Deprem ve nükleer kazadan 15 yıl sonra, tiroid kanseri çocuk hastaların Japon mahkemelerinde adalet savaşı sürüyor

Deprem ve nükleer kazadan 15 yıl sonra, tiroid kanseri çocuk hastaların Japon mahkemelerinde adalet savaşı sürüyor

Mağdurlar, yaşlandıklarında değil de küçük yaşta kansere yakalandıkları için şimdiye kadarki hayatlarının tamamında bu hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldıklarını, evlilik, çocuk sahibi olma gibi önemli kararlarda zorluk yaşadıklarını söylüyorlar. Fukushima nükleer kazasının yaşandığı bölgede sosyal baskı ve bölgenin rehabilitasyonunu kötü etkilediği bahanesiyle tiroid kanseri vakalarından bahsetmelerinin tabu haline getirildiğinden yakınıp, kanser hastası olduklarını konu-komşularından bile sakladıklarını söylüyorlar

japonya depremi 11 mart
Japonya'da, 11 Mart 2011'de yaşanan depremden bir an

11 Mart 2011’de Japonya sıradan bir günü yaşarken saat 14:46’da ülkenin Pasifik Okyanusu kıyılarındaki Oshika Yarımadası’nın 72 kilometre açığında deniz altında oluşan 9.1 Richter şiddetinde mega depremle tam altı dakika boyunca sarsıldı. 

Meydana geldiği bölgeden hareketle Büyük Tohoku Depremi adıyla anılan ve dünya tarihinde dördüncü en büyük deprem olarak kayda geçen depremden sadece 30 dakika sonra gelen dev tsunami Fukushima kıyı eyaletini vurup iç kesimlere doğru hızla ilerlediğinde gerisinde 20 bin ölü ya da kayıp kişi, 6 bin yaralı ve 230 bin kişiyi de evsiz bıraktı.  

ABONE OL

Bundan tam 24 saat sonra yani 12 martta ise üçlü felaketin üçüncüsü meydana geldi.  

Bir önceki günkü deprem ve tsunami Fukushima kıyılarında yer alan Daiichi Nükleer Santrali’nin elektrik sistemini kullanılmaz hale getirince reaktörlerin soğutma sistemini çalışıracak jeneratörlerin enerjisinin bitmesiyle aşırı ısınan reaktörler oluşan hidrojen gazının da etkisiyle büyük bir gürültüyle patladı. Japonya maliyeti bazı kaynaklarca 300 milyar dolar olarak tahmin edilen korkunç bir çevre felaketiyle karşı karşıyaydı.            

Tüm bu olayları korku filmi izler gibi birebir yaşayanlar arasında çocuklar ve gençler de vardı. Bazıları ileriki yıllarda tiroid kanserine yakalanacak ve bundan nükleer patlamada çevreye ve suya yayılan radyasyonu sorumlu tutacaklardı. 

Facianın yıldönümünde Tokyo’da düzenlenen basın toplantısında Kanagawa’da bir kliniğin başında bulunan iç hastalıkları uzmanı doktor Motomi Ushiyama ile o gün çocuk bugün yetişkin olan kanser hastalarını ve ailelerini temsilen avukat Kenichi Ido konuştu.  

Fukushima nükleer reaktör kazası sonrasında çocuklarda tiroid kanseri vakalarının arttığını söyleyen iç hastalıkları uzmanı doktor Motomi Ushiyama (sağda) ve avukat Kenichi Ido (sağda)

Nükleer patlama tiroid kanseri patlamasının nedeni mi?

Bu sorunun yanıtı sorduğunuz kişiye göre değişiyor. 

Japon hükümeti ve Daiichi Nükleer Santrali’nin de sahibi kamu elektrik şirketi TEPCO (Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketi) böyle bir bağlantıyı gösterir güçlü bir delil olmadığını söyleyip, bölgedeki çocuk ve ergenlerdeki tiroid kanseri artışını iki nedene dayandırıyor: Birinci neden, “hasat etkisi” denilen, daha sonra kendilerinde kanser gelişebilecek kişilerin erkenden tanı alması. İkinci neden ise yöre halkının normale ve eskiye göre çok sıkı takip edilmesinin doğal bir sonucu olan ve örneğin dünyada meme kanserinin artışında da olası bir faktör olarak belirtilen “aşırı tanı”, yani “overdiagnosis”. Her iki durumda da çocukların ve gençlerin hayatı boyunca belirti göstermeyen ve bir sorun yaratmayacak olan tümörlerin erken ve çok sık tespiti sonucu vaka oranının artmış gibi göründüğü iddia ediliyor. 

TEPCO’nun argümanında dayanak noktasının UNSCEAR (Birleşmiş Milletler Atomik Radyasyon Etkileri Bilimsel Komitesi) raporları olduğu anlaşılıyor. 2011’deki kazadan sonra UNSCEAR’ın 2013’teki incelemesi sonucu yazılan ve en son 2021’de güncellenen raporlarda bölgede yetişkin ve çalışanların kanser oranının sabit kaldığı, tespit edilen radyasyonun doğumsal ve kalıtımsal bozuklukları etkilemediği, radyasyona en fazla maruz kalmış çocuklar arasında tiroid kanseri vakalarının artması riskinin “teoride” kabul edilmekle beraber en fazla radyasyon görülen Nakadori bölgesinde bile maruziyet dozlarının 12 mSV (milisievert) gibi düşük bir seviye olduğu belirtiliyor.     

