yatıyor. Kimyasal silahlar insanlara sarin veya hardal gazı gibi kimyasal maddelerin zehirleyici etkisiyle zarar veriyor. Etki çoğu zaman saniyeler veya dakikalar içinde ortaya çıkıyor. Birinci Dünya Savaşı'ndaki klor ve daha sonra hardal gazı saldırıları ile Suriye iç savaşında sinir gazı sarinin kullanılması buna örnek gösterilebilir.

Biyolojik silahlar ise bulaşıcı hastalıklara neden oluyor. Etkileri saatler, günler, hatta haftalar sonra ortaya çıkabiliyor. Bazı hastalık etkenleri insandan insana da yayılabildiği için sonuçlarını öngörmek çok daha zor olabiliyor.

Basitleştirerek söylersek, kimyasal silahlar doğrudan zehirleyici etkileriyle zarar verirken biyolojik silahlar hastalık oluşturuyor. Özellikle insandan insana yayılabilme ihtimali, biyolojik silahları hesaplanması güç bir tehdit haline getiriyor.

Kimyasal silahlar zehirli maddelerin etkisiyle kısa sürede zarar verir. Biyolojik silahlarda ise hastalık etkenleri devreye girer; bu fark, tehditlerin yayılma ve kontrol biçimini de değiştirir. Fotoğraf: David Zalubowski/AP/dpa/picture alliance

Biyolojik silahlar dünya genelinde yasak mı?

Evet. Biyolojik silahlar uluslararası alanda yasak. Biyolojik Silahlar Sözleşmesi (Biological Weapons Convention - BWC) 1975'te yürürlüğe girdi. Sözleşme, biyolojik ve toksin temelli silahların geliştirilmesini, üretilmesini, depolanmasını, devredilmesini ve kullanılmasını yasaklıyor.

Sözleşme, yalnızca biyolojik savaş araçlarının savaş yöntemi olarak kullanılmasını yasaklayan 1925 tarihli Cenevre Protokolü'nün devamı niteliğinde değerlendirilebilir. Sözleşmeye 189 ülke taraf. Mısır, Suriye veya İsrail gibi bazı ülkeler sözleşmeyi imzalamadı ya da onaylamadı. Sözleşmeyi onaylayan ülkeler, sahip oldukları tüm stokları, üretim tesislerini ve taşıma araçlarını imha etmeyi de taahhüt ediyor.

Kimyasal silahlar da uluslararası alanda yasak. Ancak bunların denetimi çok daha gelişmiş kabul ediliyor. Kimyasal Silahlar Sözleşmesi, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) tarafından denetleniyor. Örgüt incelemeler yapabiliyor ve kimyasal silah stoklarının imhasını kontrol edebiliyor.

Biyolojik silahlarda ise bugüne kadar benzer bir denetim sistemi kurulmuş değil. Devletler, denetimlerin tıp, ilaç sanayisi veya biyoteknoloji alanındaki hassas araştırma verilerini açığa çıkarabileceğinden endişe ediyor. Bu nedenle biyolojik silahların kontrolü büyük ölçüde şeffaflığa, gönüllü bildirimlere ve uluslararası güvene dayanıyor.

Yasağın tek başına kullanımın önüne geçmeye yetmediğini gösteren en bilinen örneklerden biri 2001'de ABD'de yaşandı. 11 Eylül saldırılarından birkaç hafta sonra şarbon sporları içeren mektuplar gönderildi. 22 kişi enfekte oldu, beş kişi hayatını kaybetti.

Biyolojik silahlar uluslararası alanda yasak olsa da ordular olası biyolojik ve kimyasal tehditlere karşı koruyucu tatbikatlar yapmayı sürdürüyor. Bu hazırlıklar, yasağa rağmen tehdidin güvenlik planlamasında hâlâ ciddiye alındığını gösteriyor. Fotoğraf: Scott Nelson/Getty Images

Biyolojik silahların tespiti ve denetimi neden zor?

Biyolojik silah programlarını ortaya çıkarmak, nükleer veya kimyasal silahları denetlemekten çok daha zor. Çünkü biyolojik silahların geliştirilmesinde kullanılabilecek birçok teknoloji aynı zamanda sivil amaçlarla da kullanılabiliyor. Aşı veya ilaç geliştirmek için kullanılan aynı laboratuvar ekipmanları teorik olarak askerî araştırmalarda da kullanılabilir.

Uzmanlar bunu "çift kullanım" yani "dual-use" sorunu olarak tanımlıyor: Aynı araştırma hem barışçıl ve tıbbi hem de askerî amaçlara hizmet edebiliyor.

Buna bir de biyolojik bir saldırının ilk aşamada doğal bir salgın gibi görünebilmesi ekleniyor. Bir hastalık etkeninin kasıtlı olarak mı yayıldığı, yoksa doğal yollarla mı ortaya çıktığı çoğu zaman ancak kapsamlı araştırmalar sonucunda anlaşılabiliyor.

Belki de bu nedenle biyolojik silahlar tarih boyunca tekrar tekrar kullanıldı. Tarihî kayıtlar, zehirlenen kuyulardan kuşatmalar sırasında salgın hastalıklardan ölen kişilerin cesetlerinin kullanılmasına kadar çeşitli örneklerden söz ediyor. Ancak bu yöntemlerin gerçekte ne kadar etkili olduğu tartışmalı.

Deutsche Welle
İlgili İçerikler