Dava açan hastalar ve destekçileri ise nükleer kazanın sağlık açısından etkileri konusunda farklı düşünüyor. 

Mağdurların tuttuğu araştırmacıların analizleri patlamanın olduğu günlerde Fukushima Eyalet Hükümet Konağı çevresinde kalan bir yaşındaki bir çocuğun bile 12 saat içinde 60 mSV’lik radyasyona maruz kaldığını söylüyor. UNSCEAR’in verilerinin o günlerde bölgedenin havasındaki ve sebze-meyvedeki kirlenmeyi göze almadığını iddia ediyor. Japonya’da 1998-2007 yılları arasında milyonda 14 civarında olan 19 yaş altı tiroid kanseri vakalarının nükleer kazanın olduğu 2011 yılından itibaren ise taranan 380 bin çocuk ve gençten en az 408’i gibi çok yüksek bir orana ulaştığını ve bunun da radyasyona maruziyetten başka bir şeyle açıklanamayacağını söylüyorlar.    

Doktor Ushiyama, hastalarının her gün kendilerine “Ben niye tiroid kanseri oldum?” sorusunu sorduklarını ama cevabın bunca yıl sonra hala verilememesinin çok acı olduğunu söyledi. Ushiyama, geçmişte Çernobil’den ders çıkaran hükümetin depremden sonra kısa sürede bölgede 18 yaş altı 380 bin çocuk ve ergeni tiroid ultrasonu taramasından geçirdiğini ve testleri de iki ila beş yılda bir tekrarladığını anlattı. 

361 kişide kanser teşhisi veya şüphesinin oluştuğunu, kayda alınmayan 50 ayrı tiroid kanseri vakasının da tespit edildiğini, yanı sıra tekrarlayan vakalar veya akciğere metastaz yapmış vakaları görmeye devam ettiklerini söyleyen Ushiyama, hastaları acı çektiği sürece onların sorduğu soruya cevap aramanın bir doktor olarak sorumluluğu olduğunu söyledi.

Söz alan avukat Kenichi Ido da nükleer kaza sonucu çıkan radyasyona bağlı olarak tiroid kanserine yakalandıklarını iddia ederek TEPCO aleyhine dava açan ve o zamanlar altı ila 16 yaşındaki altı kız bir erkek toplam yedi genç yetişkinin hepsinin ameliyatla tiroidlerinin tümörlü kısmının alındığını ama tekrarlayan, akciğere veya lenf noduna metastaz yapanların ikinci ve hatta üçüncü ameliyatlara ve tedaviye muhtaç kalacaklarını söyledi. Çocuklarda ve gençlerde nadir görülen tiroid kanserinin oranının kazadan sonra bu kadar yükselmesinin nedeninin sadece hasat etkisi veya aşırı tanı ile açıklanamayacağı kanaatinde olduğunu belirtti.    

Çernobil örneği

1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombası, sonrasındaki nükleer bomba testleri ve son olarak da nükleer santral kazalarından insanlığın öğrenecekleri var.

Tarihte buna benzer bir durum 1986’da bugünkü Belarus-Ukrayna sınırındaki  Çernobil Nükleer Santrali’nde de yaşanmıştı.  Kazadan on yıl kadar sonra bilim çevreleri kaza ile kanser vakalarının doğrudan ilişkili olduğunu kabul etmemişlerdi. 

Ancak zamanla Belarus’un Gomel ve Brest bölgeleri ile Ukrayna’da gerçekleştirilen ve genç-orta yaşlı-yaşlı kuşakları kapsayan, IAEA (Uluslararası Atom Ajansı) gibi kuruluşlarca da onaylanan kapsamlı ve karşılaştırmalı araştırmalar kanserlerin nedeninin çocukken veya hatta anne karnındayken radyasyona maruz kalmaya bağlı olduğunu ortaya koymuştu. Prestijli tıp dergisi The Lancet’te yayınlanan 2002 tarihli bir makalede uzmanlar Çernobil faciasından sonraki dört-beş yıl içerisinde çocuk tiroid kanseri vakalarının arttığını ve 15-20 yıl içerisinde de en üst seviyeye ulaştığını belirtiyor. 

Mağdurlar, yaşlandıklarında değil de küçük yaşta kansere yakalandıkları için şimdiye kadarki hayatlarının tamamında bu hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldıklarını, evlilik, çocuk sahibi olma gibi önemli kararlarda zorluk yaşadıklarını söylüyorlar. Fukushima nükleer kazasının yaşandığı bölgede sosyal baskı ve bölgenin rehabilitasyonunu kötü etkilediği bahanesiyle tiroid kanseri vakalarından bahsetmelerinin tabu haline getirildiğinden yakınıp, kanser hastası olduklarını konu-komşularından bile sakladıklarını söylüyorlar.        

İlgili İçerikler